Necip Tosun'un kitabı modern Türk öyküsünün kurucusu diyebileceğimiz bir kuşağı inecelerken tek ölçüyü estetik olarak alıyor ve ideolojik duygusal yargılardan uzak duruyor. Yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal durumunu da ele alan Tosun'un kitabı Türk öykücülüğü hakkında bir nitelikli başlangıç yapmak isteyenler için kılavuz.
Edebiyatımızda eleştiri ile yergi, hakkaniyet ile belli şartları gözetme, nesnellik ile ideolojik duruş arasında kurulan sarkacın etkisi her zaman önemli sorunlar arasında yer almıştır. Bu dengenin kurulması tartışmasının ardından ise, eleştiri nedir, nesnelliğe nasıl varılır, hakkaniyet bir metinde nasıl sağlanır soru/n/larının tartışması gelecektir. Edebiyatımız, nitelik tartışmalarında eleştirinin ne olacağı ne olamayacağı konusunda fazla bir varlık da ortaya konulabilmiş değildir. Eleştirinin metin merkezli mi, yazar merkezli mi olacağı tartışması ile kaybedilen mesainin varacağı nokta her zaman kocaman bir boşluk olmuştur. Metin merkezli inceleme ve eleştirilerde çoğu zaman hesap edilmeyen sonuçlar çıkmaktadır. Metnin yanına yazarı koyan bir eleştiri veya inceleme ise önemli bir merhale aşmış demektir. Bu okur için de, yazar için de yeni açılımlar sağlayacak bir imkanlar alanı sunmaktadır. Diğer bir konu ise, nesnellik ile ideoloji arasındaki dengenin sağlanamamasıdır. Nesnel olmayı inanç, değer ve ilkelerden uzak olmak olarak yorumlayanlar hatta bir dünya görüşüne sahip olmayı adeta suç sayanlar ile ideolojik duruşu yazarı vaize, metni vaaza dönüştürme çabası olarak güden propagandist yaklaşım arasında sıkışan bir edebiyat vardır. Necip Tosun'un Öykümüzün Kırk Kapısı kitabını işte tam da bu noktada bir örnek olarak gösterebilir. Bu kitap bize belli bir fikrî idrak taşıdığı halde nesnel olunabileceğini, eleştiri ve incelemenin metin-yazar bütünselliği ile ele alınabileceğini gösteren ve belki de en önemlisi hakkı sahibine teslim çabasına girişen bir kitap olarak okuruyla buluştu.
Necip Tosun, öykü yazarlığı yanında öykü kuramı ve sinema ile ilgili bir isim. Bu konularda eserler de vermiştir. Küller ve Uçurumlar ile Otuzüçüncü Peron isimli öykü kitapları yanında, deneme alanında Hayat ve Öykü, inceleme alanında Türk Öykücülüğünde Rasim Özdenören, Türk Öykücülüğünde Mustafa Kutlu, Film Defteri kitaplarını yazmıştır. Öykümüzün Kırk Kapısı ile birlikte ele alınması gereken önemli eseri ise Modern Öykü Kuramı'dır. Necip Tosun, özellikle HeceÖykü dergisine katkıları ve bu dergideki çalışmaları ile de öykücülüğümüz için artı değerdir.
Öykümüzün Kırk Kapısı modern Türk öyküsünün kurucusu diyebileceğimiz bir kuşağı inceliyor. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan ama kesintiye uğramayan bir birikim karşımıza çıkıyor. Halit Ziya Uşaklıgil, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Refik Halit Karay, Sait Faik, Sabahattin Ali, Tanpınar, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Haldun Taner, Tarık Buğra, Oktay Akbal, Bilge Karası, Sevim Burak, Oğuz Atay, Ferit Edgü, Rasim Özdenören, Tomris Uyar, Sevinç Çokum, Mustafa Kutlu, Selim İleri gibi isimlerin de yer aldığı kırk öykücü üzerine oluşturulmuş metinler kılavuz olacak türde. İsmi hem genel olarak hem de öykü alanında fazla duyulmayan yazarlara da kitapta yer verilmesi belki bu isimler üzerine yeni bir dikkati doğuracaktır. Samet Ağaoğlu'nun öykücülüğü pek bilinmez. Ayhan Bozfırat, Umran Nazif Yiğiter, Selçuk Baran gibi isimlerin diğerlerine nazaran az tanındıklarını söyleyebiliriz. Bu çalışmadaki bence en büyük zorluk ele alınan kimi yazarların romancı kimliklerinin öykücü kimliklerini bastırmış olmasıdır. Buna rağmen öykücü kimliklerinin kazınıp ortaya çıkarılması zor bir çaba. Kemal Tahir, Oğuz Atay, Orhan Kemal gibi isimler başta olmak üzere romancı olan yazarların öykücü kimliklerini o gölgeden açığa çıkarmak analitik bir okuma sonucunda mümkün olabiliyor. Diğer yandan 'sağdan sol'a pek çok isim' diyemiyoruz, çünkü yazar öyküyü merkeze koyarak yazarlara yaklaşma, onları ele alma tercihini ortaya koymuş. Zaten yazar bunu açık olarak ifade etmektedir: '(…) metni anlamaya, çözümlemeye çalışan, tek ölçünün 'estetik değer' olduğu bir eleştir anlayışı benimsemiş, edebiyat dışı ideolojik/ duygusal yargılardan uzak durularak, öykü sanatının temel ölçütleriyle metinlere yaklaşılmıştır.' (s.9).
