Üç güzel oyun bir büyük usta Nuri Pakdil

Necip Tosun
00:0022/05/2014, Perşembe
G: 21/05/2014, Çarşamba
Yeni Şafak
Üç güzel oyun bir büyük usta Nuri Pakdil
Üç güzel oyun bir büyük usta Nuri Pakdil

Nuri Pakdil'in yazdığı oyunlarda insanlar arasından çekilen sevgi ve hoşgörünün, toplumu nasıl açmazlara sürüklediği vurgulanırken, bütün bu olumsuzlukların kaynağı olarak da insanın ahde vefa göstermeyip Tanrı'dan uzaklaşması olarak çizilir.

Nuri Pakdil'in Bir Öldürme Töreni, Bakır Dönemi ve Belge adlı üç oyunu aynı anda Edebiyat Dergisi Yayınları arasından çıktı.

Nuri Pakdil oyunlarında, çağdaş insanın yaşadığı bunalım ve acılarının nedeni ile yeryüzündeki haksızlıkların, sömürünün, işkencenin kaynaklarını araştırır. İnsanlar arasından çekilen sevgi ve hoşgörünün, toplumu nasıl açmazlara sürüklediği vurgulanırken, bütün bu olumsuzlukların kaynağı olarak da insanın ahde vefa göstermeyip Tanrı'dan uzaklaşması olarak çizilir. İnsanın varoluş nedenini unutunca hayatının nasıl anlamsızlaştığı giderek de bir cehenneme dönüştüğü sergilenir.

Nuri Pakdil'in oyunlarında bazı kelimler vardır ki, bunlar anahtar sözcüklerdir. O, söyleyeceği pek çok şeyi sadece bu kelimelerle izah eder. Oyunlar âdeta bu kelimelerin açınımı gibidir. Bu kelimelerin belli başlıları şunlardır: Tanrı, insan, kent, yeryüzü, zaman, emek, devinim, işçi, başkaldırı, şiir, mahşer, doğa. Bu kelimelere bütün oyunlarda aynı anlamlar yüklenir. Bunları şöyle sıralayabiliriz. Tanrı: bütünün sorunların çözümü; İnsan: açmazda; emek: kutsal; işçi: sömürülen; şiir: kuraklığın tek ilacı; doğa: insanın uyum sağlaması gereken; mahşer: yaşanacak olan, çağdaş insanın yaklaştığı; kent: kirli, bunaltan; yeryüzü: işgal altında.

KENTLİ İNSANIN ÇIKMAZI

Nuri Pakdil'in oyunlarında özel ad yoktur. Zaman, mekân, kent ismi, kahraman ismi, ülke ismi yoktur. Mekân da müphemdir, görecedir. Alışageldik anlamında değildir. Değişkendir. Zaman zaman da tanımsız, soyut bir şeydir. Ama mekân hep bir geçittir. İnsanın yaşadığı çağ, sonunda her şeyin hesabının sorulacağı mahşere kavuşacaktır. Oyunlarda ışık imkânlarıyla mekânın görece ve değişken olduğu algılatılır. Özel adların olmayışı, zaman, mekân belirsizliği, Pakdil'in bölgesel olmaktan öte evrenselliği yakalama gayreti içinde olduğunu ortaya koyar.

Bu tutumla Pakdil, hem güncelin tuzağına düşmez hem de yarınlara kalıcılığın önemli bir gereğini yerine getirir. Çünkü Tanrı'dan uzaklaşma, bölgesel değil evrenseldir, zamana bağlı değil zamanlar üstü, zamanlar ötesidir. İnkâr ve sömürü, zamana, mekâna, ülkeye bağlı değil, bütün bunların ötesindedir. Pakdil'in oyunlarında öne çıkardığı konulardan biri kent ve beton yığınları arasında sıkışıp kalmış kentlidir. Bu oyunlarda kent, kirlidir, boğucudur.

İNKAR VE İNANÇ SÜRECİ

Pakdil'in oyunlarında gerek içsel gerek biçimsel bir bütünlükle, insanlığın serüveni ve XX. yüzyılda ulaştığı konum irdelenir. Adem ile Havva'dan başlayarak insanlığın yaşadığı inkâr ile inanç arasındaki geçişler dile getirilir. Allah'ın ipinden ayrılan ulusların, kavimlerin, bireylerin nasıl bir kaosa doğru sürüklendikleri örneklenir. Nuh ve Lut kavmi, Medyen ve Semûd ulusunun yaşadıkları gündeme getirilir. Daha önce yayınlanan Umut'ta XX. yüzyıl sorgulanırken, Korku'da tutuklanır. Put Yapımevleri'nde yargılanır ve nihayet Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş'te XX. yüzyıl artık hücrededir.

