Şöhret yaptığım insanlardan hep vefasızlık gördüm. İçime atmaktan kalp ameliyatı olmak zorunda kaldım. Saçlarım bembeyaz oldu.
Unkapanı bir zamanlar binlerce insanın hayallerinin buluştuğu bir yerdi. Yani diğer bir deyişle, umutların kapısıydı. Bir ara adı kurt kapanı olarak anılıyordu. Artık o kapıda pek umut aranmıyor. Çünkü umut, artık televizyonların kapısında... Bu arada, yapımcılar da bir bir kaybolup gitti. Bir kaçı arasında köklü yapımcılardan Şahin Özer, hala dimdik ayakta. Ve gençlere umut olmaya devam etmekten de asla vazgeçecek gibi görünmüyor. Vefasızlık kendisini sağlığından etse de Özer, "Ben buradayım. Hep olacağım. Bayrağı oğullarıma devredeceğim" diyor. Sayın Özer'le başta kendisini olmak üzere sanat dünyasını konuştuk. Umarım, keyifle okursunuz...
Hemen hemen çoğundan vefasızlık gördüm. Bu çocuklar hayata başlarken bir şeyleri yaşamamış ve görmemişler. Bu yaşamamış ve görmemiş insana birçok şeyi birden bire gösterirseniz, kaldı ki, annesini babasını ilk başta tanımamaya başlar, siz en sonlarda bile kalabilirsiniz.
Tabii ki, çok kırılıyorum ama kendi dünyamda kendime yaptığım eziyetler var. Mesela, 10 ay önce bir by-pass ameliyatı geçirdim. 'Beni en çok yaralayan insanlar ailem olurdu' diye düşünüyordum. İçime atmaktan kalp ameliyatı olmak mecburiyetinde kaldım. Kaldı ki, saçlarım bembeyaz oldu.
Doğru. Ve o şöhret olmak isteyen insanların da adresleri de benim. Diğer prodüktör arkadaşlarımın çoğu sıfır insana yatırım yapmıyorlar. Ben ölünceye kadar umut olmaya devam edeceğim..
Bazı insanlara star olabileceğini inandıramıyorum. Bazı insanlara da star olacağını çok inandırıyorum. Çok inandırdığım, havaya girerek kendi kendini batırıyor. İnanmayan da beni batırıyor. Yanıldığım olmuştur tabii. O zaman o insandan kırılarak vazgeçiyorum. Piyangoda en büyük ikramiyeyi kazanan insan, ilk önce karısını boşuyor. Aynen böyledir bizde. Biraz şöhret oldu mu, erkekse karısını, kadınsa kocasını boşar. Köprüden uçmak yerine, yürümek gerekir. Son günlerde bir örneği var. Tuba Ekinci. Şimdi ailesi onu bir psikoloğa götürmek üzere İstanbul'a geldi.
İşi bilirseniz çok kolay, bilemezseniz çok zor. Ben işimi biliyorum..
İbrahim Tatlıses, Tarkan, Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Sibel Can gerçek star. Ebru Gündeş çok değil ama star.
Ebru'nun pişmesi lazım.
Halkın 7'den 70'e tanıdığı bir insan olmasıyla birlikte kültürel anlamda da beklentilere cevap vermesi gerekir. Ebru, o kadar çok olgunluğa erişmedi. Mesela, Sibel Can gibi değil daha. Çünkü Sibel, yaptığı hatalara rağmen hala halkın beklentilerine cevap verecek nitelikte bir insan.
Dünyaya açılabilmemiz için bir kere paraya ihtiyacımız var. Dünyadaki işler çok profesyonel yapılmasına rağmen müzik şirketleri devlet korumasının altındaki mafyanın elinde. Yani devlet kendi kültürünü başka ülkelere de empoze edebilmek adına bu tür mafyaya yol veriyor. Bugüne kadar yatırımım 3-5 milyon dolar olmuştur. 3-5 milyon dolar bir günlük bir çocuğa harcanıyor. Ben şu anda biliyorum ki, benim arkadaşlarım birer birer iflas ettiler. Unkapanı müzik sektöründe toplasanız 10 kişi kaldık.
Her ülkenin kendine özel promosyon sistemi var. Ben, dünya starı dediğiniz zaman, global bir sanatçı hesap ediyorum. Tarkan, global değil. Belki yurt dışında yaşayan Türkler onu seviyor. Önemli olan Almanların da, İngilizlerin de sevmesi.
Bunun için bana kaynak lazım. Biz Tarkan'a albüm yaptığımız zaman bütçemiz 150-200 bin doları aşmaz. Dünyada Tarkan'a albüm yapılsa en az 50-100 milyon dolar para harcanması lazım.
