
Cemil Meriç’in ‘Marks, Osmanlı’yı ondan öğrendi’ dediği meşhur tarihçi Hammer’in Osmanlı Tarihi, ilk kez bütün olarak Türkçeye aktarılıyor. Daha önce de Jorga ve Zinkeisen’i çeviren Nilüfer Epçeli, ‘Jorga, Zinkeisen ve Hammer’in 2000’li yıllara kadar çevrilmemiş olmasını tarihçiliğimiz açısından izah edemeyiz’ diyor.
Namık Kemal'in doğumunun 175., vefatının ise 127. yılındayız. Onun nesli kısa bir ömre önemli işler sığdıran isimlerden oluşur. Edebi, ilmi, siyasi ve bürokratik pek çok faaliyeti bir arada yürütmeyi başarabilen Tanzimat nesli, kendilerinden sonraki dönemleri de etkilemeyi sürdürmüşlerdir.
Namık Kemal memleketini ve milletini seven bir insandı. Onun yaşadığı dönemde ülkenin durumu Avrupa ile karşılaştırılınca, aradaki uçurum bütün açıklığı ile görülüyor ve memleket-severlere hüzün veriyordu. Geçmişteki parlak günlerin hayali ile içinde bulunulan durum arasındaki tezat, Namık Kemal'in ıstırabını iyice arttırıyordu. O, tarih okuyan, olaylara tarihi açıdan bakmayı bilen bir insandı. Millet hayatının bir dönemece geldiğini görüyor, refaha kavuşmuş, meşrutiyetle yönetilen bir millet ve devlet hayatını özlüyordu.
Onun bütün hayatı, bu mücadele ile geçmiş ve içinde kaynayan volkanı haykırarak, kalabalıkları da ateşlemek istemiştir. Bu yönüyle Namık Kemal inanmış, inandığını söyleyen ve yaşayan bir meydan ve heyecan adamıdır. Namık Kemal'in, etkisini sonraki kuşaklarda da sürdürmesinin en önemli sebebi budur: Bir mistik gibi inandığı fikirleri yaşamak ve gür sesli bir kahraman edasıyla bu fikirleri topluma içtenlikle duyurmak…
Onun Hürriyet Kasidesi başta olmak üzere şiirlerindeki ifade biçimi, hep yaralı bir arslanın kükreyişini hatırlatır. 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yazdığı Vaveylâ, Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî, Bir Muhacir Kızının İstimdâdı gibi şiirlerinde, hep o yaralı arslanın kükreyişini duyarız. Varlığının en hayatî yerlerini kaybeden vatan, bütün kutsiyeti ile onun mısralarında dile gelir.
Bağrında yatan Peygamber, Peygamber torunları, Bedir ve Huneyn şehitleri ile bütün dünya Müslümanlarının kıblegâhı Kâbe, bu toprakların kutsallığını erişilmez zirvelere çıkarırlar. Ve bunu “Vâveylâ” şiirinde Namık Kemal'in o yaralı arslan küreyişi ile yaparlar.
Vatan sevgisi, kahramanlık ve din, Namık Kemal milliyetçiliğinin dayanak noktalarıdır. Milletin hürriyet ve refah içinde yaşamasını savunan fikirleri de onun milliyetçiliğini besler. Zaten ona “vatan ve hürriyet şairi” unvanının verilmesi, ondaki bu güçlü vatan-millet sevgisi sebebiyledir.
Yahya Kemal, “Bugünkü Türkçe”* isimli yazısında, dil konusunda konuşulmaya başlandığında “Hâlâ mı o bahis?” diyerek kayıtsızlık gösterenleri, acınmaya lâyık gafiller olarak görür. Ama bu konuda, böyle bir kayıtsızlığı gösterenlerin bulunduğunu da belirtir. Halbuki vatan sevgisi söz konusu olunca, dildekine benzer bir kayıtsızlığın gösterilmesi, herkes tarafından anında nefretle karşılanır. Çünkü vatan sevgisi konusunda herkes çok hassas davranır.
