Üstad Necip Fazıl'ın oğlu Mehmet Kısakürek örtülü ödenek konusundaki gerçeğin kendilerinde ve babasının Menderes kitabında olduğunu söylüyor. Kısakürek, 'Nelere şahit oldum... O dönem hayatımızın en ıstıraplı dönemidir' diyor.
Şairler sultanı Necip Fazıl Kısakürek'in bir dönem yaşadığı bohem hayat ve içine düştüğü kumar illeti onu eleştirmek isteyenler için her zaman elverişli bir alan oldu. Ancak Üstad, önceden bu durumu tahmin etmiş olacak ki, Kafa Kağıdı, Babıali gibi eserlerinde yaşadıklarını ve nedenini, niçinini en ince ayrıntılarına kadar anlatmış, bunları geride bıraktığını ifade etmiş ve 'Ben geçmişimi dürdüm, büktüm ve kaldırıp çöpe attım, bu çöpleri ise ancak kediler ve köpekler karıştırır' demişti. Fakat Üstad hakkındaki itham ve eleştiriler sadece bu alanla sınırlı kalmıyor. Bir kumarhane baskınında orada olması, ırkçı olduğu, geçtiğimiz günlerde de örtülü ödenekten para alıp kumar için harcadığı gibi iddialar tekrar tekrar dile getiriliyor. Üstad Necip Fazıl'ın askerlik dışında bir an bile yanından ayrılmayan büyük oğlu Mehmet Kısakürek'e bu iddiaları internet üzerinden sorduk. Kendisini bulmuşken de evdeki Necip Fazıl'ı da konuştuk. Mehmet Kısakürek Üstad'ın onlara özel, hepsini kırıp geçiren espri ve şaka seansları olduğunu, babasının kritik açmazlarda hep annesine danıştığını anlatıyor. Kumarhane baskınının Demokrat Parti'deki Celal Bayar'a bağlı olumsuz kanadın eseri olduğunu söyleyen Kısakürek, örtülü ödenek iddiaları gerçeğinin hem kendilerinde, hem de babasının Menderes kitabında olduğunu söylüyor ve ısrarlarımıza rağmen bundan daha fazla bir açıklama getirmiyor. 'O dönem hayatımızın en ızdıraplı dönemidir' demekle yetiniyor. Tüm bu suçlamalar karşısında ne hissettiğini sorduğumuz Kısakürek, 'Hiç…' diyor, sonra ekliyor; 'Ne yapalım? Seviyelerine inip, yaşadıkları çukura inip gırtlaklarına mı yapışalım?'
Birkaç kelimeye sığdıramam. Onu baba olarak anlatmak bile kitaplık konu… Yalnız birkaç şey söyleyebilirim. Evvelâ müthiş bir hoşgörü… Ve nasıl bir sevgi, nasıl bir şefkat?.. Ve o sert görünüşünün arkasındaki görülmemiş yufka yüreklilik… Ve yine 'bize özel', hepimizi kırıp geçiren espri ve şaka seansları… Tabii neşesinin yerinde olduğu zamanlar…
Bu 've'ler uzar gider. Yalnız şu ödev konusuna dokunayım. Ödevlerden birine… Haydarpaşa Lisesinde okuyorum. Bir edebiyat hocamız var… Okulda lâkabı, bir harfle ifade edeyim; mesela (F…) Murat Bey (Bardakçı) daha iyi bilir; Orhan Veli'nin, bir zamanlar metresi olduğu rivayet ediliyor. Gençliğinde edebiyat toplantılarında şairlerle düşüp kalkmış. Bir gün 'babana selam söyle!' dedi. Söyledim. Babam önce güldü, sonra dedi ki: 'O (f) şimdi senin hocan mı?'
Lisede kompozisyon dersindeki notum hep 7 veya 8… Neden 9 veya 10 değil?.. Kolayı var, babama yazdırdım. O söyledi ben yazdım. Ödevler dağıtıldığı zaman, benim yazımın başında kırmızı kalemle yazılmış ders notum: '5'!.. Ve küçük bir ilave:
'Sen hiç böyle değildin. Ne oldu sana? Bu cümle düşüklükleri ve imlâ hataları sana yakışıyor mu? Baban görmesin!.. '
Babam çok gülmüştü.
