Hayat Eleştirmenlerimiz Türk şiirine nasıl bakıyor

Eleştirmenlerimiz Türk şiirine  nasıl bakıyor

Mustafa Kirenci, Ağustos Böceği Bir Meşaledir/Sezai Karakoç’un Bir Şiirinin 6 Yorumu adlı kitabı yayına hazırladı. Yine şiir ve eleştiri üzerine bir başka kitap ise Yılmaz Daşcıoğlu’nun Türk şiiri üzerine 10 şairden yola çıkarak yazdığı Bitmeyen Başlangıçlar adlı çalışma.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Görsel: Arşiv
Görsel: Arşiv

ALİM KAHRMAN

Türler açısından baktığımızda son yıllarda hikâyecilerimizin morali yüksek. Çünkü “öykümüz atakta”. Bu arada söyleyeyim: Kategorik olarak bakılırsa ben de onlardan biriyim. Hem hikâye hem de hikâye eleştirisi benim başat uğraşlarım arasında. Onun için, hikâyenin gözde bir tür olarak başarılı işlere imza atması, bağımsızlığını perçinliyor olması beni de doğrudan ilgilendirir. Fakat şiirden de vazgeçemem.

Aslında bu bir tercih sorunu değil. Şair olmayabilirim, ancak şiire inanan biriyim. İyi bir izleyici olmasam bile okuyuculuğuma güvenirim. Hikâye kadar değil elbet, ancak şiir üzerine yazdığım eleştirel denemeler de az değildir. Kısacası şiirden vazgeçemem, ondan beslenirim. Üstelik benim gibi düşünen hikâyecilerin çoğunlukta olduğunu da biliyorum.

Hikaye kadar önde değil bu son yıllarda şiir. Ancak iyi şiir yatağını aça aça akmasına devam ediyor. Biraz çağıltısız, fakat debisi düşmeden. Onu kucaklayacak, aynı ayarda şiir eleştirisi, şiir üzerine yazı var mı derseniz, işte orada biraz duraksarım. Ancak aynı soru hikâye için de sorulabilir. Beni doyurucu bir metin ağırlığı hikâye eleştirisi için de söz konusu değil. Halbuki hikâye üzerine yazılmıyor da değil. Hikâyeciler birbiriyle dayanışan bir topluluk; bu iyi. Birbirlerine iyi davranıyorlar, kolluyor görünüyorlar etraflarını; bu da iyi. Fakat dişe dokunacak eleştiri nerde? (Kendimi ayrı tutamam bunu söylerken).

İKİ KİTAP İKİ ELEŞTİRİ

Aslında şiir adına yüz ağartıcı iki kitaptan söz etmek için yaptım bu girizgahı. Asıl sözünü etmek istediğim ise Yılmaz Daşçıoğlu’nun (çıkalı biraz olmuş, benim yeni elime geçti) Şule Yayınları arasından çıkan Bitmeyen Başlangıçlar kitabı. Diğeri dumanı üstünde bir kitap: Mustafa Kirenci’nin hazırladığı Ağustos Böceği Bir Meşaledir/Sezai Karakoç’un Bir Şiirinin 6 Yorumu (Büyüyen Ay Yayınları)... Önce bu ikincisinden söz edeyim biraz: Kirenci, Sezai Karakoç’un adı geçen şiirini farklı tarih ve dergilerde yorumlayan altı kişinin bu yazılarını bir araya getirmiş. Başına bir sunuş da yazarak. Bence Kirenci’nin sunuşu da bir yorum kendi içinde; kitap altı değil yedi yorum içeriyor. Hazırlayanın sunuşunda en çok, kullandığı “şerh” sözü dikkatimi çekti benim. Yazılar modern eleştirinin birer ürünü, fakat bu şerh sözüyle yeni eleştirimize farklı bir ufuk, bir beslenme kaynağı gösterilmiş oluyor. Belki içindeki yazılar kadar bu yaklaşım şekli, hazırlayanın tutumu da değerli geldi bana. 1990-2013 arasında kaleme alınan o yazıları kitaptan ayrıca okursunuz. Sadece şunu söyleyeyim. Batılı algının bir eleştirisi var bu şiirde. La Fontaine’in o ünlü fabılına karşı çıkılıyor. Karakoç, yaz’ın bir eğlence değil yakıcı sıcağıyla bir çile dönemi olduğu, ağustos böceğinin ise sesiyle bir uyarı ve muştuyu gerçekleştiren, adanmış bir imân adamı tipini karşıladığını ortaya koyan yeni bir yorum getiriyor. Karınca mı ağustos böceği mi diye bir tercih yok şiirde; ağustos böceğine yapılagelen haksızlığın düzeltilmesi var. Kitaptaki yazılarda geçmeyen; şairin/yazarın Gündönümü (1977) kitabından kısa bir alıntı yapmak istiyorum burada. Yazının başlığı “Yaz”: “Yaz ki, Tanrı’nın mevsim nimetlerinin hasat vaktidir, bir yandan onu dolu dolu yaşarken, bir yandan da, kışın hazırlığını görmek düşer, bu nimete kavuşmuş insanoğluna.”

AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA MESELESİ ASLINDA BASKA

“İnsan’da ağustos böceğinden bir yan, karıncadan bir yan vardır. Bir de ikisin aşan bir yan. Mevsimi, mevsimin saat ve anlarını, bütün bu cepheleriyle yaşadığı vakit, hakkını vermiş olacaktır yazın, insan. Yazın hakkını vermek demekse, kışın, baharın, sonbaharın, bütün mevsimlerin hakkını vermek demek olacaktır.”

Kitabı okurken Karakoç’un bu sözlerini de hatırlayın.

ON ŞAİRDEN TÜRK ŞİİRİNE DOĞRU

Yılmaz Daşçıoğlu’nu bugünkü tablo içinde, bir akademisyen olarak görenler, onun hakkında bir yargıya varırken sadece bununla yetinirlerse yanılırlar. Daşçıoğlu, 1980-90’lı yıllarda, Yönelişler dergisi etrafında yoğunlaşan sahih bir şiir iklimi içinde ilk açılımlarını yaşamış bir şair, şiir üzerine düşünceler demetlemiş bir edebiyat ve şiir eleştirmenidir. Oralardan çıkıp buralara gelmiştir. Fazla bilinmez ama yayımlanmış iki şiir kitabı vardır. Akademik birikimi, terkedilmeyen, sahip çıkılan bu ilk dönem duyarlılıklarını da içerdiği için değerlidir öncelikle. Bitmeyen Başlangıçlar kitabında görüyoruz ki, yoğun deneme lezzetleri içeren eleştirmenliği, geçtiği akademik süreç boyunca, modern yöntemlerle desteklenmiş. Buna paralel olarak sağduyu da artmış, dili tüm bunlarla olgunlaşmış, bir kıvam bulmuş.

Bitmeyen Başlangıçlar kitabının adına vuruldum ilkin ben. Pekala bir şiir ya da bir öykü kitabına da ad olabilirdi. Ancak bir eleştiri kitabı için de belli anlamlar yüklenmiş. Yazar bu adı, Türk şiirinin her dönemde (adeta öncesiz gibi) yeniden yaşadığı hamleleri, yeni başlangıçları düşünürek kitabına koymuş. Ben, bu sözün, kitapta bir araya getirilen yazıların durumunu da karşıladığını düşünüyorum. Her yazı, dönemiyle beraber ele aldığı her bir şairin dünyasına birer giriş kapısı, başlangıç aynı zamanda. Devamları yazılabilir. O, Recaizade’den Ebubekir Eroğlu’na kadar ele aldığı on şairle (Mehmet Akif, Ziya Gökalp, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt) modern Türk şiiri hakkında bir bütünlük elde etmiş oluyor.

Daşçıoğlu’nun dil başarısısından da söz ederek yazımızı noktalayalım. Eleştiride özgünlük metnin kendi kavramlarını var etmesine bağlıdır bir bakıma. Deneme de öyle, kendi yeni ifade buluşlarını içinde taşır o da. Bir dil inşasıdır. Bazı örnekler vereyim: “hayat temas etmeyen bilgi”, “anlamı tesadüfe bırakmamak”, “varoluşçu-dindar bir estetik”, “anlam krizi”, “varlığına çarpma”, “uyuyan toplumun bir rüyası”, “medeniyet kurucu temel kavram”, “kitabi söz dizimi”, “konuşma ve yazı dilinin standartlarını zorlama” ... Bunların çoğu yazarın kendi kullanımlarıdır. Ancak onların orijinalliği ve asıl anlamları bağlamları içinde kendini gösterir.

Edebiyat zevki 
ölçülebilir mi?
HAYAT
Edebiyat zevki ölçülebilir mi?

Kantolar için bir başlangıç
HAYAT
Kantolar için bir başlangıç

Sessiz feryat: Doğu Türkistan
HAYAT
Sessiz feryat: Doğu Türkistan

İzmirli’nin 
eserlerini
yeniden okumak
HAYAT
İzmirli’nin eserlerini yeniden okumak
Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.