İstanbul'dan, Batı'dan fena halde sıkıldım. Bu demek değil ki İstanbul'da çalışmam, çalışırım ama hep bir doğulu olarak. Anlaşılan aslıma rücu ediyorum. Kendimi oldukça tehlikeli hissediyorum.
Yeni filmi 'Kuzu' ile 64. Berlin Film Festivali'nde özel ödüle layık görülen yönetmen Kutluğ Ataman, ayağının tozuyla yaptığı açıklamayla, ödülünü memleketi Erzincan'a armağan ettiğini söylemişti. Çekim sürecinde de Erzincan'a dair söylemleriyle gündeme gelen Ataman'ın tavrı kimi çevrelerce ilginç bulunmuştu. Ödül dolayısıyla ilk kez Yeni Şafak'a konuşan ünlü yönetmen, tartışmaya kendi serüveni açısından da farklı boyutlar katacak açıklamalarda bulundu.
Ödül almak her zaman güzel ancak günümüzde sinemanın devamlılığı için yeterli değil. Mutlaka dünya satışını başarmanız gerekiyor. Bu anlamda ödül sadece bir araç. Tabii ki ödüllü ve Hollywood veya janr sineması olmayan filmlerin seyircisi yurtdışında bir nebze daha fazla oluyor. Yapımcı olarak görüşüm budur. Yönetmen ve yazar olarak duygularım daha değişik. Uzun süre bu seviyede sinema yapmamıştım. Sanat pratiğimi sonunda durdurup sinemaya tam dönüş yapmıştım. Kuzu'yu hep bir ısınma, kaslarımı tekrar alıştırma filmim olarak düşünüyordum ki, Berlinale'de Panaroma'ya katıldık, sadece bu olmadı hiç beklemediğim halde bir de bu önemli ödül geldi. Şükrediyorum, mutluyum. İş arkadaşlarımın, bana güvenen yatırımcılarımın, ekibimin, Ezincan'ın yüzünü güldürdüm. Bu da beni mutlu ediyor.
Festival stratejimiz şudur: Öncelikle her kıtanın en önemli film festivalinde filmi göstermek ve oradan hiyerarşik bir şekilde aşağı doğru yaymak. Almanya prömiyerini Berlin'de yaptık. Türkiye prömiyeri için benim tercihlerim İstanbul veya Adana, henüz karar vermedim. Dünya prömiyeri hakkımızı sanırım Amerika'da kullanacağız. Erzincan'da gösterime sokmak en büyük amacım. Ve tabii ki festival takviminden bağımsız olarak Türkiye'de sinemalara girmek istiyoruz. Erzincan depremleriyle meşhur bir şehrimiz. Bu yüzden çok göç vermiş bir şehir. Sadece Türkiye değil dünyanın bütün önemli metropollerinde geniş Erzincanlı halkımız var ve Kuzu'yu özlemle bekliyorlar.
Ben okula Erzincan'da başladım. Esasen İstanbul Tophane doğumluyum ama Erzincan benim memleketim. Sonrasında dünyayı gezdim ama sonunda Erzincan'a döndüm. Şehrime, o yörenin halkına bu gururu yaşatmış olmak beni mutlu ediyor. İstanbul merkezli kalkınmaya yeni Türkiye'de yer olmaması gerektiğini düşünüyorum. İstanbul tabii ki çok önemli. Ancak Türkiye İstanbul'dan ibaret değil. Erzincan Türkiye'nin en güzel ve çarpıcı coğrafyalarından birine sahip. Kuzeyi Kaçkarlar ve Karadeniz, Güneyi Munzur dağları ve Dersim, Kemah, Kemaliye, Harput. Çok kültürlü, çok özel coğrafyalar… Buralara İstanbullu perspektiften oryantalist bakarak sinema yapmak var, ama bir taraftan da buraların ruhunu bilip, tanıyıp, buralara ait kültürü ve sanatı üretmek var. Ben bu sonuncusunu yapmaya çalışacağım çünkü İstanbul'dan, Batı'dan fena halde sıkıldım. Bu demek değil ki İstanbul'da çalışmam, çalışırım ama hep bir doğulu olarak. Anlaşılan aslıma rücu ediyorum. Kendimi oldukça tehlikeli hissediyorum.
Ne yalan söyleyeyim o filmlere ben de çok rağbet etmiyorum artık. Beni bayıyor, öfleyip pöflüyorum. Ben yönetmenleri izliyorum. Sonuçta her seyircinin beğenisi farklıdır ve kimse kimseyi neyi neden sevdi diye eleştiremez. Benim seyrettiğim Türkiye Sineması genelde Nuri Bilge Ceylan, bazen Zeki Demirkubuz, ve bunların dışında arkadaşlarımın mutlaka gör diye tavsiye ettiği genç sinemacılar. Ben de herkes gibi aslında çok konuşulan filmleri izliyorum. Bir farkım yok.






