Diyabet hastalığı nedeniyle, her yıl yaklaşık 25 bin kişinin görme duyusunu kaybettiğini biliyor musunuz? O nedenle diyabeti kontrol altında tutmak, beslenmenize dikkat etmek, göz muayenelerinizi ihmal etmemek yapacağınız en doğru şeylerden sadece birkaçı...
Prof. Dr. Murat Öncel, şeker hastalığı ve göz hastalıkları arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıkladı.
Diabetes Mellitus, ya da halk dilindeki adıyla şeker hastalığına bağlı olarak en sık görülen göz bozukluğu, retina tabakasında oluşan hasardır bunun da adı diabetik retinopatidir. 20 ile 65 yaş arasındaki kişilerde en başta gelen körlük sebebidir.
Diyabetin başlıca iki tipi vardır:
Tip I dediğimiz genç yaşta(insüline bağımlı) ortaya çıkan diabetiklerdeki göz bozuklukları, Tip II yani yaşlılardaki diabetik hastalara göre çok daha hızlı ve ağır seyretmektedir. Diabetik retinopatinin gelişmesinde birçok risk faktörü vardır. Bunun en başında şeker hastalığının süresi gelir. Dört yıl veya daha az süredir şeker hastalığı olanlarda gözün etkileme oranı %15 iken, 15 yıldan fazla olanlarda gözün etkilenme oranı %90''dır.
Diyabet insan vücudundaki en ince damarları bozan bir hastalıktır. Göz, beyin ve böbreklerde bulunan bu ince damarlar diabette en erken bozulan damarlardır. Gözde oluşan belirtileri diğer organ belirtilerinden daha erken farkına vardığımız için diabet hastalığında gözlerin ayrı bir önemi vardır. Damarların bozulması sonucu sıvı ve kan damar dışına sızmakta ve böylece retina tabakasında ödem oluşmakta ve yeni oluşan frajil damarlar kanayarak görmenin azalmasına yol açmaktadır..
Genellikle hastalığın erken evrelerinde hastanın herhangi bir şikayeti olmamaktadır ayrıca ağrı da yoktur. Diyabeti olan hasta şikayetlerin ortaya çıkmasını kesinlikle beklememelidir. Hastada hiçbir şikayet olmadan retinopati belirtileri başlayabilir ve sadece muayene esnasında teşhis edilebilir, işte bu erken devrede tespit edilen göz bozukluğu gayet basit bir laser tedavisiyle tedavi edilerek körlüğe gidiş durdurulabilir.Yılda en az bir kere göz dibi muayenesi retina konusunda uzmanlaşmış bir göz doktoru tarafından yaptırılmalıdır. Makula(merkezi keskin görmenin sağlandığı retina bölgesi)''ya sıvı sızması sonucunda şiştiğinde bulanık görme ortaya çıkabilir. Bu durum makula ödemi olarak isimlendirilmektedir.Eğer retina yüzeyinde anormal yeni damarlar oluşursa, bu damarların göz içine kanaması sonucu ani görme kaybı ortaya çıkabilir.
Eğer diabet hastası iseniz teşhis edildiği andan itibaren ve en azından yılda bir kere detaylı bir göz dibi muayenesi yaptırmalı ve şunları aklınızda tutmalısınız:Diabetik retinopati hiç bir semptom olmaksızın gelişebilir. Bu ileri evrede hasta, görme kaybı açısından yüksek risk altındadır. Görmenizde değişiklik olsun veya olmasın erken tanı ve zamanında tedavi görme kaybını önleyebilir.
Eğer hastada diabetik retinopati tespit edilmişse daha sık göz muayenesi gerekebilir. İleri evre retinopatisi bulunan hastalar, zamanında tedavi ve düzenli takip sayesinde körlük risklerini %95 oranında azaltabilirler.
Kan şekeri ayarı iyi olmayan bir hastada yalnızca gözdibi takibi veya laser tedavisini gerektirecek evreye geldiğinde tek başına bu tedavi fayda sağlamaz. Diabetli hastalar üzerinde yapılan çalışmalar, kan şekerinin iyi kontrolünün retinopatinin ortaya çıkış ve ilerleyişini yavaşlattığını göstermektedir.
Floresein anjiografi ve optikal koherens tomografi(OCT) yöntemlerinden yararlanabiliriz.
Erken tanı ve tedavi ciddi görme kaybını %60 oranında azaltır. Günümüzdeki ileri tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde ciddi görme kaybı gittikçe azalmaktadır. Fakat yurdumuzda hala hastalarımız göz doktorlarına çok geç dönemde müracaat etmekte dolayısıyla tedavileri güçleşmekte veya tedavi edilemeyecek duruma gelmektedir.
