
Şiirlerinde, yalnızlığı, biten günlerin hüznünü, aşkı, suları, ay'ı anlatan Ahmet Haşim, aynı zamanda yaşamı, hayata bakışı, kişiliği de demek olan şiirleriyle bir zamana da ışık tutuyor.
Günün birinde Galatasaray okuluna bir çocuk gelir. Taşralı görünümü ve haşarı haliyle, okul yönetiminin 'işe yaramaz' olarak nitelendirdiği kişi kategorisine girdiğinin farkında olmayan bu çocuk, Türk şiirinin yenilikçi şairlerinden biri olacağını da ömrü boyunca öğrenemeyecek olan Ahmet Haşim'dir. Abdülhak Şinasi Hisar'ın biyografi çalışması olan 'Ahmet Haşim: Şiiri ve Hayatı'nda, Haşim'in kişiliğini tanırken, yaratılan her şiir dizesinin de sancılı süreç ve yaşamların bir ürünü olduğunu, Ahmet Haşim'in hayatı üzerinden bir kez daha anlıyoruz.
1885'te Bağdat'ta doğan Haşim, Türk hükümetinin bir memuru olarak, Fizan mutasarrıfı olan babası Arif Hikmet Bey'le 1891 yılında İstanbul'a gelir. 1897'de Galatasaray'a giren Haşim, Beyoğlu'nun arka semtleri olan, Tozkoparan ya da Kasımpaşa'dan okula gelip, gitmektedir. Ahmet Haşim'in adı Galatasaray'da giderek “Şair Haşim” olarak bilinecektir. Hisar'ın, Haşimle tanışması da okul yıllarına rastlar. Şairin sayılı arkadaşlarından biri olan Hisar, Haşim'i yakından tanıyan biri olarak, “Şi'r-i Kamer'in o zamanki parçalarından birini okur, okumaz, Ahmet Haşim'e de, şiirine de bağlı kaldım” dediği çalışmasında, Haşim'in 'tuhaf' özelliklerine de şahit olmasına rağmen, ona hep bağlı kalacaktır. Okula geldiği ilk yıllardan itibaren şiir yazmaya başlayan Haşim, yazdıklarını dönemin dergilerinde de yayımlatmaya başlar. Ay'a dair şiirler yazan Haşim, 'Şi'ir-i Kamer' adlı şiirindeki “on beş sene evvelki hakikat hep o gündür” dizesiyle Bağdat'tan getirdiği çocukluğunun hüznünü ve şiire sığınışını anlatır; “Şi'r-i Kamer, ay'ın şiiridir. İçinde ismi söylenmeyen şehir, Fuzuli'nin diyarı olduğunu bildiğimiz, Bağdat'tır. Hafızamızda hâlâ Binbir Gece Masalları'na karışan hem muhteşem, hem esrarlı görünen Bağdat. İçinde yad edilen şehrin kenarlarında hazin ahenkli sularının çağlamasını dinlediğimiz nehir, Dicle'dir.”
Hep hatıralardır ki geçen günlere inler/Hep hatıralardır ki ziyan ufku sararken/Sessizce gelir hepsi gezer ruhumu birden... dizelerinin yer aldığı Şi'r-i Kamer, aynı zamanda Ahmet Haşim'in şair kimliği olmuştur. Haşim, bu şiiriyle dönemin şairlerini itelemiştir, “Bütün şairlerimizin arzu ve tahayyül ettikleri tam bir ay şiiri olmuştur. Şairlerin bunu emsalsiz, hulyalı, rüyalı, sihirli, füsunlu, edalı, ahenkli, tıpkı mehtap gibi parıltılı, mırıltılı, hulasa, emsalsiz bir surette yazmak istedikleri, fakat hiçbir gün yazamadıkları eseri diyebiliriz ki, o buna muvaffak olmuştur.” Türk şiirine gölleri, ayı mehtabı, geceyi sokan Ahmet Haşim, dönemin tutucu edebiyat çevreleri tarafından küçümsenerek karşılanır. Haşim'le arkadaşlığının geliştiği yıllarda, onun şiirdeki yaratıcı ve farklı yanını anlayan Şinasi Hisar, Haşim'in değerini anlayan bir dost olarak, onun her zaman yanında olsa da, şiirlerine yönelik küçümseyici ve yok sayıcı davranışlar, Ahmet Haşim üzerinde etkili olur, “Onu, gözleri neden bizim görmediğimiz bir muhiti görüyor diye tenkit ve muaheze değil bilakis, hassasiyetine merbut ve kendisine bir musiki membaı saklayan cevval ve seyyal böyle bir tabiat iddia ettiği için, bilakis, elbette kendisine teşekkür etmek lazımdır. Onun bu göl muhitini sun'i bularak Haşim'e edilen itirazlar cidden haksızdır.” Yazar ve şairler için şanssız bir dönemdir. Zamanın gazetelerinde edebiyattan bahsedilmediği gibi, mizah dergilerinde de şiir ve edebiyat alaya alınmaktadır.