Yahya Kemal'e göre, vatan konusunda bu kadar hassas oluşumuzun sebebi, Namık Kemal'in sihirli sesidir. Namık Kemal bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandıralı beri, Türk aydını vatan konusunda daha uyanıktır. Yahya Kemal söz konusu yazısının devamında şöyle hayıflanır:
“Onun (Namık Kemal'in) vatan fikrini uyandırdığı gibi, bir diğer Türk şairi çıkıp da lisan fikrinin kutsiliğini uyandırsaydı, bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçedir. Bu bağ öyle metin bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar; Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar. Vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçedir.”
Bir milleti yücelten en önemli iki unsurdan birisi olan vatan sevgisi, gerçekten Namık Kemal tarafından Türk aydınlarının ruhuna bütün etkileyiciliği ile üflenmiştir.
Namık Kemal'in, arkadaşı Deli Hikmetle birlikte söylediği ve otuz beş beşlikten oluşan vatan mersiyesi, yazıldığı 1870'li yıllardan itibaren her vatanseverin gönlünde ve hafızasında yer etmiş, onları etkilemeyi sürdürmüştür. O mersiyede geçen;
Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğimiş kurtaracak bahtı kara mâderini
mısraları, Milli Mücadele yıllarında Başkomutan Mustafa Kemal Paşanın dilinde yeni bir şekle bürünerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kürsüsünden düşmanlara göz dağı, dostlara ise kurtuluş ümidi veriyordu. O, Millî Mücadelenin kara günlerinde Namık Kemal'in mısralarını;
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini
şeklinde söyleyerek, annemiz vatanın düşman istilasından kurtulacağını etrafındakilere müjdeliyordu. İşte Namık Kemal'in şiirine ana mihver yaptığı vatan sevgisi aydınları, devlet adamlarını ve kumandanları böylesine sarmış sarmalamıştı.
Vatan ve millet için mücadeleye atılanlar, uğradıkları haksızlıklar ve karşılaştıkları zorluklara, onun şu mısraları ile karşı koymayı ve davalarında sabit-kadem olduklarını bildirmeyi âdetâ görev saymışlardır:
Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten
(Felek her eziyet şeklini toplasın gelsin, millet yolunda başladığım bir işten dönersem kahpeyim.)
Yine hürriyeti, onun mısraları ile teneffüsü ruha ferahlık veren bir hava gibi ciğerlerimize çekmiş, güzelliği ile herkesi büyüleyen bir sevgili gibi ona vurulmuşuzdur:
Ne efsunkâr imişsin âh ey dîdâr-ı hürriyyet
Esîr-î aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
(Ey hürriyetin güzel yüzü, sen ne büyüleyici imişsin. Gerçi esaretten kurtulduk, ama senin aşkının esiri olduk.)
Namık Kemal yaşadığı devirde, vatan ve hürriyet sevgisini kükremiş sel gibi gür mısralarla söyleyen şairdir. Yaşadığı dönem, Osmanlı Devleti'nin toprak kayıpları ve yenilgilerle sarsıldığı yılları içine alıyordu. O, elinden sevgilisinin alındığını görüyor ve daha büyük bir coşku ile o sevgiliye, aziz vatana sarılıyordu. Sarılıyor ve ona olan sevgisini Nef'i'nin gür sesine benzer bir eda ile tüm dünyaya haykırıyordu.
Vatan sevgisi ve hürriyet duyguları her millet için millî olmakla beraber, evrenseli de içinde barındırırlar. Bütün insanlar vatanlarında hür olarak yaşamayı özlerler. Bu değerler, kişi ve dünya hayatının her döneminde insanların ruhlarında yer bulacak olan ölümsüz değerlerdir. Eserleri ile millî ruhu içten içe beslemeyi sürdürürler. Dolayısıyla vatan sevgisi ve hürriyet gibi değerleri işleyen ve yücelten eser veren kişiler daima hatırlanırlar. Onlar, zaman zaman unutulmuş gibi görünseler de milletin dara düştüğü zamanlarda tekrar ve kuvvetle ortaya çıkarlar.
Namık Kemal de vatan sevgisi ve hürriyet söz konusu olduğunda, kendisine dönülecek kaynak-insanların başında gelir.
(*)Yahya Kemal, Edebiyata
Dair, İstanbul 1971, s. 83-84.






