Türk sinemasında kadın yönetmenlerin eksikliğinden söz edilir hep. Varolanların ise bu işte başarılı olmadığı, aslında yönetmenliğin erkeklerin tekelinde olduğu da iddialar arasında. Fakat bu önyargıları aşmak isteyen kadın yönetmenler de yok değil. Ceyda Aslı Kılıçkıran bunlardan biri. Geçen yıl gazeteci yazar Duygu Asena'ya ithafen çektiği ettiği "Geçerken Uğradım" filmiyle adından söz ettiren yönetmen, aslında sinemada yeni değil. Türk Sineması'nın en genç kadın yönetmeni olan Kılıçkıran, halen Türk kadınlarıyla ilgili çalışmalar yapan ve kadın filmi çeken tek Türk kadın yönetmen. Ülkemizde çok fazla ismini duymasak da genç yönetmen Avrupa'da birçok festivalden ödülle dönmüş.
Son dört yıldır kendi yazdığı senaryoları filme çeken yönetmenin son projesi ise Afife Jale'nin özel hayatını anlatan Kilit filmi. Nezihe Araz ve Selim İleri'nin senaryolaştırdığı Şahin Kaygun'un 1987 tarihli filminden 20 yıl sonra, yine Müjde Ar'ın başrolüyle, bu kez senarist Kılıçkıran tarafından beyazperdeye aktarılan filmde Füsun Kostak, Ayla Algan, Serap Aksoy ve Mustafa Alabora rol alıyor. Yönetmenin iddiasına göre Türk kadınının mücadeleci kimliğinin en iyi örneklerinden olan Afife Jale ve trajik hayatı bu film ile gün ışığına çıkıyor.
Kilit filminin bir diğer ilginç iddiası ise 'İlk Türk Reenkarnasyon Filmi' olması. Filmin ana karakteri Berna'nın kendisinin önceki yaşamında aslında Afife Jale olmasını öğrenişiyle filme reenkarnasyon konusu giriyor. Bu tarz felsefeleri daha önceki filmlerinde de kullanan yönetmen "Ben bu felsefeleri filmlerimde kullanmayı seviyorum. Hikâyeleri bağlamamda metafizik kullanmanın çok yaratıcı olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuşuyor.
Afife Jale'nin 1987'de çekilen filminden farklı bir yapım ortaya çıkaran Kılıçkıran aslında 1987'den bu yana filmin tekrarını çekmeyi düşünmüş. Afife Jale'nin oldukça ilginç bir hayatı olduğunu ve sinematografik açıdan da iyi bir malzeme çıktığını belirten yönetmen filmini yurtdışına endeksli çekmiş. Genelde festivale yönelik filmler üreten Kılıçkıran "Festival filmi demek sanat filmi demektir ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Ticari, vizyon filminden çok sanat filmi çektiğim için gişe kaygım yok" diyor. "Bizim burada bir şeyler yapabilmemiz için kendimizi yurtışında da iyi tanıtmalıyız. Festival filmi çekmek gibi bir misyonum var" diyen Kılıçkıran bu filmiyle festivallerden ödülle döneceğinden oldukça emin.
Ülkemizde çoğu yönetmenin de bu amaçla çalıştığını ifade eden Kılıçkıran "Festivali hedef alarak film yapmanın ileride ticari olarak faydası olur. Çünkü ödüllü bir film her zaman değerlidir. Ama unutmayalım her film festival filmi olamaz. Filmin bir takım sanatsal kaygıları olmalı" şeklinde konuşuyor.
İlk Müslüman Türk kadın tiyatro oyuncusu olan Afife Jale'nin hayatını anlatmak hiç de kolay olmamış. Filme hazırlık aşamasında bir dizi röportaj gerçekleştiren Kılıçkıran, öyküyü genelde birinci ağızlardan dinlemiş. Filmlerine hazırlanırken araştırma dönemini oldukça uzun tutan genç yönetmen Afife Jale için kapı kapı dolaşmış ve her bir ağızdan farklı anılar dinlemiş. Yönetmen ayrıca Afife Jale'nin eski eşi Selahattin Pınar ve o ailenin üyelerinden olan Mustafa Alabora'dan da yardım almış. 1987'de çekilen filmle kendi senaryosu arasında belli başlı farkların olduğunu açıklayan yönetmen "Benim filmimde Afife'yle ilgili her şey havada kalıyor. Afife Jale Kilit'de vurularak öldürülüyor ama normalde bu böyle değil. 1987'de çekilen film daha çok Afife'nin sahne hayatı üzerine kurgulanmıştı. Ben daha çok Afife'nin özel hayatıyla ilgilendim. Onun neden dışlanmış bir kadın olduğunu sorguladım" diyor.
Henüz montajı tam olarak bitmemiş olan film eylül ya da ekim ayında vizyona girecek. Yurtdışında festivallerden istenen film, henüz montajı bitmeden kabataslak haliyle birkaç ülkeye gönderilmiş bile.
Türkiye'de kadın yönetmenlere olan bakış açısından rahatsız olan ve kadın yönetmenlerin önünde çok büyük engellerin olduğunu belirten Kılıçkıran "Büyük mücadeleler vermek zorundasınız. Toplumun bakışı, yapımcılarla iş yapma aşamasında önünüze setler çekiliyor. Yönetmenliğin erkek işi olduğu gibi bir önyargı olduğu için kadın bu işi yapamaz deyip, kestirip atıyorlar" diyor. Bugüne dek kadın temalı filmlerde imzasına rastladığımız Kılıçkıran bu tercihini şöyle açıklıyor: "Türk sinemasında 80'lerden bu yana kadın filmi yok. Benim dışımdaki diğer kadın yönetmenler ise kadınlara hizmet etmiyorlar. Başka işler yapıyorlar".
Film, modern Türkiye'nin kadın oyuncularından olan Berna ve sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını olan Afife Jale'nin paralel yaşamlarını konu alıyor. Reenkarnasyon felsefesinden yola çıkan hikâyede, iki farklı dönemden kadının radikal ön yargılara ve popüler kültüre başkaldırışı anlatılıyor. Afife Jale ile aynı kaderi paylaşan Berna kilidi çözmezse, aynı şekilde aynı kişi tarafından öldürülecektir. Berna Afife'yi kimin öldürdüğünü bulmak zorundadır. Çünkü eğer kilit çözülmezse kaderini değiştiremeyecektir. Film de ismini işte bu sahneden almış.






