Türkiye'den Kıraç, Serdar Ortaç, Erol Evgin gibi popüler sanatçılarla, Japonya'dan içinde Mayo Shono'nun yer aldığı 14 sanatçıyı Türkiye'de buluşturan ve “Türk müziğiyle Japon müziğini bir araya getireceğim” diyen Neko Oıkawa;
Ben ilk şarkı sözümü ilk okul üçüncü sınıfta yazmıştım. Sonra bu benim yaşam şeklim olmaya başladı. Bir karar verdim. "Sesim güzel değil yaptığım besteleri söyleyemem ama şarkı sözü yazmalıyım." dedim. Hayatım bu doğrultuda devam etti. Bunun için çok emek verdim. Beste yarışmalarına katıldım. 20 senedir bu işle uğraşıyorum.
Çok eski olduğu için hatırlamıyorum ama sanıyorum doğayı anlatan bir şarkıydı.
Babam iş adamı,annem ise ev hanımıydı. Aile de müzikle uğraşan kimse yok aslında. Böyle bir çevrede de büyümedim açıkçası. Bunu ben kendi kendime yaptım. Düşüncelerimi yazıyla ifade ettim. Ama aslında üniversitede Japon tarihi üzerine eğitim gördüm.
Okuldan sonra bir şirkette çalışmaya başladığım sıralarda amatör bir gruba şarkı sözü yazdım. Hazırladığım CD'leri prodüksiyon şirketlerine gönderdim. Sonra ödüller gelmeye başladı.
Bestelerim çok geniş bir yelpazede. Çocuk için de yazabilirim, aşk şarkısı da, toplumsal şarkılar da, gençlik şarkıları da, reklam müziği de. Japon çizgifilmi olan Pokemon için de şarkılar yazıyorum. Bu anlamda bu sektörü tamamıyla kullanıyorum.
Depremden önce gelmiştim. Turist olarak tabiki. Gelmeden önce arkadaşlarım Türkiye'nin güzelliklerini çok övmüşlerdi. "Güzel bir ülke sen de git" dediler.
Turist olarak geldiğim zaman kaldığım otelin yanında eşimin abisinin dükkanı vardı. Eşim de abisine yardım ediyordu. Mesefeler yakın olduğu için tanıştık. Bir yıl arkadaş kaldık. Sonra da evlenme kararı aldık.
Eşimin Türkiye'de turizm acentası var. İthalat ve ihracat yapıyor aynı zamanda. Ama benim Türkiye'de olan sanatsal faaliyetlerimi de kendisi yürütüyor.
Tabiki zorlandık. Dediğiniz gibi dinler ve geleneksel yapı birbirinden çok farklı. Evlenmeden once bu kadarfark edememiştim. Ama evlendikten sonra daha farklı oldu tabi. Hala anlaşamadığımız konular var. Küçük olaylardan tartışma çıkabiliyor. Ama yavaş yavaş Türk insanlarını anlamaya başladım.
Mesela; Japonlar bir durum karışısında evet veya hayır gibi kesin cevaplar vermezler,biraz düşünüler. Ama Türkler'in tavırları çok net. Bu alışkanlığı Türker'den aldım diyebilirim. Japonya'ya gidince ordaki arkadaş ortamımda da uygulayınca şaşırıyorlar. Herkes korkmaya başladı benden.
Evet. Sonuçta kesin bir dille isteyip istemediğinizi dile getirmeniz gerekiyor.
Türklerin belkide en sevdiğim özeliklerinden biri ailelerine sıkı sıkıya bağlı olmaları. Ama diğer taraftan en çok şaşırdığım birşey var o da Japonlar birinin evine gittiklerinde yerlerinden kalkmamaya özen gösterir ziyaret bitine kadar sakince otururlar. Ama Türkler daha hareketli ve daha samimi. Mesela; bazı Türkler ev sahibinin dolabından açıp yemek yiyebiliyor. Bu bana çok tuhaf geliyor ve hala alışamadığım bir durum.
