
Hazreti Mevlana’nın Mesnevisi Cemal Aydın’ın titiz tercümesiyle yeniden okurla buluştu. Tİmaş Yayınları arasında çıkan bu önemli eser geçmişte olduğu gibi günümüz insanına da önemli mesajlar veriyor.
Hazreti Mevlâna’nın Mesnevî’si yalnızca bir edebî şaheser değil, aynı zamanda İslâm düşüncesinin, sanatının ve tasavvuf geleneğinin en önemli başvuru kaynaklarından biridir. Öyle ki kendisinden sonra yazılan birçok eserde Mesnevî referans alınmış ve üzerine pek çok ilmi çalışma yapılmıştır. Mesnevî’nin öğretisi, dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmış ve çok sayıda insanı etkilemiştir. Özellikle de Anadolu Müslümanlığı öncelikle bu öğretiden beslenmiştir.
Mesnevî, seyrisülûk yolculuğunda insan için ruhun derinliklerine inen ve irfanın kapısını aralayan bir kılavuz olmuştur. Aşk ve teslimiyetin iç içe olduğu bu hikmetli eser felsefesiyle Doğu’dan Batı’ya, geçmişten günümüze insanlığı ve pek çok medeniyeti derinden etkilemiştir.
Elli yıllık mütercimlik tecrübesiyle Cemal Aydın bu defa Mevlana’nın Mesnevi’sini günümüz okurlarıyla buluşturdu. Özellikle de gençlerimiz Mesnevî’yi severek Mesnevî’den alacakları ilhamla da ilim, fikir, sanat ve edebiyat alanında çığır açacaklardır. Cemal Aydın’ın televizyon, radyo konuşmalarında ve kendisinin Açıklamalı Mesnevî tercümesine yazdığı Önsöz’de hem bu eserin önemini hem de neden ilgi görmediğini ayrıntılı olarak anlatıyor. Mesnevî’nin önemini ve Hz. Mevlâna’nın değerini anlatan ve şimdiye kadar hiçbir Mesnevî tercümesi ve şerhinde bulunmayan bilgileri içeren o Önsöz’ün herkes, özellikle de Hz. Mevlâna karşıtları ve düşmanları tarafından mutlaka okunmasını isterim. Bakalım o Önsöz’ü okuduktan sonra bir daha Hz. Pîr’e sataşma ve ona çamur atma cüretinde bulanabilecekler mi?
Edebiyatımız hakkında tam anlamıyla otorite kabul edilen Yahya Kemal ve Ahmed Hamdi Tanpınar üstatlarımız acaba Hz. Mevlâna hakkında ne diyorlar diye araştırdım. En başta şu tespiti görüp hayran kaldım: Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’e sorar: Üstadım, biz Viyanalara kadar nasıl gittik? İşte cevabı: Pilav kaşıklayarak ve Mesnevî okuyarak!
Tanpınar Beş Şehir adlı muhteşem eserinin Konya bölümünde neler yazmış diye baktım, okudum ve Hz. Mevlâna hakkındaki o satırlara hayran kaldım. Bir yerde Tanpınar şöyle diyor: “Mevlâna, Şark’ın en büyük şairlerinden biridir… Moğol tahsildarlarının korkusu ile kovuklarda, mağaralarda yaşayan, o müthiş kıtlık yıllarında kemirecek ot bulamayan, zulmün, vebanın, her türlü felaketin harap ettiği Anadolu üzerinde bu ses (Mevlâna’nın sesi) bir bahar rüzgârı gibi dalgalanır. Dışarıdan o kadar çok şeyin yıktığı insan, Mevlâna’yı dinledikçe kendi içinden yeniden doğar… Divan-ı Kebir’e gelince, Divan-ı Kebir, insan talihinin şartlarını bir türlü kabul edemeyen ihtiyar Asya’nın sonsuzluk özlemidir… Divan-ı Kebir, İbrahim’in atıldığı ocağa benzer, dışarıdan kavurucu gibi görünen ateş, içeride bir gül bahçesi olur….”
Tanpınar, Hz. Mevlâna’dan sonra gelen Itrî, İsmail Dede Efendi, Şeyh Galib gibi sayısız bestekâr ve şairlerin bir bakıma Hz. Mevlâna’nın şiir deryasından beslendiğine dikkat çeker.
Pakistan’ın millî şairi ve dünya çapındaki düşünürü Muhammed İkbal, bizim millî şairimiz Mehmet Âkif, Fransa’nın bir zamanlar dünyanın en prestijli üniversitesi olan Sorbonne’da devlet doktorası gibi en üst düzeyde doktora tezi veren Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi sayısız şair ve mütefekkirlerimiz de tıpkı Yahya Kemal ve Tanpınar gibi Hz. Mevlâna’yı takdir etmiş, sevmiş, ona olan borç ve hayranlıklarını dile getirmişlerdir. Bu kimselerin topuğuna erişemeyecek bazı kimselerin Hz. Pîr’i kötülemeleri, onların zavallılıklarını ve çapsızlıklarını gösterir.
Mevlâna hazretlerinin büyüklüğünü, yüceliğini, değerini ve önemini görmek, kendilerinin de mânen kanatlandıklarını hissetmek için gençlerimiz başta olmak üzere bütün halkımızın Cemal Aydın’ın 50 yılı aşkın mütercimlik mesleğinin son ustalık eseri olan Açıklamalı Mesnevî tercümesini mutlaka ve mutlaka okumalarını isterim.







