Tasavvufta musiki vasıtadır

Harun Karabuç
04:003/02/2019, Pazar
G: 3/02/2019, Pazar
Yeni Şafak
Bakü’de Azerbaycan Devlet Genç Seyirciler Tiyatrosu’nda Ömer Tuğrul İnançer ve Türk Tasavvuf Musikisi Vakfı İstanbul Tarihi Türk Musikisi Grubu bir devran icra etti
Bakü’de Azerbaycan Devlet Genç Seyirciler Tiyatrosu’nda Ömer Tuğrul İnançer ve Türk Tasavvuf Musikisi Vakfı İstanbul Tarihi Türk Musikisi Grubu bir devran icra etti

Türk Tasavvuf Musikisi Vakfı Başkanı Ömer Tuğrul İnançer, ayinlerde kullanılan musikinin gaye değil araç olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Mühim olan ayinde zikrullahı yapmaktır.”

Tasavvuf musikisi içinde bir beste formu olarak ayinin önemli bir yeri var. Her tarikatın da kendine ait ayini bulunuyor. Mevlevi ayinine sema, Kadirilerinkine devran, Rifai ve Sadikilerinkine zikr-i kıyam, halvetilerinkine darb-ı esma, Nakşbendilerinkine Hatm-i hacegan, Şazililerinkine hadra deniliyor. Bu hafta Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de Yunus Emre Enstitüsü tarafından Seyyid Yahya Şirvani Bakuvi ve Tasavvuf Geleneği Paneli düzenlendi. Panele senelerce Konya’da Mevlevi ayini okuyup bendir çalmış olan mutasavvıf müzisyen ve Türk Tasavvuf Musikisini Koruma ve Yayma Cemiyeti Başkanı Ömer Tuğrul İnançer de katılmıştı. Türk Tasavvuf müziğinde Mevlevi ayininin önemini konuşmak üzere İnançer ile paneldeki tebliğinden sonra bir araya geldik. “Ayinlerde kullanılan musiki gaye değil vasıtadır. Mühim olan zikrullahı yapmaktır” diyen İnançer, semanın layık olduğu her yerde yapılabileceğini kaydediyor.

Türk müziği içinde ayin formunun nasıl bir önemi var?

Eğer musikiyi formla ölçersek Türk müziğinin mevcut formları içinde en büyük eser miraciyye. Form büyüklüğü musikinin büyüklüğü demek değildir. Bazen bir dakikalık bir taksim, yarım saatlik bir besteden daha yüksek bir musikiyi ifade edebilir. Bunun büyüklükle alakası yok ama Mevlevi ayini büyük formda bir eserdir. Aslında ayinlerde kullanılan musiki gaye değil vasıtadır. Mühim olan ayinde zikrullahı yapmaktır. Ama bu toplumuzda neticeden kaide yaratmak, uygulamadan kural icat etme hastalığı olduğu için büyük bir musiki heyeti, bol saz, bol solist olunca yüksek musiki zannediliyor.

ESTETİK OLMALI

Bilinen en eski Mevlevi ayininin bestecisi kim?

Bestekarı bilinen en eski Mevlevi ayini Derviş Köçek Mustafa Dede’nin Bayati ayini. Ondan sonra Itri’nin Segah, ondan sonra da Dede Efendi’yle beraber fevkalade çoğalıyor. Şurası enteresan ki cumhuriyetten sonra, daha doğrusu dergahların seddedilmesinden (kapatılmasından) sonra bestelenen Mevlevi ayini sayısı daha önceki dönemlerde bestelenelerden fazladır. Alaeddin Yavaşça’dan, Cinuçen Tanrıkorur’a kadar pek çok bestekar var. Kültür bitmiyor yani devam ediyor.

Günümüzde ayin ritüel olarak doğru icra ediliyor mu?