Yeni kitapları Bir Öldürme Töreni'nde yeryüzü uzun bir kahkaha, Bakır Dönemi'nde yeryüzü bir intihar alanıdır. Belge'de ise metafiziği inkâr eden insanlık tam bir kaosu yaşamaktadır. Bir Öldürme Töreni oyununda, sömürü çarkındaki insan ve onun başkaldırışı anlatılır.

KİTAB'IN GÖSTERDİĞİ YÖN

Mevcut anamalcı düzen insanları sömürmeye, soymaya odaklanmıştır. Anamalcı her gün faiz dağını saymaktadır. Mal görünce varlıklı insanın her şeyi uyuşur çünkü o her şey benim olsun ister. Sömürü düzeninde anamalcılar ile kentsoylular el eledir. Köylüler ise ezilmekte, öldürülmektedir. Bu hâliyle yeryüzü uzun bir kahkahadır. Ama bir gün her şey değişecektir: 'Bir köylü toprak gibi ağırdır, gösterişsizdir, ama bir gün, bu ülkeyi de başka ülkeleri de ayağa kaldıracaktır: soracaktır bir bir: alnından boşalan terlerden yeryüzüne bir yağmur indirecektir: bu yağmurdan yeni elektrikler üretilecektir: Bir 'kitab'ın gösterdiği yöne insanlar koşmaya başlayacaklardır: yalancı kitaplar okunmaz olacaktır.' Bu öğreti bütün kötülükleri eriterek bir 'insan' çıkaracaktır ortaya.

TOPRAKTAN KOPUŞ

Bakır Dönemi, yabancılaşan, kendi tabutlarını taşıyan, taşa tapınan, topraktan kopan, hızla kitaptan uzaklaşan, sömürüde ustalaşan, emeğin karşısına geçen, insana karşı dönem/düzen gündeme getirilerek bu fıtrattan kopuşun muhtemel sonuçları oyunlaştırılır. Toplumda intihar, yani başkasını öldürmeler yaygınlaşmıştır. İşçi/köylü ezilmekte, bir çıkış yolu da bulamamaktadır. İnsanlar toprağın cömertliğini unutmuşlardır. Yağmurun yağıp yağmaması kimseye ilgilendirmemektedir. Ancak bu insanoğlunu uyandıracak bir müjde gerekmektedir. Çıkış yolu ise hepsinin görmezlikten geldiği Tanrı'dır.

KARMAŞA VE KAOSA İŞARET

Belge'de ise bir karmaşa, kaosa dönüşen devlet yönetimleri ile bunların proje uygulayıcısı durumundaki bürokratik zincire bağlı memurları gündeme getirilir. Soyut ve somut dosyalar olarak işleyen düzenek karşılaştırılır. Soyut dosyalar metafizik dünyayı ve değerleri, somut dosyalar ise maddi kalkınma projelerini temsil eder. Hep somut dosyalara bağlı insanlık er ya da geç yanlış yaptığını anlayıp soyut dosyaları raftan indirecektir.

Pakdil'in oyunları dört temel olgu üzerine oturur: İnsan-Şeytan-Yol Gösterici-Tanrı. Yeryüzündeki olumsuzlukların kaynağı da çözümü de bu dört olguda yatmaktadır. İnsanlar bu temel gerçeği kavrayamadıklarından, ezilmekte, sömürülmekte, bir karabasanı yaşamaktadırlar. Asıl problemleri işte bu bilinçsizlik durumlarıdır.

SORUMLULUK İNSANA EMANET

Çağdaş insan ölümü öldürebileceğini sanmaktadır. İnsanlık doğaya ters düşmüş bu yüzden çarpılmıştır. Yeryüzünde kötü bir ruh dolaşmaktadır. İnsanın içi donmuştur. İnsan, göklerin, yerin, dağların yüklenmekten çekindikleri sorumluluğu yüklenmiştir. Ancak bunun altında ezilmektedir. İnsanların odalarının duvarlarına inkâr yapıştırılmıştır. İnsanın konumunu kötü ruh bozmaktadır. Bu durumda, cehennemi herkes kendi yapmaktadır. Cehennemler çoğalmaktadır. Sürekli eşya yığan insanlar mahşer olgusunu hiç akıllarına getirmemektedir. Başlarını göğe çevirmezler. Yeryüzü bir anlamsızlığa doğru ilerlemektedir.

