Ozonu deldik bâri ozan tabakasını koruyalım

Mezin Tanrıseven
00:002/05/2009, Cumartesi
G: 2/05/2009, Cumartesi
Yeni Şafak
Ozonu deldik bâri ozan tabakasını koruyalım
Ozonu deldik bâri ozan tabakasını koruyalım

Özgürlüğün olduğu yerde aşk, aşkın olduğu yerde özgürlük olabilir mi sizce? Bana göre bu iki kavram gece ile gündüz gibi. İkisi de vardır ve gerçektir, ancak bir arada olamazlar. Victor Hugo, bu konuda çok güzel bir tanımlama yapmış, “Dünyada en çok istediğim ve bana yaşamı gerçekten sevdiren iki şey var; aşk ve özgürlük. Aşk uğruna gerekirse, yaşamımdan vazgeçerim. Özgürlük uğruna ise aşkımı da feda ederim.” Fatih Kısaparmak'ın, 'Aşk Ve Özgürlük İçin' albümü geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Kısaparmak, diğer albümlerinde de olduğu gibi tam 12'den vuruyor şarkılarıyla… Ne aşk için özgürlükten, ne de özgürlük için aşktan vazgeçmeyeceğini söyleyen ünlü sanatçı, bu ikisinin bir arada olmasının daha güzel olduğuna inanıyor. Ve bunların aslında birbirini bütünlediğine… Ancak, ben yine de yazımın başında anlattığım gibi, ikisi de güzel olmasına rağmen bir arada olamayacaklarını yineliyorum… Şarkılarıyla yürek titreten Fatih Kısaparmak'la bakın neler konuştuk…


Aşk ve Özgürlük İçin...” albümünüzden biraz bahseder misiniz?

17. müzik albümüm “Aşk ve Özgürlük İçin”… 24. sanat yılımın son çalışması… Ayranım ekşi diyen olmazmış. Bana göre de, müzikal olgunluk çağımın iftihar ürünü oldu bu albüm. İçinde tümü bize ait 12 yeni eser var. Yüreğimizde demlenmiş, biriktirilmiş, damıtılıp süzülmüş duygu ve düşüncelerin bir harmanı. 50 yaşına merdiven dayamış Fatih'in, halkına sunduğu bir gönül seçkisi…

Bu albümün sizin sanat hayatınızdaki yeri neresi olacak?

Her albüm bir mektuptur bana göre. Bir dilekçedir. Yeni bir kilometre taşıdır müzikal yolculuğumuzun. Halkımızın gönlüne doğru çıkan merdivendeki bir yeni basamaktır. “Halka inmek”ten söz edenlere inat, ben böyle düşünüyorum…

Sizin çalışmalarınızda ailenizin mutlaka emeği vardır. Bu sefer eşiniz dışında oğlunuzun da emeği geçmiş.

Evet, Şebnem “Ansızın” adını verdiğim duygusal bir bestemin giriş şiirini yazdı. Büyük oğlumuz Ozan ise, 6 eserin bas gitarlarını çalarak önemli bir müzikal katkı sağladı albümümüze. Sanırım onun için de değerli bir deneyim olmuştur.

Albümün içinde, albümün ismini taşıyan şarkı yok. Genelde bu böyle olur. Neden yok?

Genelde sizin söylediğiniz gibi olur. Ama bu albümdeki eserlerin her biri diğerinden iyi diye düşündüm. Ve herhangi birine lokomotif görevi yüklemenin, diğerlerine haksızlık olacağına inandım. Dolayısıyla da tümünü tanımlayabilecek bir ismi, yani “Aşk ve Özgürlük İçin”i uygun buldum.

Neden aşk ve özgürlük için?

Çünkü hem aşk, hem de özgürlük kavramı, insan hayatının ve uygarlığımızın mutlaka yaşatılması ve çoğaltılması gereken çok önemli ortak paydaları. Bizim repertuarımızın ortak kesişim noktalarından oluşan ana eksen de bu kavramları yüceltmekte. Ne aşk için özgürlükten, ne de özgürlük için aşktan vazgeçmeyeceğimiz bir dünyanın daha güzel olduğuna inanıyorum. Ve bunların aslında birbirini bütünlediğine…

Albüm şarkılarınızı internete koydunuz. Bu bir risk değil mi. Satış kaygısı taşımıyor musunuz?

Teknolojik yeniliklere uyum sağlayamazsanız, zaman sizin aleyhinize çalışır. Riskleri göze alamayanlar ise kaybeder. Nasıl olsa sular akacak ve yatağını bulacaktır.

Seller gidecek, kumlar kalacaktır. Özgüvenli duruşun, uzun vadede yararlı olacağı kanısındayım. Kaldı ki, biz bu besteleri ve albümleri, olabildiğince geniş kitlelerle paylaşabilelim diye üretmiyor muyuz? Bu konularda önlem alması gereken yetkili tüzel kişiler, umarım ve dilerim ki, yasal görevlerini hakkıyla yaparlar ve tekno-korsanlığa geçit vermezler. Onlara güvenmek ve destek olmak zorundayız.