Bu günümüzde doğrusu az. Çünkü nerede, nasıl kullanıldıklarını gençlerimiz bilmeden yetişiyor. Biz de dahil. Nasıl icra edildiğini görmek için en az yüz küsur yaşında olmak lazım. 1910’larda doğmuş olmak lazım. Anlatılanlardan duyduğumuz kadarıyla icra ediyoruz. Çok şükür talihliyiz, musikiyi Darüllehan’ı görmüş olanlardan meşk ettik. Sadettin Heper, Emin Ongan, Münir Nurettin Selçuk gibi... Meydan görmüşleri gördük yani. Tarikat ayinlerini de meydan görmüşleri görenlerden öğrendiğimiz için biraz daha aşinayız. Belki eskiler bizi görse sopayla kovalar, onu bilemem. Ama estetik katılmayan bir tarikat ayini cazibe noktası olamaz.


KAİNAT DERGAHTIR

Tekkelerin kapatılmasından sonra konser salonunda ilk Mevlevi ayinini kim tertip ediyor?

Böyle başlamıyor aslında. Konya’da halk evlerinde anma merasimleri düzenleniyor. Derken hadi ney üfleyelim, sonra birkaç semazen olsun deniyor. Tevfik İleri’nin Milli Eğitim Bakanı olduğu zaman bu anma 17 Aralık’ta bir günlüğüne ayin haline gelmiş. Bu arada Afyon’da rahmetli Raşit Çelebi tekkeler kapatılmış olsa dahi her hafta birinin evinde ayine devam ediyor. 1991’e kadar Konya Turizm Derneği tarafından yapılıyordu. Şimdi Kültür Bakanlığı, valilik, üniversite ve belediyenin işbirliği ile yapılıyor.

Eski tabirle ‘meydan görmek’ mümkün olmadığı için mi ayinler konser salonunda yapılıyor?

Devekuşu hikayesi gibi. Başı kumda ama gövdesi dışarıda. Sergilenmesine bir şey denmiyor. Biliyorsunuz Bey, Paşa, Hanım tabirleri de yasak ama herkes kullanıyor. Hala her devlet memurunun fötr şapka giyme zorunluluğu var. Uyan yok. Bu kanun da böyle. Hem tarikat ayini yasak hem de Cumhurbaşkanlığından, Başbakanlıktan bakanlıklara kadar mevlevi ayini yapılsın diye bütçe çıkarılıyor. Konya ve İstanbul toplulukları kuruluyor. Tenakuz mu tenakuz. Tenakuz olmasına rağmen lazım mı? Elbette lazım. Hatta elzem.

Neden?

Çünkü başıboş, otoritesiz kalınca ayin namı altında türlü rezillikler oluyor. Kırmızı yeşilli tennureler, kadın semazenler. Bunlar yolunda olmayan şeyler. Keşke devletimiz hep müdahil olsa. Normal lokali olmayınca salonda yapılıyor. Bunun tarikat adabı olarak yasağı yok.

Yani ayin her yerde yapılabilir mi?

Şeb-i Arus şimdi 17 Aralık’ta yapılıyor ama 1925’ten önce yaza denk geldiği oluyordu. O zaman Konya’da meramda yapılıyordu. Orada tekke yoktu. Bursa Mevlevihanesi’nin Beylerbeyi’nde yazlık yalısı vardı. O yalının ikinci katında hala mihrap duruyordur. Şeyh Efendi gelir, orada ayin yapardı. İznik’te Eşrefzade Abdullah Rumi Efendi Asitanesi’nin Gemlik Kumla’da yazlık arazisi ve tekkesi var. Başka yerlerde yapılmasında sakınca yok. Nalayık yerlerde yapılmamalı. Düğünlerde, iftar sofralarında... Bunun dışında ayin her yerde yapılır. Çünkü “Asumandır kubbesi hep ahteran avizesi/ En ziya-bahşa kanadili güneşle mahdır/ Seddolunmakla tekaya kaldırılmaz zikr-i Hak/ Cümle mevcudat zakir kainat dergahtır.” Her yerde yapılır yeter ki layık olsun.

YASAK DEĞİL GEREKSİZDİ

Eskiden tekke dışında ayin yapılması yasak mıydı?

Yasak demeyelim de gereksizdi. Gereksiz olduğu için yapılmazdı.

