Dünyaya zarif bir başkaldırı ülkesi: İran

Mustafa Çalışan
00:0016/05/2010, Pazar
G: 15/05/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Dünyaya zarif bir başkaldırı ülkesi: İran
Dünyaya zarif bir başkaldırı ülkesi: İran

Kendine has kanun ve kurallarıyla İran, bütün bir dünyaya direnebilen, başkaldırabilen, kendi doğrularından vazgeçmeyen bir anlayışa sahip. Ama diğer yandan küreselleşen dünyanın, dijital ve fiber ortamın etkisinden kurtulamayan, hatta bundan faydalanmasını bilen de bir ülke.

İran medeniyettir. İran kültürdür. İran uygarlıktır. İran tarihtir. İran direniştir. İran kendine güvendir. İran Pers'tir. İran Fars'tır. İran Şiidir. İran şiirdir, şairdir. İran filozoftur. İran Persepolistir. İran vitraydır. İran Pehlevidir. İran Humeynidir. İran ihtişamdır. İran hüzündür. İran İrem bağlarıdır. İran hafızdır. İran Sa'di'dir. İran Nısf-ı Cihan (dünyanın yarısıdır) İran Elbruz dağlarıdır… Kısacası İran 2500-3000 yıllık yerleşik bir medeniyetin tüm renklerinin ve tonlarının var olduğu kendine has bir ülkedir.

Komşu kapısı, dost kapısıdır. Komşuluk dostluğun da komşusudur.

Eman Tur'un düzenlediği İran Gezisine katılarak komşumuzu gecikmiş de olsa ziyaret etme imkanı bulduk. İran'a gidene kadar herkes gibi ön yargılarım vardı: “İran rijit, katı, keskin Şii İslam yönetimin sert kurallarının hakim olduğu bir ülkedir” Fakat bir haftalık İran gezimizde yanıldığımı anladım. Tamam İran'ın kendine has kanun ve kuralları var. Yaşam tarzı farklı ama İran bütün bir dünyaya direnebilen, başkaldırabilen, kendi doğrularından vazgeçmeyen bir anlayışa sahip. Ama diğer yandan küreselleşen dünyanın, dijital ve fiber ortamın etkisinden kurtulamayan, hatta bundan faydalanmasını bilen de bir ülke.


İRAN'IN KENDİ KURALLARI VAR

İran hiç de öyle geri kalmış bir ülke değil. Deflarca yazıldı ama yinelemekte fayda var; sımsıkı siyah “çadoor” çarşaflarla dolaşılan ve devrim polislerinin kol gezdiği bir ülke hiç değil. Başkent Tahran caddelerinde, ya da İsfahan sokaklarında ve ya Şiraz çarşılarında hatta Kum'da bile Türkiye'de görebileceğiniz insan manzaralarını görmeniz mümkün.

İran kendi kurallarını kendi oluşturmuş ve kendine göre dizayn etmekte ısrarlı olan bir duruş sergiliyor. Her ne kadar özgürlükçü yaşam tarzı İran'ın her köşesinde kendini hissettirse de, başörtüsü konusunda kendi koyduğu kuralları hakim kılmakta ısrarlı. Dünyanın hangi ülkesinden gelmiş olursanız olun İran topraklarına ayak bastığınızda bayanların başlarını belli ölçüde kapatması, yani başörtüsü takması zorunlu. Ama bu zorunluluk gerek İranlı hanımlar için, gerekse dışardan gelenler için can sıkıcı ve acımasız değil. Ölçü şu: Hanımlar İran coğrafyasında bir şekilde başlarını örtmek durumundalar. Bu ülke sınırları içinde dolaşacaksanız bu ön şart. Ama pür tesettür olmak zorunda değilsiniz.

İran gezimizde beş yıldızlı otellerde ya da sokak aralarındaki dükkanlarda veya müzelerde, camilerde, tarihi mekanlarda, lüks alış-veriş merkezlerinde her yerde gözlemlediğimiz şey insanların kendinden emin, güvenli, rahat, özgürlüklerine düşkün, misafirperver, dost canlısı, sıcak kanlı, iletişime açık bir insan portresi çizmeleri oldu.


HANIMLARIN ŞIKLIĞINI GÖRMEMEK İMKANSIZ

Ülkemizdeki kapalı çarşıya benzer mekanlar oldukça fazla. Ama hiçbirinde turistleri kazıklamak, onlara zorlayarak bir şeyler satmak, vatandaşı bunaltmak gibi bir anlayış yok. Çok rahatlıkla Türkçe olarak yarım yamalak da olsa alış-verişinizi yapabiliyorsunuz.

Sanat, müzik, resim, şiir, edebiyat, tarih, el işlemeciliği İran'ın her köşesini yayılmış. Daha ilköğretim çağında öğrenciler bu becerileri kazanmaya başlıyorlar. Gezdiğimiz tarihi ve kültürel mekanlarda gruplar halinde öğrencileri kara kalem resim yaparken gördük. Hatta İrem Bağları gezisinde benim ilgilendiğim bir öğrenci grubu kaşla göz arasında güzel bir manzara tablosu yaparak imzalı olarak bana hediye etme zarafetini gösterdi...

İran'da günlük hayat çok canlı. Sokaklar, caddeler tıklım tıklım dolu. Ticaret aktif. Özellikle bayanlar son derece bakımlı, şık, markalı kıyafetlerle altlarında kot pantolan, çizme, topuklu ayakkabı üstlerinde batılı giysiler ve bizim yarım başörtüsü dediğimiz kıyafetlerle mağazalarda tezgahların başında, otomobillerinde, otel resepsiyonlarında, hayatın tüm alanlarında kendilerini dominant bir şekilde gösteriyorlar.


SOKAKTA POLİS GÖRMEK ZOR

Gezimiz boyunca dilenci, kapkaç, hırsızlık, yankesicilik gibi durumlara hiç tanıklık etmedik. Sokaklarda egemen olan polis veya güvenlik güçleri görüntüsüne şahit olmadık. Temiz, bakımlı, yeşil kentlerin temel sorunu trafik. İstanbul trafiğini aratmayacak yoğunluk var. Allah'tan kentler çok büyük değil de gideceğiniz yere belli bir zamanda ulaşabiliyorsunuz.

Yemek kültürü; kebap kültürü üzerine kurulmuş. 'Çello kebab'ın türevleri ve çeşitlerini yemekten bir süre sonra bıkıyorsunuz. Ama restoranlardaki canlı müzik sizi rahatlatıyor, hele Türk olduğunuzu anlayınca Azeri parçalarla size 'hoşamedi' yapıyorlar.

Halk için hayat ucuz ve basit. Yaşam standartları orta ölçekte.

Ne yazık ki, bizdeki gibi beş vakit ezan sesini duyamadık. Cuma namazları o kentte bir büyük alanda çok geniş katılımlı ve ritüellerle yapılıyor. Bir caminin avlusunda yürüdüğümüz mermer zeminin altında mezarların ve mezar taşlarının olduğunu görünce şaşırmadık desem yalan olur...

Türk televizyon kanalları uydu antenlerle en çok seyredilen kanallar arasında yer alıyor. Bizim diziler orada en gözdeler arasında. Bir de Fashion TV'nin vazgeçilmez moda kanalı olduğunu öğrendik.

İran yüzyıllardır komşu olduğumuz ve komşu kalacağımız bir kadim medeniyet olarak görülmeye, gezilmeye, yaşanmaya değer bir İslam coğrafyası. Gezi meraklıları için havayolu, karayolu, hatta trenle bile çok küçük bir bütçe ile gidip, gezilip görülebilir…