Kimsesiz çocukların, okuyanı kalmamış önemli kitapların ve bakıma muhtaç tarihi eserlerin yani kısaca yetimlerin babası o. 1400 yıl önce yaşamış Ahrar Hazretlerinin hikayesinin izini süren Cevdet Yaşaroğlu KADEM'i (Kalıcı Değerler ve Maarif Vakfı) kurmaya karar vermiş.
Adı duyulmuş bir zenginin vakıf kurması takdir edilen bir durumdur. Fakirlere uzanan yardım elidir. Cevdet Yaşaroğlu'nun kurduğu KADEM'deki (Kalıcı Değerler ve Maarif Vakfı) ise bambaşka bir hikaye. Zengin olmadan vermek, kendi geçime muhtaçken vakıf kurmanın hikayesi. Bu hikaye biraz Yaşaroğlu'nun dedesine, biraz da çok daha eskiye, 1400'lü yıllarda yaşamış Ubeydullah Ahrar Hazretleri'ne dayanıyor. Ama o kadar gerilere gitmeden önce Yaşaroğlu'nun ilk nefesini aldığı Bayburt'a uzanalım.
Çiftçilikle geçimini sağlayan 30- 40 haneli bir Anadolu köyünde 6 çocuklu ailesinin 2. çocuğu olarak doğmuş Cevdet Yaşaroğlu. İlkokul 3. sınıfa kadar çocukluğu köyde geçen Yaşaroğlu'nun abisinin ortaokula başlaması gerekince Gümüşhane'ye taşınmışlar. Zor geçen çocukluğunu ısrarlarım üzerine anlatıyor Yaşaroğlu: 'Koyun gütmekten, hayvan otlatmaktan tutun da giyecek ayakkabısı olmamaya kadar zor geçen bir çocukluk yaşadım. Normal ayakkabı görmedik. Naylon ayakkabılarımız vardı. Üzerinde bir bağ olur. Bağ kopar, ayakkabı ayağınızda durmazdı. Zaten giydikten bir hafta sonra yarılırdı. Diken batar dağda bayırda, ayaklarımız hep yara bere içinde… Fakat lezzetler de vardı. Bizim oranın rakımı 2000'dir. Orada güneş yakıcıdır ama aynı zamanda rüzgar eser. Bir taraftan rüzgar esip içinizi titretirken bir yandan güneşin ısıtması çok özel duygulardı' diyor. Zorluklara rağmen eğitim hayatı başarılı olmuş Yaşaroğlu'nun. İmam Hatip Lisesi'nin ardından ODTÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'ni kazanan Yaşaroğlu, 'Ortalamanın ötesinde bir iddiam olmadı. Fakat ailem çok teşvik ediciydi' diyerek kendisi 3-4 yaşlarındayken vefat eden, belli belirsiz hatırladığı dedesinin kendisini göstererek babasına ettiği nasihatı anlatıyor: 'Oğlum sana yegâne vasiyetimdir. Gerekirse hamallık yap ama bu çocuğu mutlaka okut' Bunun kendisini çok etkilediğini bu nedenle de öğrenim hayatında elinden gelenin en iyisini yaptığını anlatıyor. Üniversiteden sonra devlette 7-8 sene başbakanlık uzmanı olarak çalışma, ardından memuriyete sığamayıp özel sektöre geçiş, kendi işini kurma, hayatının sonraki safhaları. Hayatımın kırılma noktaları dedikleri ise iki can parçasının ebedi âleme göç etmesi; oğlu 1995'te 9 yaşındayken, kızı 2011'de 19 yaşındayken…
KADEM'in kuruluşu Enfal suresinin bir ayetine dayanıyor. 'Ganimetlerinizin beşte biri Allah ve Resûlü'ne aittir.' Yaşaroğlu bu ayetin savaşta kullanıldığını fakat ganimetin sadece savaş ganimeti değil, mal varlığı, edinilmiş değerler anlamına da geldiğini söylüyor. Yaşaroğlu, 'Hüküm olarak bu ayet kullanılmaz. Bugüne kadar da kullanılmamıştır. Fakat Ahrar Hazretleri bununla amel ediyor. Eline değer olarak ne geçerse beşte birini Allah ve Resulü'ne ayırıyor. Yani Allah için tüm insanlara, Resulü için Müslümanlara. 'Elimdeki param, aşım, bilgim benim ganimetimdir. Beşte birini tasarruf edeceğim' diyor. Bu öyle bir cazibe yaratıyor ki, ruhaniyeti de güçlü olduğu için insanlar gelip' beraber yapalım' diyorlar. Bir hayat oluşuyor' sözleriyle anlatıyor vakıf mantığını.
Ubeydullah Ahrar Hazretleri'nin düşüncesinden çok etkilenen Yaşaroğlu bunu kendi hayatında da yaşama geçirmiş. 'Malvarlığı çok büyük olan insanlar değiliz biz. Ama vakfetmek malın büyüklüğü ile değil, gözden çıkarmayla, hakkının hukukunun nereden geldiğini görmeyle ilgili' diyor. Kızı ve eşine bu fikrini anlattığında onlar da heyecanla ortak olmuşlar. İşte KADEM'in hikayesi böyle. Faaliyetsiz bir vakfı devralarak 2009 yılında çalışmalara başlamışlar. Resmi kurumsallaşma ise 2010'da tamamlanmış. Cevdet Yaşaroğlu, malvarlığını ve ticari faaliyetlerinin gelirlerinin büyük bir kısmını vakfetmiş durumda. Aslında bu düşünceye ailesinin önceden de o kadar uzak olmadığını dedesinin yaptıklarıyla anlatıyor Yaşaroğlu. 'Bizim köyde hala durur. Dedemin vakfı vardır. Elinde 10 tarlası var, üçünü vakfetmiş. Onar dönümlük tarlalar, geçiminizi sağlamıyor ama o fakirlikte bile bir oda yapmış. 10 tarladan üçünü de oraya vakfetmiş. Kim gelip geçerse orada misafir kalmalarını teklif etmiş. Kendisi böyle yapmış çocuklarına da böyle vasiyet etmiş. O ruh ailede olduğu için benim özel gayretime ihtiyaç duymadan zaten geçmiş' diyor Yaşaroğlu.