İstanbul’da her hafta yapılıyor mu?

Hayır yapılmıyor. Resmi olarak böyle bir şey yok.

Günümüzde bestelenen ayinleri nasıl yorumluyorsunuz?

Dün bestelenen ayinlerle bugün bestelenenler arasında hiçbir fark yok. Zaten eğer benlikle yapılmadıysa o ayin yaşar. Ben de ayin besteleyeceğim dersen tutmaz. Meydanın bir sahibi var, okutmazlar. Mesela Cinuçen Tanrıkorur’un Bayati ayininde altındaki imzayı çıkarın, ister İsmail Dede deyin, ister Itri. Anlaşılmaz. Hafız Ahmet (Çalışır) Hicazkar ayini birkaç sene önce bestelendi. Gayet güzel. Eskişehirli Zeki Atkoşar’ın yedi- sekiz tane ayini var. Hespi birbirinden güzel.

Günümüzde ayinin folklore indirgendiğini düşünüyor musunuz?

Folklorden kasıt halk bilimi demekse halktan ayrı hiçbir şey yoktur zaten. Oyun haline geldi demek istiyorsanız sahipleri müsaade etmez. Bir eyyam böyle de gider ama sonra biter. Bu işten para, şöhret kazanmak isteyen sahtekarlar türeyebilir. Hz. Peygamber döneminde Müseyleme türemedi mi? Bunu da istismar edenler olabilir. Tenekenin taklidi olmaz. Altının taklidi olur!

Saz aletinin dini olmaz

Tasavvuf musikisini Türk müziğinden ayrı mıdır?

Ayırmak mümkün değildir. Sadece tarzları ayırt edilir. Dinlediğiniz zaman Allah dedirtiyorsa dini musikidir, yallah dedirtiyorsa din dışıdır. Aslında din dışı diye de bir şey yoktur. Dini ritüellerde kullanılmayan demektir o. “O güzel ismini son nefesimde anıp da bahtiyar ölmek isterim” bir şarkı güftesi. Hepimiz son nefesimizde Allah diyelim diye dua etmiyor muyuz? “Severim her güzeli senden eserdir diyerek” bunu bir zampara bahanesi olarak görenler olduğu gibi “Her güzel Allah’ın bir tecellisidir” diye görenler de var. Şarkı mı şarkı! Böyle düşünürsek din dışı diye bir şey yoktur. Nazariyat dayanağı, makam, usul aynı olan musikinin türü değil fonksiyonu farklı olur. Mesela Yusuf İslam kimden öğrendiyse İslam’da musiki bendir ve neyle yapılır diyor. Kim söyledi? Aleti niye konuşuyorsun. Önemli olan sensin. Aleti neye göre kullanırsan öyle olur. Otomobile binince camiye de gidersin meyhaneye de. Eşyanın dini olmaz. Saz aletinin de dini olmaz.

Bendiri saz gibi çalıyor

Münir Nurettin Selçuk’a bir defa çalıyorsunuz. Nasıl bir anıydı bu sizin için?

Bir kerecik çaldım, evet. Rahmetli Emin Ongan’ın talebesiyim ben. O da Münir Hocan’nın kemancısı. Emin Ongan bir gün bana Fenerbahçe Kulübü’nde özel bir konser olacak. “Koyu renk giyin, kravat da bağla” dedi. Üniversite 3 veya 4. sınıftayım. Kulübe gelince bana Münir Bey’e çalacağımı söyledi. Benim için bir şerefti. Radyoda yeni yeni ilahiler okunmaya başladığında Alaeddin Yavaşça, Aynalıkavak Kasrı’nda bir program yapacak. “Benle çalmaya Tuğrul gelsin” demiş. Radyoda bu kadar bendir çalan varken neden Tuğrul’u istiyorsunuz dediklerinde de “O bendiri saz gibi çalıyor, sizin gibi tangır tungur çalmıyor” demiş. Alaeddin Hoca’nın da iltifatına nail oldum.

#Ömer Tuğrul İnançer
#Tasavvuf
#Zikrullah