Yazar sunuş yazısında 'Bu çalışmada, öykücülüğümüzün gelişme evrelerinin önemli durakları, yönelim ve açılımları, öykücüler üzerinden ele alınırken gelişim çizgisi netleştirilmeye çalışılmıştır.' diyerek metinleriyle varmak istediği yeri de ortaya koymaktadır. '(…) Böylece bir yandan öykücülüğümüzün yol haritasında iz bırakan öykücülerin öykü türüne katkıları gün yüzüne çıkarılırken öte yandan da öykü belleğimiz kayıt altına alınıyor. (…) Dolayısıyla bu kitap öncelikle bir bellek oluşturma, anımsatma, aktarma amacı gidiyor.' (s.8). Ülke olarak hafızanın sürekliliği konusunda yaşadığımız sıkıntılar bir yana, öykü alanındaki geçmiş ve mevcut birikimin hem birbiriyle bağını, hem de gelmekte olan kuşak öyküsüyle bağını kurma çabasına niteliksel bir artı daha eklenince köprü kitaplardan birisiyle karşılaştığımız netleşiyor. Bu çerçevede, bu kitabın 1900'lerin başından 1980'lere kadarki dönemi içerdiğini, devamında ise 1980 sonrası öykümüzü merkeze alan bir kitabın daha geleceğini belirtelim.
Öykümüzün Kırk Kapısı Türk öykücülüğüne yetkin ve güzel bir başlangıç kitabı olarak ele alınabilir. Yazarların bir öyküsü veya bir öykü kitabı değil, öykücü kimliği merkeze alınmış. Tüm incelemeler yazarın genel olarak yazarlığı ele alınarak başlıyor ve öykü yazarlığına geliyor. Eserlerinin neredeyse tamamına bir değinme çabası da dikkatten kaçmıyor. Diğer yandan -belirttiğim gibi- yazarın hayatına ilişkin notlar, başka yazarlarla temasları ve ilişkilerine de bu çerçevede değiniliyor. Bu anlamda analitik bir bakışın devreye girdiği söylenebilir. Karşılaştırmalar, dönemsel yönelimler, yazarın kendi yönelimleri başta olmak üzere bu analitik bakış gelişiyor. Yazarlar ve metinleri üzerinden dönemlere ilişkin bir kanaat edinme imkanı da zorlanıyor. Halit Ziya'nın Batıcılığı, Ömer Seyfettin'in milliyetçiliği/ Türkçülüğü, Esendal'ın Tek Parti ilişkisi gibi durumlar değinilen konular arasında. Bundan dolayı yazarın fikir dünyasına da giriliyor. Özellikle Memduh Şevket Esendal'ın öykülerindeki temalar ile siyasi hayatındaki yönelimleri arasındaki ilişkisizlik dikkat çekici tespitlerden.
Kitapla ilgili olarak söylemesi gereken önemli bir husus da yazıların kendi içindeki sistematiğe dair olacak. Bazı metinlerde belli bir anlatım sorununun var olduğu dikkati çekiyor. Halit Ziya ve Ömer Seyfettin hakkındaki yazılar kitabın başında oldukları için en çok dikkati çekenler oluyor. Sorun metinlerin kendi iç akışlarıyla ilgili bir durum. Yazarın hayatına değiniliyor, öykülerine giriliyor, tekrar hayatına, tekrar bir öykü temasına, sonra yazara ilişkin bir son, sonra tekrar aynı tema işleniyor… Bu şekilde uzayıp giden yapı kısmi bir iç sistematik sorunu olarak dikkatten kaçmıyor. Bunun tekrarlanıyor oluşu da, çok fazla rahatsızlık uyandırmasa da göze çarpıyor.
Öykümüzün Kırk Kapısı çalışmasında farklı dinamiklerden ve imkanlardan yararlanıyor yazar. Yazarın biyografisi kadar, yazarın yaşadığı dönemin siyasal ve sosyal durumunu da, yazarın metinlerine yaklaşırken kullanıyor oluşu Necip Tosun'un yazdığı metinleri önemli kılıyor. Buna ilave olarak; net tespitler, açık bir dil ve nihayetinde söylemek istedikleri konusunda kafasının karışık olmaması okunur metinlerin ortaya çıkmasını sağlamış. Öykümüzün Kırk Kapısı hakkında söylenebilecek son söz, en genel söz olacak. 20. yy. Türk öyküsünün ana yollarını, toplanma bölgelerini, temel taşlarını net olarak görmemize imkan veren önemli bir yol haritası bu kitap. Türk öykücülüğü hakkında bir nitelikli başlangıç yapmak isteyenler için ise bir kılavuz olacaktır.
Öykümüzün Kırk Kapısı
Necip TOSUN
Hece Yayınları
352 sayfa
2013






