
Kızılırmak’ın kıyısında, bir ulu çınarın gölgesinde oturuyorduk İbrahim Yolalan’la. Şiirden, hikâyeden, memleketten konuşuyorduk. “Kahve içelim” dedi, tütün yakmadan önce.
Kapaktaki desen rüzgârın sesini çağrıştırdı. O ses ekinleri, ekinler ovayı, ova uzakları... İnsan nerede seslerden uzakta kalabilir ki?
Şâirâne, hikmet dolu ve veciz o kadar çok cümle var ki: ...Yüzündeki çizgilere karışmak... (s. 18), ...Alınyazısı kocaman bir yoldan ibarettir. (s. 21), ...Rüzgârın esişi kadardır bu dünya. (s. 25), Kayalar bile içinde bir tohum taşırken senin bu katılığın niye? (s. 32), Özgürlük yalnız kalabilmeye denir. (s. 46).