Eskiden Anadolu'da ozanlar vardı. Aşk ile yüreği çarpan ozanlar var mı hâlâ… Bu gelenek devam ediyor mu?

Bence var. Ritmi hızlanan hayatlarımızın hayhuyu içinde seslerini giderek daha az duyar hâle geldiysek de var. Birçok alanda ve anlamda kaotik bir süreçten geçiyoruz. Bunca toz-duman içinde bile iyi ki ozanlarımız hâlâ var. Ozon tabakasını deldik, başımıza neler geldi; bâri ozan tabakasını pamuklar içinde koruyalım.

Bazı medyaya özel hayat işportacılığı yapıyorlar diyorsunuz. Neden bu kadar kızgınsınız.

Çünkü özel hayatın mahremiyeti ve dokunulmazlığı olduğuna inananlardanım. Çok izlenen, çok dinlenen, dolayısıyla da kitlesel etkinliği bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, toplumsal sorumluluk ve duyarlıkla davranmaları gerektiğine inanıyorum. Bunun aksine davranışlardan hepimiz zarar görürüz. “Biz” bilinci, işte burada önem kazanmakta. Bakın, geldik gidiyoruz. Hepimiz, dev bir kâseye birer tutam tuz katabilme ve toplumun mayasına karışabilme çabasındayız… Bunu sağlarken de, kalıcı değerler uğruna çalışmak ve uzun vadeli değerler üretebilmek uğraşındayız… Hepsi bu…

Siz çocuklarınızı toplumsal yozlaşmadan uzak tutabiliyor musunuz?

Bu konuda da çaba harcıyoruz. Elimizden geldiğince uğraşı ve emek veriyoruz. Bunu tüm çocuklar için yapmaya çalışıyoruz. Çünkü çocuklar, donmamış betona benzerler. Onların kişiliklerinin oluşum ve gelişiminde katkı sunabilmek, sanatçı olarak benim çok önemsediğim bir sorumluluğumdur. Aynı zamanda da zorunluluğumdur…

Aşk her şeyi affeder mi?

Küsmelere küsmek gerek… Dostluğa dost olmak… Nefret duygusuna duyulmalı yegâne nefret… Sevgiyi sevmeli insanoğlu ve affedici olmalı… Ben, en büyük intikamın bağışlamak olduğuna inanırım.

Bir yastıkta yaşlanmanın formülü nedir? Çünkü çok mutlu bir evliliğiniz var.

Severek, güvenerek ve saygı duyarak paylaşmak… “Biz” olabilmeyi başarmak… Bir de küçük şeylerden mutlu olabilmek ve yetinmeyi bilmek. Eşinizi ve varsa çocuklarınızı, kendinizden daha değerli ve daha önemli kabul etmek.

Halk sizi dinliyor. Siz ne dinliyorsunuz?

Bir emek ve çaba ürünü olan her şeyi dinlerim. İyi bulurum veya bulmam, ama dinlerim. Ve iyi olan her şeyi beğeniyle dinlerim. Özellikle de genç insanların yeni üretimlerini çok önemserim. Onlardan yeni şeyler duymak ve hatta öğrenmek, bana tarifsiz bir keyif verir…

Neşet Ertaş'ın bir sözü vardır: “Türküyü söyleyen gönlümü titretecek.” Dinlerken gönlünüzü titretecek bir şarkı ve yorumcu var mı?

Neşet Ertaş'ın kendisi ve birçok ürünü… Ayrıca Mehmet Seske, Gülşen Kutlu, Ali Haydar Gül… Erkan Oğur, Cengiz Onural, Erdem Sökmen ve İsmail Soyberk… Gerçekten bereketlidir bizim topraklar.


Deforme ve dejenere olmamış her şeyi sahiplenirim

Türk halk müziğinin batı çalgılarıyla seslendirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Eğer aslını ve özünü bozmadan, orijinalitesine dokunmadan, kısacası deforme ve dejenere etmeden icra ediliyorsa, türkülerimizin batı çalgılarıyla seslendirilmesinin ne zararı var? Ben yenilikçi ve reformist bir anlayışa sahibim bu konuda da.

Kriz etkiledi mi sizi, ne gibi önlemler aldınız?

Eşim de, ben de, memur çocuklarıyız. Zaten abartısız bir yaşantımız vardı. Ek olarak, yarın kaygısıyla birtakım önlemler aldık tabii. İçinden geçtiğimiz sürecin kâr değil, ar dönemi olduğunu düşünüyoruz. En önemli yatırımın eğitim ve kültür yatırımları olduğu noktasından hareketle, her alandaki önceliğimiz çocuklarımız olmaya devam ediyor.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor?

Ne onunla, ne de onsuz yaşayabildiğimiz bir çelişkiyi ifade ediyor İstanbul…

İstanbul'da en çok keyif aldığınız şey nedir?

Hayatın ritmi içindeki kültürel derinliği ve tarihsel dinginliği. Çok renkliliği. Çok sesliliği.

İstanbul'u anlatan en güzel şarkı hangisi?

En güzel şarkı, henüz yapılmamış olandır…