Türkiye'yi sevmelerindeki sebep Japonya'da teknoloji çok ileride ve yaşam daha hızlı. O hızlılık insana bir süre sonra çok sıkıcı gelebiliyor. Ama burada daha yavaş ve daha etnik bir yaşam var. Bu doku çok hoş.
Japonlar çok fazla Türk sanatçılarını bilmez ve tanımazlar, aynı şey Türkler için de geçerli. Bende iki farklı ülkeyi bir araya getirecek bir proje yaptım. Kendi yaşadığım aşktan yola çıkarak Japon ve Türk aşkını anlatan bir albüm çıkardım. Hem dostluğun pekişmesini hem de birbirinden farklı müzik türklerini iki ülkenin de tanımasını istedim.
Türkçe bilmediğim için Türk müziğinden çok fazla anlamıyorum. Ama ritimleri toplamaya çalışıyorum. Türkiye'de yeni çıkan albümleri Japonya'ya müzisyen arkadaşarıma dinletiyorum ve üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Ama genel olarak pop müzikle ilgili araştırmalar yapıyorum.
Japonya'da şarkı söyleyip aynı zamanda söz yazan besteciler var. Ama ben şarkı söylemediğim için ben o tarz bir popüleriteye sahip değilim. Yalnız, kitap yazıp, bir çok müzikale imza attığım için halk gözünde biliniyorum. Ama benim için en önemli olan şey Japonya genelindeki önemli beste yarışmalarından ödül aldığım için tanınmak. Popüler olmak benim için önemli değil.
Japonya'da da Türkiye'deki sistemden çok farklı değil. Bir haftada çok ünlü olan biri bir süre sonra ismi unutulabiliyor. Çok çalışan, kaliteli işler yapan sanatçılarda var ama onlar 30 yıl sonra ünlü olabiliyor.
Asya'yı çok seviyorum. Avrupaya hiç gitmedim ama ileride gitmeyi düşünüyorum. Avrupalılar çok değişmiyorlar ama diğer araftan asya ülkelerinde her yıl büyük değişiklikler oluyor. Yaptığım geziler içinde en farklı ülkeler o yüzden asla ülkeleri.
Evet. Çünkü hayatları boyunca çok çalışırlar ve paralarını seyahat etmek için biriktirirler. Üniversteyi bitirdiğimiz zaman aileler çocuklarına seyahat hakkı verir. Önce istediği ülkeleri gezip görsün sonra iş hayatına atılsın diye düşünürler. Üç ay boyunca dünyayı gezerler. Çünkü siz çalışmaya başladığınız zaman vaktiniz yoktur ve zor gezersiniz. Bende aynı süreçleri yaşadım tabiki.
Japonlar normalde çok çalışırlar ama ben bir beste yaptığımda eğer o gün bitecekse 4 saat içinde yaparım. Japonlar gibi çok erken kalkıp çalışmıyorum. Çalışma saatlerim daha esnek.
Siz saat sekizde işe başlıyorsunuzdur. Bu Japonya'da da aynı böyle ama 5 dakika bile şaşmaz bu çalışma saati. Ama Türkler çalışırken daha çok mola veriyorlar. Bizde mola saatli oluyor.
Yoruluyorlar elbette. Mesela; trene bindiklerinde yorgunluktan uyuya kalırlar. Küçük yaştan itibaren bu sistemle yaşadığımız için 4,5 saat uyku yeterli oluyor. yemeklerimiz Türkiye'deki gibi yağlı değil genelde deniz mahsülü ve hafif yemekler olduğu için hareketlerimiz oldukça seri oluyor.
Evet onunla da ilgili. 65 yaşındaki kadın ya da erkek olsun fark etmez insanlar çalışır. Çalıştıkları için uzun yaşıyorlar. Bir de yemek yeme kültürümüzle de ilgili.