Hastalarda herhangi bir belirti vermeden diabetik retinopati belirtileri gözde başlayabilir. Ancak bir göz doktorunun muayenesi sonucu erken dönemdeki göz bozuklukları tespit edilerek argon laser fotokaogulasyon tedavisiyle hastalığın ilerlemesi durdurulabilir. Laser fotokoagulasyon tedavisi çok basit olup ağrısız bir tedavi yöntemidir. Hangi hastaların laserden faydalanacağını floresein anjiografisi yaparak tespit ederiz. Geç dönemde gelen ve göz içi kanaması olan hastalarda ise vitrektomi dediğimiz ameliyat yöntemiyle hastaları tedavi edebiliriz.
Ileri evre retinopati argon laser ile tedavi edilir. Laser tedavisinde amaç kanla beslenemeyen(iskemik) alanların laser yardımıyla ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü kanla beslenemeyen bu alanlar göz içersine yeni damar oluşumuna neden olan bir madde salgılar. Oluşan bu yeni damarlar çok hassas ve ince oldukları için göz içersine kanayarak ani görme azalmasına neden olur. Tedavi genellikle iki veya daha fazla seansta tamamlanmaktadır. Laser tedavisi ancak mevcut görmeyi korumak amacıyla yapılr, hastaya daha iyi bir görüş sağlamaz, ilerlemiş ve görmesi çok bozulmuş vakalarda geriye dönüş yoktur, onun için hastalık ilerlemeden erken tanı ve gerekirse erken laser yapmanın en azından görmenin korunmasında yararı vardır.
İnsan vücudunda yapılan en hassas ve mikrocerrahi ameliyat yöntemidir. Tüm göz ameliyatları içinde en komplike olup her göz doktoru bu ameliyatları yapmamaktadır, ancak bu konuda üst ihtisas yapmış göz doktorları bu ameliyatları gerçekleştirebilmektedir. Bu ameliyat için özel bir mikroskop, vitrektomi aleti, çapı 1mm''den küçük özel pensetler ve makaslar, özel laserlerden faydalanmaktayız. Göz içi sıvısı(vitreus) değiştirilerek kanama ve membran/zarlar) alınmaktadır. Bu ameliyatlarda %90''lara varan başarılar elde etmekteyiz. Teknolojideki olabilecek en son yenilikler bu ameliyatlarda kullanılmaktadır. Son yıllarda aletlerin çapı 0.5mm''ye indirilerek ameliyatlar dikişsiz yapılabilmektedir. Böylece hastalar daha kısa bir sürede işbaşı yapmakta, ameliyat sonrası dönemi daha ağrısız ve daha konforlu geçirmekte, ayrıca hastalar daha kısa sürede iyileşerek görmelerine daha kısa sürede kavuşmaktadır.Ameliyat esnasında retina yüzeyinden soğan zarı inceliğinde zarları soyduğumuzdan cerrahların ellerinin hiç titrememesi lazım.
Vitrektomi denilen bu modern ameliyat yöntemi retina dekolmanı dediğmiz göz içi sinir tabakası yırtılmalarında, göz içi iltihaplanmalarında, travmalar sonrası göz içine kaçan yabancı cisimlerin çıkarılmasında, çocukluk çağı ve bebeklerdeki kataraktlarda, erken doğuma bağlı olarak uzun süre oksijen çadırında kalan bebeklerde görülebilen prematüre retinopatisinde(ROP) uygulanabilen bir ameliyat yöntemidir.
Kesinlikle hiçbir farkımız yoktur. Yurt dışında en modern merkezlerde uygulanan tüm teknik ve bilgiye sahibiz. Bunun en güzel kanıtıdı, Avrupa ve Amerikada ameliyatlarda kazandığım ödüllerdir(2003 Amerika Onur Ödülü, 2004-2005-2007 Retina Oscar Ödülü, 2006 Amerika Yüksek Onur Ödülü, 2005 Avrupa Birincilik Ödülü, İtalya''da ''Best of the Best'' Ödülü gibi...). En komplike ameliyatlar yurdumuzda başarıyla yapılabilmekte, hiçbir hastamızın herhangi bir ameliyat için yurt dışına gitmesine gerek yoktur.
Sonuçta diabetik retinopati ne kadar erken teşhis edilirse körlükle karşılaşma oranı o nispette azalır. Dolayısıyla şeker hastalığı tespit edildiği anda hastalar göz doktoruna gitmeli ve mutlaka en az senede bir defa retina konusunda uzmanlaşmış bir göz doktoru tarafından muayene olmalı. Şeker hastalığı olup hamile olanların ise hamileliği boyunca her üç ayda bir muayene olmalıdır. Sonuç olarak dünyada en fazla görme kaybına yol açan hastalık olan diabetik retinopatinin tek tedavisi, erken tanı gerektiğinde laser tedavisi, daha ileri dönemde ise vitrektomi denilen ameliyatın uygulanmasıdır.






