Gazeteci Işın Eliçin hem TRT Türk'te Gazeteci Gözüyle programını sunuyor hem de Yeni Şafak gazetesinde haftada bir köşe yazıyor. Bir dönem yaptığı Esquire dergisinin genel yayın yönetmenliğini sıcak habere dönmek için bırakıp, Yeni Yüzyıl gazetesinde muhabirliğe başlayan Eliçin'e göre haberciliği mutfağında öğrenmek önemli.
Hayır İzmir deyince önyargılı bir bakışla akla gelen "laik, cumhuriyetçi" modele uygun bir aile sayılmaz. Babam solcuydu, dünya görüşü 70'li yıllardaki çocukluğuma eşitlik, adalet gibi temel değerler üzerinden bir tür güzel ahlak bilgisi olarak yansıdı. Annem şiiri, romanı edebiyatı çok sever, bize de sevdirdi. Okumaya, araştırmaya teşvik edildim. Farklı görüşlere, değerlere açık ve saygılı yetiştik.
80 darbesi 13 yaşımdayken buldu beni. İzmir Bornova Anadolu Lisesi'nde, hazırlığı bitirip, orta bire başladığımız seneydi. Ekonomik özgürlüğünü elde etmiş, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın, bağımsız bir birey olmayı hedefledim hep.
Sınav sistemi nedeniyle çok bilinçli tercihler yapmadık aslında. Başarılı bir öğrenciydim. Çevremdekilere yüksek puanlar alabileceğim gibi bir izlenim veriyordum. İzmir dışında okumak istiyordum. Aklımda hep ODTÜ vardı. O yıllarda Endüstri Mühendisliği çok meşhurdu. Boğaziçi'nin ve ODTÜ'nün Endüstri Mühendisliği bölümünü ilk sırada yazdım. ODTÜ Mimarlık istiyordum aslında son iki tercihimi de Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Psikoloji bölümleri olarak yaptım. Sınav çıkışı puan hesabıma göre, ODTÜ Mimarlık'ı kazanacağımı sanıyordum ama Boğaziçi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü oldu. ODTÜ Mimarlık'a benden bir yıl sonra kardeşim girdi.
Bir karizması vardı o dönemde. Politik olarak aktif öğrencilerin okuluydu. Boğaziçi'nin, suya sabuna dokunmayan bir imajı vardı. Ama sonuçta üniversitemden çok memnunum. Yurtta kaldım, özgürlükçü ortamından, tanıştığım farklı insanlardan çok şey öğrendim. Başörtüsü ile ilgili ilk problemleri o zaman yaşıyorduk. O zaman da başörtüsünü savunurdum. Kadınların okuyup meslek sahibi olmasının, kamusal alanda varolmalarının önüne engel çıkarılmasını yanlış buluyorum.
Aslında hiç böyle bir kariyer hayal etmedim. Boğaziçi'nde okurken harçlığımı kazanmak için İletişim Yayınları'nda part-time işe başladım. Felsefede mastera girdim. İleride akademik kariyer düşünüyordum. Çalışmak zorunda olduğum için masterımı yarıda bıraktım. Diğer taraftan yayıncılığı da sevdim. Atılgan Bayar Bazaar dergisinde bana iş bulmuştu. Sadece yazısı ile değil aynı zamanda görsel malzemesiyle de sayfayı yapmaktan büyük keyif aldım.
Happers Bazaar'da yaptığım Orhan Pamuk röportajını dergi grubunun başında olan merhum Ercan Arıklı çok beğenmişti, beni önce Aktüel dergisine editör olarak aldı, ardından Esquire'da Leyla İpekçi'den boşalan göreve getirdi. Ama cahil cesaretiymiş diyorum şimdi bakınca.
Yapabilirim diye düşünmüştüm ama iyi bir yönetici değildim çünkü çok gençtim. Aslında orada ne istediğimi görmüş oldum. İstediğim sıcak haberdi. Yeni Yüzyıl'a gittim. Muhabir olmak istediğimi söyleyince biraz şaşırdılar. Amacım bu işi mutfağında öğrenmekti. Röportaj yaparak başladım. Sonra BBC Dünya Servisi Türkçe bölümünün açtığı sınavı kazanıp iki yıl Londra'da kaldım. Orada dünya haberciliğini gördüm. BBC habercilik anlamında bir okuldur.
Habere bakışta batı ve doğu arasında bir fark olmamalı. Birey olarak yüzde yüz objektif olamazsınız ama tarafsızlığı sağlayacak ilkeleri uygularsınız. BBC bu anlamda bir okul okuldur.
Filistin sorunuyla çok öncelerden beri ilgiliydim. Türkiye'ye geldikten sonra CNN Türk'te dış haber servisinde çalışmaya başladım. Ariel Şaron'un iktidara geldiği 2000 yılında seçimleri izlemek için beni bölgeye gönderdiler. Kudüs'te Hasan Cemal ve Mithat Bereket de vardı. Kudüs konsolosluğumuz aracılığıyla Gazze'de seçimden bir gün önce Arafat ile röportaj ayarlamışlardı. Ama ben çağrılmamıştım.
Rekabet. Mithat Bereket NTV'de ben CNN Türk'te çalışıyordum. Konsolosla konuştum, yola çıkacakları saati çok net söylemiyor gibiydi. Beni atlatırlar korkusuyla sabah sekizde, konsolosluk açılmadan oradaydım. Böylece ekibe dahil oldum. Gazze'ye geçtikten sonra epey bir beklettiler bizi görüşme için. Nihayetinde röportaj saati gelip çattığında, hepimizi birarada kabul edeceklerini ve içeriye tek kamera alacaklarını söylediler: Tanınmış bir gazeteci olarak Mithat Bereket'inkini tercih ettiler. Bu durum ise röportaj biter bitmez görüntüleri İstanbul'a geçemiyeceğim anlamına geliyordu. Yani NTV daha önce yayınlayabilirdi.
