Sait Faik Abasıyanık 'Yazmasam Ölürdüm' diyerek edebiyat tarihinde unutulmayacak yerlere sahip yazarların duygularına tercümanı olmuş adeta. Ayşe Böhürler de, bu ifadeden ilham alarak usta yazarlara, şairlere, öykücülere 'İnsan ne için yazar?' diye sormuş
Türk edebiyat tarihinde yer alan pek çok hikayeci, yazar, eleştirmen ve şair takipçilerinin, okuyucularının zihninde derin izler bırakarak göçtü gitti ancak, bu edebiyat halkasına günden güne yeni isimler eklendi. Şimdi bu isimler şiir, roman, hikaye türlerinde her biri kendine örnek edindiği edebiyatçıların izinde, ama yeni şeyler söylemek için yazıyorlar. Peki bu yazarlar bu tarihi süreci nasıl yorumluyor, kimlerden etkilendiler ya da niçin yazıyorlar? Bu sorular Sait Faik Abasıyanık'ın 'Yazmasam Ölürdüm' ifadesinden esinlenilerek ismi konulan kitapta cevap buluyor. Ayşe Böhürler'in Türk edebiyat tarihini anlatan belgesel çekimleri sırasında 34 yazarla yaptığı söyleşiler kitaplaştırıldı. Yazarlık serüvenleri ve Türk edebiyat tarihini yorumlayış şekilleriyle Türkiye'nin kimliğini ortaya koyan yazarların fikirleri aynı zamanda içinde yaşadığımız toplumun siyasi, sosyal ve kültür tarihine de ayna tutuyor.
Önce şairlerden başlamak gerekir belki, Yavuz Bülent Bakiler, Hilmi Yavuz. Bu iki isim ışığında Türk edebiyatındaki şiir anlayışını az da olsa anlamlandırmaya çalışalım. Mesela Hilmi Yavuz, gazeteci, yazar, edebiyat eleştirmeni kimliklerinin yanı sıra aynı zamanda bir Osmanlı şairi. Modern Türk şiirini anlatırken Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'i anan Hilmi Yavuz, edebiyatımızın ve şiirimizin bu iki büyük şaire çok şey borçlu olduğunu söylerken, Doğu-Batı çatışmalarından ortaya çıkan sentezi çok güzel tanımlıyor:”Bu iki şairde Doğu'nun ve Batı'nın, hem geleneksel olanın hem de modern olanın müktesebatı vardır. Yahya Kemal'in şiirinde hem Nedim vardır hem de Baudelaire ve Verlaine..Haşim'in şiirinde hem kendisinden bir önceki kuşaktan olan Cenab Şehabettin'in hem de Şeyh Galib'in müktesebatı vardır. Dolayısıyla bu iki şair hem doğuludur hem batılı.” Hilmi Yavuz, bu şairlerimizin Doğu'yla Batı'nın nasıl bir arada olabileceğini gösteren en güzel örneklerden olduğunu söylüyor.
Yavuz Bülent Bakiler, kendisini Balzac'ın 'Millet, edebiyatı olan topluluktur' tarifine sorgusuz sualsiz imza atan birisi olarak tanımlıyor. Edebiyatın temel malzemesinin dil olduğunu, Namık Kemal'in ve Batı'daki ilim adamlarının görüşleriyle açıklayan Bakiler, insanların akıllarını, bildikleri kelime nispetinde kullanabildiği görüşünün edebiyat dünyası açısından da çok önemli olduğunu söylemiş. Bakiler, Necip Fazıl'ın ve Arif Nihat Asya'nın çizgisinde şiire ve nesre başladığı tespitinin kesinlikle doğru olduğunu açıklarken kendi tabiriyle 'eski edebiyat'taki usta-çırak münasebetine dikkat çekiyor.
Başta Rasim Özdenören olmak üzere öyküde Sevinç Çokum, Ayfer Tunç, romanda Ayşe Kulin, Elif Şafak ve yazının her alanında eserler veren Sadık Yalsızuçanlar, güncel yazılarıyla dikkat çeken ve şair kimliğiyle ön plana çıkan Bejan Matur ve yazar Cihan Aktaş, Alev Alatlı bahsetmeden geçemeyeceğimiz isimler arasında. Kadın yazarların durumu bir başkadır Türkiye'de. Öyle sanılır; kadın yazar olmak zor mu, ya da dezavantajı var mı? Bu sorulara genç yazar Oya Baydar cevap vermiş. Baydar'a göre kadın yazarlar daha yürekten ve daha derinler.
Kitapta birçok yazar-eleştirmenle yapılan bu söyleşiler, Türk edebiyatının köşe taşları olan edebiyatçıların izlerinin hiçbir zaman silinmeyeceğini, gelecek kuşağın şair-yazarlarına daima ışık tutacaklarını gösteriyor.






