Alper Çağlar'ın ilk yönetmenlik denemesi 'Büşra', şaşılacak ölçüde yüksek sinematografik kalitesinin yanı sıra, ele aldığı bıçak sırtı konuya yaklaşımındaki olgunluk, dürüstlük ve bu topraklarda benzerlerini pek de sıklıkla göremediğimiz 'ötekini anlama çabası'yla saygıyı fazlasıyla hak eden, yılın en önemli Türk filmlerinden biri...
alimuratg@yahoo.com
Büşra, günümüzde artık "beyaz İslâmcılar" olarak tanımlanan varlıklı ve muhafazakâr bir ailenin üniversiteden yeni mezun olmuş, hayata atılmak üzere olan biricik kızıdır. Aile büyüklerinden aldığı dînî ve ahlâkî eğitimin doğal bir sonucu olarak başörtüsü kullanan kahramanımız, modernitenin kışkırttığı bilinçaltı özlemleriyle çocukluktan itibaren gölgesinde yetiştirildiği ulvî değerler arasında trajik bir çelişki yaşamaktadır.
Yaman, nihilist köşe yazıları ve agresif romanlarıyla tanınan âsi ruhlu bir gazeteci-yazardır. İçe dönük bir yapısı varmış gibi gözükse de son derece dobra dobra konuşan, bu pervasız tavrının kendisine kaybettirebileceklerini ise hiç umursamayan biridir o… Günün birinde, tamamen rastlantı sonucu, yolu Büşra ile kesişir. Birbirleriyle ilişkilerinde önce alabildiğine mesafeli iki yabancı konumundaki bu genç insanlar, sonrasında arkadaş, sırdaş ve nihayet en son aşamada da tutkulu birer sevgiliye dönüşeceklerdir.
Bu hikâyedeki "kare as"ın üçüncü ayağını oluşturan Ferit ise Büşra'nın mütedeyyin ailesinin son derece sıcak baktığı "dindar" bir damat adayıdır. Özünde hayat karşısında alabildiğine köşeli, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı da en üst düzeyde önyargılı biri olan bu adam, iş dünyasındaki profesyonel ilişkilerinde ise asla gerçek kimliğini deşifre etmez, "maişet kaygıları"ndan dolayı ortalıkta daima farklı farklı maskeler takarak dolaşır.
Ve Alara… Bu genç ve güzel kadın da küçük burjuva kimliğini doğunun spiritüel öğretileriyle kendi çapında birleştirmeye çabalayan, fakat Yaman ile ilişkisini kaybetmemek için gerektiğinde her türlü "mahalle çaçaronu" yöntemine başvuracak kadar gözü dönmüş biridir. Büşra'nın hayatlarına sızmasıyla birlikte, Alara'nın -görünürde mükemmel bir çift oluşturdukları- Yaman'la duygusal ilişkisi ağır ağır çatırdamaya başlar. Nitekim, bunun sonucunda da cinsiyetinin dayattığı, "erkeğini başkasına kaptırmama" yönündeki o karşı konulmaz içgüdünün, ilk fırsatta Alara'nın bütün entelektüel afra-tafrasına baskın çıktığına tanık oluruz.
Diğer taraftan Büşra'nın müstakbel eş adayı olarak bu pozisyonu aileler arasında peşinen tasdik edilmiş olan damat Ferit de "mal"ını "solcu bir zibidi"ye kaptıracak olmanın telaşına düşmüştür. Böylelikle, hem bu dört insan, hem de aileleri arasında çözümü pek kolay olmayan bir çatışma başlar.
"Büşra", öyküsü içinde modern dünya ve inanç arasındaki çatışmaların kendisine yer bulabildiği filmler arasında, geçen yılın sonbaharında gösterime giren "Uzak İhtimal" ile birlikte, son zamanlarda izlediğim en kaliteli bir-iki yapımdan biri… 28 yaşındaki yönetmeni ve eş senaristi Alper Çağlar'ın henüz ilk uzun metraj denemesi olmasına karşın, oyunculuk performanslarından müziğine, senaryosundan görüntü kalitesine kadar bu "çiçeği burnundalık" pozisyonunun çok ötesine geçen bir iş çıkarmış Çağlar…
Filmin senarist ve yönetmeninin, Türk toplumunun uzunca bir süre inatla görmezden gelinen, fakat Ak Parti iktidarıyla birlikte artık daha bir yakından gözlenen kesimi konumundaki "dindarlar" (özellikle de varlıklı dindarlar) kanadına yönelik olarak, en basit günlük konuşmalardan giyim-kuşam eğilimi ve ev döşeme zevkine kadar her alanda yaptığı isabetli tespitler, beni bu alandaki bir başka yetkin örnek olan 2006 yapımı "Takvâ"dan sonra ikinci kez ciddi ciddi şaşırttı.
Yaman rolündeki Tayanç Ayaydın'ın oyunculuk performansına tartışmasız bir biçimde dört üzerinden dört yıldız verirken, öykünün diğer sacayaklarını oluşturan Mine Kılıç, Coşku Cem Akkaya ve Ayşe Çiğdem Batur'un canlandırdıkları karakterdeki inandırıcılıklarını da takdirle bir kenara not ettim.
"Kıyafet balosu" sahnesindeki tiplerin aşırı groteskliği gibi bir kaç bölüm bir kenara bırakılırsa, bütünüyle olmuş, doğru yönde işleyen, hem sinemasal hem de sosyolojik açıdan son derece "ahlâklı" bir film bu. Özellikle finalini büyük bir beğeniyle izledim ki bence orada Türk sinema tarihine geçecek güzellikte bir 8-10 dakika sunuyor yönetmen bizlere…
Öte yandan, bütün bu güzelliklerine karşın, 'Büşra'nın potansiyel izleyici kitlesinin içinde çok da kayda değer sayıda mütedeyyin sinemasever olmayacaktır. Çünkü, onlar zaten bu filmi daha aylar önce, çekildiğini ilk duydukları gün (tıpkı daha önce 'The İmam' ve 'Takva'ya yaptıkları gibi) yargılayıp, savunmasını falan almadan astılar. Aynı şekilde, insanî gündemlerinde başörtüsü zulmü bulunmayan jakoben solcular, bu giyim tarzını laik cumhuriyete yönelik en ciddi tehdit olarak gören ulusalcılar da izlemeye gerek duymayacaktır Alper Çağlar'ın yapıtını… Öyleyse, çok önemli şeyler anlatan bu güzelim filmin toplumsal paylaşımı için geriye bir tek ihtimâl kalıyor; o da hayatta daima objektif olmayı ilke edinmiş, vicdanından başka hiç kimseye borcu bulunmayan has sinemaseverler!