Arafat'ın danışmanlarından birine gidip, odaya benim kameramın da alınmaması halinde, işimden olabileceğimi söyledim, acındırdım yani kendimi. Kabul ettiler. Tabi en güzel soruları Mithat ve Hasan Cemal sordu, ben onların deneyiminden birikiminden yararlanmış oldum. Röportajdan sonra Mithat ve benim için görüntüleri derhal canlı yayına yetiştirme yarışı başladı. Tek canlı yayın aracı vardı, 'önce varan ilk geçer' dediler. Mithat konsolosun aracında, ben Arafat'ın danışmanlarından birininkindeydim. Önce vardım, kaseti araçtakilere tam veriyordum ki, Mithat yetişti, beni itip kasedini verdi. Sinirden ağlayacak gibi oldum. Baktım birşey yapamıyorum, CNN Türk'e telefonla bağlanıp satır başlarını verdim. Mithat'la sonra olayı konuşup güldük ama haber rekabetini de öğrenmiş oldum.
Evet, Twitter'a 25 Ocak devrimi sırasında Mısırlı aktivistlere ulaşmak, Tahrir'i onlardan izlemek için girdim. Doğru kullanırsanız çok çok iyi bir kaynak Twitter. Bloggerları da takip ediyorum. Artık sadece büyük haber merkezlerinden gelen haberleri değil, onun dışında kalan fakat haber değeri olan vatandaş gazetecileri de izliyorum. İngiliz The Guardian gazetesi 97'de Londra'ya gidişimden beri düzenli takip ettiğim bir gazeteydi, ama Arap isyanları ile birlikte, internette bu anlamda alternatif kaynakları da tarayıp sunan bir yayıncılığa başladı. Farklı kaynaklara erişimde çok faydalı.
Hem aldığım eğitim hem de İngilizce'ye olan hakimiyetim nedeniyle batılı kaynaklardan yararlanıyorum ama İngilizce evrensel bir dil doğulu, yerel kaynaklar içinde de İngilizce yayın yapan çok. Ama Arapça bilmiyor oluşuma çok hayıflanıyorum.
Her şey çok değişti. Kendimi bildim bileli anne olmak istedim, geç oldu güç olmadı. Ama anne olmak endişelerimi artırdı. Kaygılı bir insan oldum. Annelik diğergamlığı da artıyor ama başkalarıyla empati kurmak için anne olmak şart değil. Demek istediğim, anneliği de abartmamak lazım, anne olmamak diğer kadınlardan eksik yapmaz.
Hayır çok memnunum. Artık tek olmadığımı hissediyorum. Hayatı iki kişi olarak yaşıyorum. İlginçtir çocuğum olduğundan beri kendimi daha önemsiz hissediyorum. Bu benim hoşuma gidiyor. Çünkü bu durum beni bencil olmaktan uzaklaştırıyor. Hırslarınız azalıyor.
Oğlumu iki buçuk yıl emzirdim. İşe gidip geldiğim için süt sağıp buz dolabına koyuyordum. Oğlumu alıp annemlerin yanına İzmir'e gidecektim. Bavulumuzu hazırladık, ertesi sabah yola çıkacaktık. Gecenin bir vakti endişeye kapıldım. Elektrikler biz yokken kesilirse, dolaptaki sütler bozulursa, biz gelene kadar elektrik geri geleceği için tekrar donacak, ben tabi bunu bilemeyeceğim için o sütleri çocuğa içirirsem diye strese girdim. Gecenin yarısı bir çözüm buldum. Küçük bir bardağa su koydum. Bir kürdanı da mandalla tutturarak, suda dik donacak şekilde yerleştirdim. Sabah yola çıkarken mandalı aldım: Kürdan dik şekilde donmuştu. Döndüğümde biliyordum ki, elektrikler kesilir, buz çözülürse, yeniden donarken kürdan dik duramaz.Böylece çözülüp tekrar donmuş sütleri içirme riski kalmadı. Annelik işte böyle detaylara takılıp, böyle pratik çözümler üretmek demek.
Genel anlamda olumlu tepkiler aldım. Ama Yeni Şafak hükümete yakınlığı ile bilindiği için yandaş diyenler de olmadı değil.
Hayır. Yeni Şafak yönetimi benim bugüne kadarki TV yayıncılığı geçmişimi, sosyal medya etkinliğimi bilerek bana bu köşeyi verdi, okuyucularıyla paylaşmaya uygun gördü. Benden bir dünya görüşünü, bir ideolojiyi ya da hükümeti savunmamı istemedi. Ben de, bir ideolojiyi, dünya görüşünü empoze etmek, savunmak için yazmıyorum. Elbette yazdıklarım, seçtiğim konular dünya görüşümden bağımsız değil ama zaten gazetenin mevcut ve genişlemekte olan yazar kadrosu da tek tip değil, çeşitlilik içeriyor.
Önce yapabilir miyim diye tedirgin oldum. Çünkü yıllardır televizyon dünyasındayım, ilk defa bir gazetede yazıyorum.Ve çok büyük bir sorumluluk olduğunu da, yazmak için ilk masa başına oturduğum anda anladım. Altından kalkabilmeyi umuyorum.
Yazı kalıcı bunu biliyorum. O anlamda iyi geldi.
Dünyayı merak eden, genç, ruhu genç, değişime, etkileşime açık, dogmatik bakmayan insanlara... Ben hep soru soruyorum ve sanırım sorulara yanıt vermekten ziyade okuyuculara da soru sordurmak istiyorum.