İNSAN ÇAĞIN KURBANI

Oyunlardaki 'insan'lar; arayan, soru soran, ezilen, bütün olumsuzlukları yaşayan XX. yüzyılın trajik kurbanlarıdır. Çağdaş düzenlerin kıskacı altında bir yanlışı yaşarlarken, kendilerini aydınlığa çıkaracak bir 'tümce'nin peşindedirler. O tümceyi bir hayatlarına sokabilseler, kurtulacaklardır. Ama yaşadıkları ortam (düzen, çağ vs.) onlara bu çağrıyı iletebilecek imkânları yok etmektedir. Bu ortam ancak düşünmekle aşılacaktır. Bu nedenle de 'ortam' düşünceye karşı savaş açmıştır. Şeytan'ın bu mücadelesine karşı insanı doğruya, güzele, gerçeğe yani Tanrı'ya çağıran biri daha bulunur oyunlarda. Yeryüzündeki bütün kötülüklerin önlenmesi için çalışan bilinçli, devingen, kitaba bağlı bir önder. Yorumcu ise insanlara doğruluğu gösterir. Şeytanın aldatmacalarından kurtulmak için Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak gerektiğini hatırlatır. Tanrı ise yeryüzündeki bütün problemlerin çözüm yoludur. İnsanlığın XX. yüzyılda yaşadığı karabasanın nedeni Tanrı'dan uzaklaşmasıdır. Bu karabasandan kurtulması da Tanrı'yı algılamasıyla olacaktır.

OKUYUCUYA İŞ DÜŞÜYOR

Oyunlar, daha çok görsel işitsel bir ortama göre yazıldıklarından, asıl özellik ve güzelliklerini oynandıklarında, sahnelendiklerinde ortaya koyarlar. Yazar oyununu bu ortama, imkâna göre oluşturur. Bu nedenle göz ve kulak düşünülerek oluşturulmuş metinler, materyaller (oyun metni, senaryolar) okunduğunda bu metinlerin sahnelendiklerinde, filme alındıklarında ortaya koyacakları etkiyi yeterince üzerimizde gerçekleştiremezler. Burada, metinlerin etkisi, okuyucudaki düş gücü, dikkat ve paylaşım ile ancak belli bir düzeye ulaşabilir. Elbette sahnelenmemiş oyunların etkisi ve başarısı ile okuyucunun gayreti, dikkati arasında ciddi bir paralellik vardır.

GÖRSELLİK ÖN PLANDADIR

Bu nedenle, Pakdil'in oyunlarını değerlendirirken, seyirci değil, okuyucu konumunda bulunduğumuzdan, pek çok güzelliği gözümüzden kaçırma riskini taşıdığımızı aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Örneğin Pakdil oyunlarında, ışık, müzik, renk, ses gibi tiyatronun imkânlarından alabildiğine yararlanır ve biz bu bileşimden ortaya çıkacak güzelliği okuyarak değil, ancak seyrederek, duyarak yakalayabiliriz. Pakdil'in oyunlarının uyumsuz tiyatro ile şöyle ya da böyle bir yakınlığı olsa da özellikle içerik olarak (umudun hep varlığı, çözümsüzlüğü reddedişi) ondan uzaklaşır. Pakdil'in oyunları, zaman zaman görselliği ön plana çıkaran, zaman zaman oynanmaktan çok okunmaya yatkın, geleneksel tiyatro ile bağlantıları az, özel, ama alabildiğine yoğun çağrışımlarla zenginleştirilmiş ürünlerdir.

Bakır Töreni

Nuri Pakdil

Edebiyat

Dergisi Yayınları

Mayıs 2014

72 sayfa

***

Belge

Nuri Pakdil

Edebiyat

Dergisi Yayınları

Mayıs 2014

64 sayfa

***

Bir Öldürme Töreni

Nuri Pakdil

Edebiyat Dergisi Yayınları

Mayıs 2014

64 sayfa