
Allah’ın sevdiği kullarının yanı sıra, sevmediği kulları da vardır. Aslında Allah’ın yasakladığı davranışları yaptığından dolayı, Yüce Rabbimizin sevmediği kulları da vardır. En güzel bir kıvamda yarattığı insanlar arasında ayırım yapması elbette O’nun şanından değildir. Ancak, yaratılış programının, fıtrat kodlarının dışına çıkan insanlar O’nun rahmet alanının dışına çıkmış olurlar.
Allah’ın sevmediği kullar, inanç ve amelleri sebebiyle oluşan bir durumdur.
Başta inanç olmak üzere davranışları İslam’ın emirlerine aykırı olan kullar elbette sevgi halesinin dışındadırlar. Allah’a gereği gibi inanmayan, O’na ortak koşan, emir ve yasaklarından bazılarını benimseyip bazılarını kabul etmeyen, O’nu dünya işlerine, kamusal alana müdahil kılmayan, dünyayı yarattıktan sonra işlevinin bittiğini iddia eden insanları sevmez. Dünya hayatında belirlediği sünnetullah ve adetullah çerçevesinde, Rahman sıfatının gereği tecelli eder ve herkes inancı ne olursa olsun çabasının karşılığını görür. Ancak ahirette ise inkârının cezasını çeker.
Allah, günahkâr olan kullarını da sevmez. Ancak burada harama ve günaha yönelişten dolayı gelen bir sevgisizlik söz konusudur. Onları uyarır, tehdit eder, bazı cezalarla sarsar. Kul, hatasından döndüğünde de sevdiği kullar arasına dâhil olur.
İşte onlardan bazıları…
Allah, Kâfirleri Sevmez
Kâfir, örten, gizleyen, saklayan kişidir. Allah’ın varlığını, birliğini, isim, sıfat ve özelliklerini kısmen veya tamamen inkâr eden, reddeden insandır.
Allah kâfirleri sevmez. Onlara rahmet nazarıyla bakmaz, onları bu küfür hâlleriyle bağışlamaz. Sevdiklerine yaptığı muameleyi yapmaz. Allah kendisini tanımayanı, kendisine hakkıyla iman etmeyen bir insanı niçin sevsin?
Üstelik bu sevmeme, o kâfiri dünya şartlarında değil ahirette sevmeme ve merhamet nazarıyla bakmamasıdır. Şunu da belirtelim ki burada mesele, kâfirin veya diğer sevilmeyenlerin şahsı değil inanç ve eylemidir.
“De ki: ‘Allah’a ve Resulüne itaat edin.’ Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez.” (Ali İmran 3/32, Rûm 30/45)
Ayeti kerimede Resule itaat de emredilince, baş münafık Abdullah b. Übey b. Selül hemen fitne kazanını kaynattı:
“Gördünüz mü? Muhammed kendine itaat edilmesini Allah’a itaat gibi görüyor; bizim de Hristiyanların İsa’yı sevdikleri gibi kendisini sevmemizi istiyor!” Bu fitne üzerine Allah ile Resulünü ayırmanın mümkün olmayacağı, Allah’a itaatin bir şartının da Resul’e iman ve itaat olduğu belirtilmiştir.