Bir çok önemli edebiyatçı ve şairin de, gereken maddi ve manevi ilgiden yoksun kaldığını öğrendiğimiz Haşim biyografisinde, sanatçıların zaman zaman birbirlerine gereken değeri verdiğini görürüz. Haşim'le arası iyi olan Yahya Kemal, “Melali anlamayan nesle aşina değiliz.” diyen Haşim için “Haşim büyük bir şairdir” der. Haşim ise onun için, “Hiç şair değildir!” diyecektir. Daha sonra “Fikrimi değiştirdim” diyecektir. Haşim'in hayatını okuyucuya, ortak anılarından da yola çıkarak anlatan Şinasi Hisar, onun duygusal tepkilerini, arkadaşları ve dostlarıyla ilgili değişken fikirlerini, küskünlüklerini, ama herşeye rağmen bütün davranışları altında yatan çocuksu kişiliğini okuyucuya gösterirken, Haşim'in kişiliğinden kaynaklanan özellikleri es geçmeyerek, onun şiire getirdiği soluğun önemini açığa çıkarıyor; “Ahmet Haşim, Abdülhak Hamid'den beri şiirin yegane şairidir. Abdülhak Hamid'den Ahmet Haşim'e kadar Türk şiiri, bütün o Muallim Naci devri veya Edebiyat-ı Cedide devri denilen nesirde inşayı ve nazımda mevzun sözü aşamayan o günagun devirler, mektepler ve çığırlar dahil olmak üzere, kupkuru bir çöldür. Türk şiiri, ilk defa Meşrutiyet'in ilk günlerinde Ahmet Haşim imzası üstünde yeni sesler duymaya başladı. Bu sesler, şiirin hakiki ikliminden geliyor ve bize bu iklime mahsus çiçeklerin kokularını ve bu iklime has suların ahengini, bu iklimin havasında dolaşan bulutların rengini getiriyordu.”
Dönemin tutucu ve egemen sanat çevresi tarafından, gölden, geceden, kuşlardan, mehtaptan bahsettiği için küçümsenen Ahmet Haşim, “Kurbağa şairi” diye nitelendirilir. Şiirlerinde insan ruhunun hallerini yakalayan şair, karikatürüze edilerek, büsbütün çökertilmeye çalışılır.
“Akşam, yine akşam, yine akşam / Bir sırma kemerdir suya baksam” dizelerinin yaratıcısı Ahmet Haşim'in yoksulluk ve yalnızlık içinde geçen hayatı, 3 Haziran 1933'te son bulur. Yaşadığı süre içinde yanında fazla dostu olmayan Haşim'in öldükten sonra değeri anlaşılacaktır. Şiirlerinde, yalnızlığı, biten günlerin hüznünü, aşkı, suları, ay'ı anlatan Ahmet Haşim, aynı zamanda yaşamı, hayata bakışı, kişiliği de demek olan şiirleriyle bir zamana da ışık tutuyor. Bu yüzden 'Ahmet Haşim: Şiiri ve Hayatı' okunması gereken bir kitap.
Abdülhak Şinasi Hisar
Yapı Kredi Yayınları
132 sayfa