Muazzam bir bağ… Annemin ileriye dönük hisleri çok kuvvetliydi. Dehanın, eşyanın arkasını gören sezişleriyle atbaşı gider, onu teyid ederdi. Evet, çok kritik açmazlar karşısında annemin fikrini çok merak ederdi. Bu bir imtihan mıydı, bilmiyorum ama sonunda anneme gülerek hep şöyle derdi:
'Neslihan pes doğrusu… Sen büyük kadınsın!'
'Kim baskın!' diye bir şey yok… O şimdiki modern (!) ailelerin meselesi… Aralarında muazzam bir uyum vardı. Tabii ki, hepimiz, babamın elinde olmadan üzerimize attığı görünmez bir ağın altında yaşıyorduk. Bu bir şahsiyet ağı… Annemin de yabana atılır tarafı yoktu. Babama karşı sesini yükselterek konuşan bir tek anneciğimi hatırlıyorum. Resme gelince; onun bir benzeri yok… Ben şimdi o resme sığınıyor, o resimde yaşıyorum.
Olur mu? Tam dersi; haz duydum, iftihar ettim. Ve hep ona hayran ateşli kalabalıklar önünde kendi liyakatsizliğimi düşündüm. Şimdi ise, günümüze bakarak kendime haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Ve şunu: Neden bana olan aşırı sevgisinde bir hikmet arayarak tesellimi bulmadım?..
Babanızın yazılarını dikte ediyordunuz. Büyük Doğu'yu sizin adınıza kurdurmuştu. Mutlaka ondan çok şey almışsınızdır fakat size özel bir eğitim verdi mi?
Hayır! Özel bir eğitim vermedi. Onunla her ânım ayrı eğitimdi. Tam 40 yıl –askerlik günlerim hariç- ondan bir ân bile ayrılmadım. Hiçbirimiz ayrılmadı. Kanatları altındaki sıcak iklimden… Zaten ne ayrılmak isteyen vardı, ne de bırakan…
Yalan!.. Daha doğrusu görülmemiş ahmaklık… Her halde bölümleri ayıran '………' işaretlerini üstadın çıkardığı yerler sanmışlar. Gülüyorum. Bir yandan da üzüntü duyuyorum. Muhataplarının haline bakın!..
Cephedeki düşmanlarımızın değil de, safımızda görünen Müslüman geçinenlerin haline… Liyakatsiz, idraksiz kerpiç kafalıların Üstad'la ilgili ifadelerine, davranış biçimlerine… Deli olurdum, deli!.. Saymakla bitiremem.
Hiç… Bu işin de gerçeği, hem bizde hem de bizzat Üstadın 'Menderes adlı kitabında mevcut… Tabii hangi gayeye hizmet ettiği tarafımızca malum çok aşağılık bir davranış… Ne yapalım? Seviyelerine inip, yaşadıkları çukura inip gırtlaklarına mı yapışalım?
Üstad'daki 'hakikat aşkı' gerek özel hayatında gerekse bütün eserlerinde onun en öne çıkan fakat atlanan özelliklerinden biridir. Başka ne söyleyeyim?
Cahillik, yobazlık, ahlaksızlık… O daima ırkçılığa bir ideoloji değil, sürüler halinde yaşayan hayvanlarda bile mevcut çok ilkel bir psikoloji gözüyle baktı ve bütün kıymetini zarf yerine zarfın içindeki cevherde buldu. Yani İslâm'da…
'Yürü altın nesli o tunç Oğuz'un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.'
Üstad biraz abartmış… Bence demir 'Oğuz'un'…
Hem de nasıl; nelere şahit oldum... O dönem hayatımızın en ızdıraplı dönemidir.
Hayır! Çünkü her şey ortadaydı. Ve bu komplo, Üstad'ın bir muvazâ partisi nazarıyla baktığı Demokrat Partideki Celal Bayar'a bağlı olumsuz kanadın –ki Menderesi hep ayrı tutardı- eseriydi.
Şüphesiz... Yalnız o değil, o da var...
Tabii ki... Hem de ne paralar... Bunların hepsi köşeyi dönüp Menderes'e ihanet etmişlerdir.
İşi bu noktaya getireceğinizi tahmin etmiyordum. Tekrar edeyim: Evet, biliyorum!.. Onlar kendilerini ne kadar biliyorsa ben de onları o kadar... Fakat, sadece bazı dostlara zarar vermemek için yeri yerinden oynatmak istemiyorum.






