Osmanlı'dan kalma makineler Külliye'ye yakışır

Yeni Şafak
Fatma Çelik
04:0021/08/2016, Pazar
G: 20/08/2016, Cumartesi
Yeni Şafak

Mücellit sanatının son temsilcilerinden olan Muzaffer Karaca, 40 yıllık meslek hayatı boyunca topladığı klasik cilt makinleriyle eşi benzeri olmayan bir koleksiyonu elinde bulunduruyor. Ölmeden önce tarihe tanıklık etmiş bu makinlerin devlet kontrolüne geçip müzede sergilenmesini isteyen Karaca, "Külliye'ye yapılacak kütüphaneye kurulacak olan bir cilt atölyesiyle hak ettiği değeri görür" diyor.

Muzaffer Karaca, mücellit sanatının son temsilcilerinden. Kendisi, kıymetli bir cilt ustası. Karaca'yı Topkapı'da bulunan İkinci Matbaacılar Sitesi'ndeki cilt makineleriyle dolu iş yerinde ziyaret ettik. Çünkü Karaca, ciltçiliğin son temsillerinden olmakla beraber 1800'lü yılların klasik cilt makinelerini de elinde bulunduran tek kişi. Türkiye'de ve Avrupa'da eşi benzeri olmayan cilt makinelerini bulup, ilk günkü gibi çalışır hale getiren Karaca'nın hayali ise bu makineler için bir müze açmak. Aslında kendisi dükkanının hemen karşısında açmıştı müzesini fakat altından kalkamadığı kira masrafı yüzünden 40 yıllık meslek hayatı boyunca binbir güçlükle topladığı makinleri depoya kaldırmak zorunda kaldı. Bu makineler için gün geldi dairesini sattı, gün geldi çalışır haldeki modern üç makinesine karşı bir klasik makineyi aldı. Karaca şimdi tarihe tanıklık etmiş bu makinelere devlet desteği bekliyor.



ALMAN VATANDAŞLIĞINI KABUL ETMEDİ


Elinde bulundurduğu makinelerle klasik bir cilt atölyesini kusursuz şekilde açabilecek olan Muzaffer Karaca'nın bu mesleğe gönül vermesi çocukluğuna dayanıyor. Ciltçilik onun için baba mesleği. İlkokulu Kırşehir'de bitirdikten sonra 12 yaşındayken İstanbul'a gelen Karaca yayıncılık, ciltçilik ve kırtasiye işi yapan abisinin yanında kendini geliştirir ve kalfa olur. Günümüzün Beyazıt'ı olan Beyaz Saray'da, Darülfünün yani üniversitesinin içinde yetişerek bonservisini alan Karaca, Almanya'da yaşayan başka bir abisinin daveti üzerine meslek erbabı olarak Almanya'ya kendini geliştirmeye gider. 16 yaşında gittiği Almanya'dan modern ciltçiliği de öğrenen Karaca, Almanca meslek lisesini bitirip Türkiye'ye askerlik görevi için döner. Hazır yetişmiş bir cilt ustasını kaybetmek istemeyen Almanlar her ne kadar ona vatandaşlık teklif etseler de Karaca bunu dikkate almaz.



KARL KRAUSE'UN KOKELSİYONUNU TAMAMLADI


Karaca, askerden döndükten sonra Almanya'da çalıştığı fabrikadan mektup alır ve mektup tek cümledir: 'Çok acil geri dön.' Meğerse Karaca'dan sonra çalıştığı firma el değiştirir ve batma noktasına gelir. Çünkü onun çalıştığı birimde en yetkin kişi Karaca'ymış. Almanya'ya tekrar gittikten sonra her ne kadar çalışmaya devam etse de Almanların Türklere karşı değişen davranışları karşısında Türkiye'ye kesin dönüş yapar ve çok sevdiği bu mesleği ülkesinde icra eder. Almanya'da çalıştığı klasik cilt makinlerini de biliyor olması Karaca'yı zamanla ciltçilikten makineceliğe doğru yönelmesini sağlar. 1876 yılında Abdülhamid'e Alman II.Wilhelm'in hediye ettiği Karl Krause firmasına ait 3 parçadan oluşan cilt takımını yıllar sonra bulup ilk günkü gibi çalışır hale getirir. Karaca bununla da kalmaz bu firmanın ciltçilik ile ilgili ürettiği tüm makineleri toplayarak koleksiyon haline getirir.







KÜLLİYEYE KÜTÜPHANESİ'NİN CİLT ATÖLYESİNE TALİBİM


İstanbul İmam Hatip'te okurken Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile okul arkadaşı olduklarını söyleyen mücellit Karaca, "Abim kitapçıydı. Erdoğan 'Mevlüt abi' diye gelir kitap alırdı. Tenefüslerde birbirimizi görür, oynardık" diye hatırlıyor. Külliye'ye yapılacak olan kütüphane için bu makinelerin de değerlendirilebileceğini söyleyen Karaca, "Bu makineler Osmanlı'dan kalma olduğu için saraya layık. Külliye yapılacak olan bir cilt atölyesiyle eski kitapların tamiri de kolayca yapılabilir" diyor. Eski kitapların eski makinelerle tamirinin kitaba zarar vermeyeceğini belirten Karaca, "Elle dikilen bir şeyi modern tesislerde tadilatı mümkün değil. Kitaba değer vermeyenler gidip görsünler Süleymaniye Kütüphanesi'ni. Ecdadımız nasıl ciltlemiş el yazmalarını. Kitabı ölümsüzlerştiren şey cildidir" şeklinde anlatıyor.



Ciltçiliğin mucidiyiz


Almanların dahi şu an elinde olmayan bir cilt atölyesi koleksiyonunu elinde bulunduran cilt ustası Muzaffer Karaca, bunun pek de kolay olmadığını anlatıyor. Karaca, "Bir tane eksik var, o olmadan koleksiyon tam olmuyor. Onu alabilmek için dairemi sattım. Bir klasik makine için üç tane modern cilt makinesini verdiğim oldu. Koleksiyonumun hepsi de çalışır bir halde" diyor. Türkiye'nin ciltçiliğin mucidi olmasına rağmen makine üretimi olmadığı için Avrupa'nın teknolojisini satın aldığını belirten Karaca, "Türkiye'de hala makine üretimi yok. Bu piyasada birçok ilkleri ben yaptım ve bu makineler hala kullanılıyor" şeklinde konuşuyor.



Ölmeden müzelik olmalılar





Kırk yıllık meslek hayatı boyunca toplayıp çalışır hale getirdiği klasik cilt makinelerinden bir müze açma hayali olan Muzaffer Karaca, "Bunun artık kurumsallaşması lazım. Ben kiraladığım bir dükkanda sergiliyordum ama kirasının altından kalkamadığım için depoya kaldırdım. Kültür Bakanlığına gittim konuştum. Gelin görün diye. Bu makineleden anlayan eksper olmadığı için gelmediler. Almanya'dan Almanlar geldi. Karl Krause'un torunu İngiliz bir eksperle gelip 'Bunlar benim, Almanya'ya götüreceğim' dedi otoriter bir sesle. 500 bin euro eklif etti. Türkiye sınırları dışına çıkarmayacağınızı taahhüt ederseniz alırsınız dedim. Ben zar zor 40 senede tamamlamışım. Türkiye'yi geçtim dünyada eşi benzeri yok. Avrupa olarak zaten demiri eritmiş silah yapmışsınız. Bunların eşi benzeri yok. Eğer bu parçalar ben öldükten sonra yurtdışına kaptırılırsa ruhum azap çeker" diyor.





#Muzaffer Karaca
#Darülfün