KADEM vakfı daha kızı hayattayken ailece planladıkları bir projeymiş. Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin bu işin neresinde olduğunu ise şöyle anlatıyor Cevdet Yaşaroğlu: 'Bir arkadaşım İngiltere Cambridge Üniversitesi'nden Ubeydullah Ahrar Hazretlerinin hayatı ve kendi döneminde yaptığı işleri anlatan bir kitap gönderdi. Bugün Balkanların, Anadolu'nun, Kuzey Afrika'nın, İran'ın, Mezopotamya'nın, Hindistan'ın bir bölümünün ve Orta Asya'nın tamamının tasavvufla tanışması ve bugün Nakşibendilik denilen o tasavvuf kolunun bu kadar yayılması ve bu coğrafyada etkin olması adının duyulması, Nakşibend hazretlerinin bile adının bu kadar meşhur hale gelmesini sebebi Ahrar Hazretleri. Ahrar Vakfı diye bir vakıf kurmuş. O vakfın faaliyetleri ile tasavvuf yayılmış. Zengin olduğu için değil, kendisi de geçime muhtaçken kurmuş bu vakfı. Etkileyici tarafı bu' diyor.
KADEM Vakfı ihtiyacı esas alıyor. Hakk'ın doğrudan sahiplendiği yetim ve öksüzlerin asıl ihtiyaç sahipleri olduğunu düşünen Yaşaroğlu 3 tür yetimlik üzerinden faaliyetlere başlamış. Toplumsal yetimlik, ferdi yetimlik, eserlerin yetimliği. Toplumsal yetimliği ise şöyle anlatıyor Cevdet Yaşaroğlu; 'Büyük bir tarih barındırmışsın. Türk, Kürt, Arap, Fars bunların arkasında büyük tarihler var. Bugün yetimler. Kanın en fazla aktığı, şiddetin en fazla göründüğü, en fazla gadre uğratılan, kadrinin en az bilindiği topluluklar bu coğrafyada. Büyük bir sömürgecilik dönemi ardından vahşi bir kapitalizm bu coğrafyayı imar eden bu toplulukları yetim bırakmış. O zaman bu toplumun kendi sahibiyle tarihiyle buluşması için bir şeyler yapmalıyım'. Ferdi yetimlik ise anadan yetim, babadan öksüz olanları hedefliyor. Ya da hem anne hem babası olmayan ya da parçalanmış ailelerin çocukları. Yaşaroğlu ellerinden geldiği kadar onların hayatlarına eşlik ettiklerini söylüyor. Şu an vakıf 60'a yakın yetimin elinden tutuyor.
Eserlerin yetimliği ise İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Farabi, Muhyiddin Arabi gibi alimlerin eserlerinin unutulmuş olması. Yaşaroğlu bir yayınevi kurup bu eserleri gün ışığına çıkarmak gerektiğini düşünmüş. Yaşaroğlu, 'Süleymaniye Kütüphanesi ağzına kadar dolu. Kapaklarını kimsenin açtığı yok. Bunları istifadeye açmak istedik. 90'ın üzerinde kitap tercüme ettirip yayınladık' Yola çıkarken, 'Ticari değil bu eserler. Hepsi elinizde kalacak' diye tenkit edilen yayınevinin bütçesi şu an üç milyonu aşıyor. Yaşaroğlu toplumda bu eserlere olan birikmiş bir ilginin olduğunu gördüklerini söylüyor. Yazıldığından beri Türkçe'ye çevrilmeyen İbn-i Arabi'nin 18 ciltlik Fütuhat-ı Mekkiye'sini çevirip basmışlar. Şimdi 4. baskısını yapıyor. Yaşaroğlu, 'Bu ne demektir? 10 bin kişiye, 20 bin kişiye ulaştı. Alıp baktılar, kapağını açıp, bir iletişim kurdular, bir cümle okudular veya tamamını okudular. Basına yansıyanlara baktığımızda okunurluk oranının da hiç azımsanmayacak seviyede olduğunu görüyorum' diyor.
Ahrar Hazretleri'nden etkilenen Cevdet Yaşaroğlu, bu büyük şahsiyete duyduğu minnetten dolayı bir çalışma gerçekleştirdi. 3 yılda tamamlanan 'Ahrar' adlı roman geçen ay vakfın yayınevi olan Litera'dan Rafet Elçi imzasıyla basıldı. Kitap başta Ubeydullah Ahrar Hazretleri olmak üzere; Timur, Yıldırım Bayezid, Mirza Şahruh, Uluğ Bey, Kadızade Rumi, Cemaleddin el-Kaşi, Muhammed Parisa, Yakub-u Çerhi, Şah-ı Nakşibend gibi büyük şahsiyetlerin hayatlarını büyük bir roman olarak işliyor.