1995 yılında, 'Şahin Özer, çarşamba günleri herkesi dinliyor' diye bir proje yapmıştım. Birinci hafta 200-300 kişiydi, üçüncü hafta bütün Unkapanı'nda demir kapıları polisler tuttu. Kısa bir süre sonra da vazgeçtim. Sebebi şuydu; o kişiler oraya geliyor ve rencide oluyor. Çocuklar artık televizyonlarda şaklaban olarak gözüküyorlardı. Bugün aynı işi televizyon yönetmenlerinin ve yapımcılarının yapması gerek. O çocuklara iyilik yapayım derken kötülük yapılıyor. O çocukların çoğunun sonu ya intihar etmek olacak ya da köylü köyüne evli evine derken kendi içine kapanıp kalacak. Keşke iyi bir prodüksiyon şirketiyle anlaşarak çocuklara albüm yapabilseler.
Bizim gibi insanların olması onların işine pek gelmeyebilir. Bazen orada gerçeği bulacağımızı düşünüyoruz. Onlarsa reyting anlamında televizyon kanalını öteye götürecek insanlara ihtiyaçları var. Geçtiğimiz günlerde Osman Tan'a söyledim: 'Ya Allah aşkına bu arkadaşların sonu kötü. Ya bunları yola çıkartırken beni de alın veya buna benzer bir şey yaparak bu çocuklara albüm yapalım' dedim. Yaraşmaya getiriyorsunuz sonra çocukları köşeye atıyorsunuz ve yeni bir yarışmaya başlıyorsunuz. Yemin ediyorum, hayatları çok kötü. İşte Bayhan ya... Bir de Müslüm Gürses'e sesi benzeyen bir Selçuk vardı. Hele o çok kötü durumda. Hayata küsmüş.
O an çocuklara silahla ateş etseniz daha çok makbule geçer. Hiç olmazsa 'Yaralandım, kanım aktı' der. Düşünebiliyor musunuz, size milyonların önünde o çorabı nasıl giydin diye fırça atıyor. O çocuk oraya acemi olarak geliyor. Zaten usta olarak gelse sizinle aynı masada oturabilir. Bu çocuğu rezil etmeye, aşağılamaya Bülent Ersoy da dahil hiç kimsenin hakkı yok. Bülent hanımı milyonlarca insan bu yarışmadan sonra sevmekten vazgeçti. Orhan Gencebay, 2-3 puan daha öteye gitti. Çünkü ağabeylik rolünü oynuyor. Türk halkı, bağıran çağıran insanlardan vazgeçti. Daha çok efendi, daha çok oturaklı insanlara yönelmeye başladı. İnsanlar iyiyi seviyor, agresif olanları değil.
Şimdi şöyle diyeyim, zaman hızla geçti. İnsanlar, unutulmaya yüz tutmaya başlayınca kendilerini böyle magazinsel programların içine atmaya başladı. Orhan ağabey de, zannediyorum gençleşmenin, yeni bir jenerasyon oluşturmanın zevkini yaşayabilmek için bu jüriliği kabul etti. Yoksa Orhan ağabey gibi birisinin bu programda işi yok. Orhan Gencebay'ın ne işi olur orada ya... O Bülent Ersoy'un yaptığı operasyonlar, oradaki sözler, kendinin de üzüldüğünü biliyorum. Sevim hanımın üzüldüğünü biliyorum.
Burası bir oyun sahası. Bu oyunu iyi oynayanlar, bu sanatı iyi icra edenler ayakta kalıyor. İnsanların tamamı oynuyor. İçinde doğrusu var mı dersen belki yarım saat bir saat düşünmem lazım. Yoksa doğrusu ne, diye sorarsan doğruyu çok bilmiyorum.
Eşle dostla buluyor.
Şu an Davut'la ayrıldık. Davut'u Şafak Hastanesi'nin sahibi arkadaşım gönderdi bana. Arkadaş beni aradı 'gelsin' dedim. Geldi ve 'Nurcanım' çıktı. Ve birden patladı. Altı ay sonra yaş günü vardı. Gazeteciler, televizyoncular da oradaydı. Davut'a 'Şahin Özer sana ne alsa sevinirdin' dediler. Ne dedi, biliyor musun; 'Bana mukavelemi versin” dedi. O gün çok kırıldım. Kendi kendini batırdı, yok etti. Ya, 'Allah razı olsun' demiyor, böyle bir cevap veriyor. Dondum kaldım.
Çok sorguluyorum. Sorgulamıyorum ve kızmıyorum desem yalan olur.
Cengiz Kurtoğlu. Ona mukavelesi olmadan 7 albüm yaptım. Benimle olduğu dönemlerde kırıldığı da olmuştur. Cengiz saygılıdır. Cengiz Kurtoğlu, 'şu anda cekete ihtiyaç duyuyorum' dese ceketimi göndereceğim bir adam.
Doğru Yol Partisi'nde il başkanlığı da yaptım. Milletvekili adayıydım. İlk adresim Doğru Yol Partisi'ydi son adresim AK Parti. Bundan başka gidecek başka bir yerimde yok.