Fusimota'da Ertuğrul Fırkateyni batmıştı. 2010 yılında bu olayın 120. yıl dönümü doluyor. Bu olayı anlatan bir şarkı projesi var. Japonya'nın ünlü bir sanatçısı olan Sonomo seslendirecek ve bu şarkıyı ve biz de onu Türkiye'ye hediye edeceğiz. Ben de Japonya'da doğduğumdan bu benim için büyük bir onur.
Japonya'da tanıştığım bir arkadaşım bana "Iraktaki çocuklar için araç gerekiyor." dedi. Birlikte yardım kampanyası yaptık ve ondan elde edilen geliri çocukların ihtiyacı olan araç için bağışladık.
Türkiye için de eşimle birlikte yardımlarda bulunduk. Devletin engelli çocuklara karşı okul eğitim sistemi pek gelişmiş değil. Eşim "Engelli insanlara yardım etmeliyiz" dedi ve bende hemen kabul ettim tabiki. O çocuklara yardımım dokunduğu için çok mutluyum. Diğer ülkeler için de yardım projesi gelişirse onlar içinde yardım ederim.
Japonya'da Türkiye'yi anlatan camilerin ve doğal güzelliklerinin bulunduğu bir cd satışa sunulmaya başladı. Türkiye'deki TRT kanalı gibi Japonlarında benzer kanalları var. Orada Türkiye'den görüntüler, camiler, insanların namaz kılma şekilleri gösteriliyor ve bu görüntüler Japonların çok hoşuna gidiyor.
Mayo Shono 30 yıldan beri müzikle uğraşıyor. "Hadi bu sefer İstanbul'a gidelim." diye bir şarkı yapmıştı. Ama bundan otuz yıl once İstanbul'un yerini kimse bilmiyordu. Japonya'da da çok popüler bir şarkıdır hemde.
Evet. Türkiye'nin önde gelen Kıraç, Serdar Ortaç, Erol Evgin gibi popüler sanatçıları yer alıyor. Japonya'dan da içinde Mayo Shono'nun yer aldığı 14 sanatçı Türkiye'ye gelecek. Türk müziğiyle Japon müziğini bir araya getireceğim. Malatya, Samsun, Ankara ve İstanbul gibi çeşitle şehirlerde verilecek ve konserin geliri lösemili çocukların hayrına gidicek. Bu benim için çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi.
Tabiki farklı insanlarız. Bizim kültürümüzde çiğ balık yeniyor ama sizde yenmiyor. Bir risk var tabiki. Japonya'dan da Türkiye'den de iyi sanatçıları bir araya getiriyoruz. Bu büyük bir maliyet demek . Birbirinden çok farklı iki kültür. Ama ritimler evrenseldir. Dinleyen izleyici kitleside "Böyle müzikler de varmış." diyecekler. Bu da bir ülke insanın müzik kültürünün gelişmesi için çok olumlu bir adım. İlk once Japon bir sanatçı çıkıp şarkısını dinleyecek sonra Türk müziğini ikisi arasındaki benzer ve farklılıkları görecekler. Bu değişik bir atmosfer. Ben eğleneceklerini düşünüyorum.
Tabiki ilgiliyim uzak kalamam elbetteki. Abdullah Gül Japonya'ya geldiğinde batan gemiyle ilgili oradaki şehitlerin adına bir yemek düzenlendi. Birlikte yemek yedik ve sohbet ettik. Ama daha çok Japonya'da yaşadığımdan oranın sosyal şartlarıyla daha çok yüzyüzeyim.
Japonya bir ada olduğu için bizim çevrimizde komşu yerine deniz var. Türkiye'nin stratejik konumu öyle değil. Avrupa'ya da yakın Asya'ya da. Eğer Avrupa'ya yüzünü dönerse Türkiye Kuzey Irak'la o kadar sorun yaşamayabilir. Ama tabi Asya'dan da kopamaz bu bir gerçek. Çünkü Irak, İran, Suriye komşuluğu gibi bir gerçek var. Kritik bir bölgede olduğu için zor bir durum. Türkiye'de yaşamak çok zor.






