
1 Mayıs 1977''de Taksim''deki “kanlı sahne”de rol alan bazı sol fraksiyonlara mensup olanlar üzerlerine toz kondurmuyorlar.
“1 Mayıs''ı derin devlet sahneye koydu” demek yetiyor bunlar için.
Halil Berktay çıkıp “bu solun kendi rezilliği” diyerek 1 Mayıs 1977''nin üzerindeki “derin devlet” şalını indirince bir kıyamet kopuverdi.
“Taraf” gazetesi yazarlarından Ümit Kıvanç ve arkasından Nabi Yağcı gazetenin 1 Mayıs 1977''ye ilişkin yaklaşımını protesto ederek istifalarını verdiler.
Berktay, 1977''de Mao''cu “Aydınlık” grubunun önde gelen isimlerinden.
Nabi Yağcı da Sovyetler Birliği güdümündeki illegal “Türkiye Komünist Partisi”nin eski liderlerinden.
Türkiye bir yüzleşme sürecinden geçerken ''Sol''un kendini bu yüzleşmeden muaf tutması sağlıklı değil.
***
Bir televizyon programında konuşan Gülay Göktürk de Berktay''ın açıklamasını destekledi.
Göktürk de “Aydınlık” grubunun önde gelen isimleri arasındaydı.
1 Mayıs mitinginin “Maocu gruplar” ve “Sovyetler Birliği yanlısı gruplar” arasında bir çatışmaya sahne olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok.
İhtilaf, ''derin devlet''in bu sol içi çatışmaya müdahale edip etmediği konusunda çıkıyor.
Bir görüşe göre ''derin devlet'' Taksim Meydanı''nın etrafına ve kalabalıklar arasına yerleştirdiği ajanlarıyla bu lokal bir çatışmayı katliama dönüştürdü.
Berktay''ın seslendirdiği diğer görüşe göre ise 1 Mayıs 1977 sol grupların kendi iç çatışmalarının ürünüdür.
Eğer ''derin devlet''in parmağı aranacaksa çatışmaya katılan sol gruplar içerisinde aramak gerekecektir.
Gülay Göktürk de zaten bu mealde birşeyler söyledi.
***
Konu sadece 1 Mayıs olsaydı, belki bu tartışma bir yerlere bağlanabilirdi..
Oysa Taksim sol içi şiddetin sahnelendiği tek mekan değil.
Sadece sol fraksiyonlar arasında değil, aynı örgütün kendi içinde de sıklıkla infazlara başvurulduğu biliniyor.
Cezaevlerinde, dışarda, orada burada sol örgütlerin kendi militanlarına yönelik infazlara ilişkin yüzlerce örnek var.
PKK da kendisini sol bir ideolojiye dayandırdığı için, kendi içinde gerçekleştirdiği infazları da bu şiddet kültürünün içinde görmek gerekiyor.
Türkiye örneğindeki Sol içindeki şiddet ve infaz kültürünün kökleri konusunda esaslı bir özeleştiri yapılamadı.
Bazı sol grupların topluma sert darbeler indirmeyi amaçlayan darbeci çevrelerle çok kolay şekilde bütünleşmelerinde de bu şiddet kültürünün/kültünün payı yok mudur?
Yoksa ''sol şiddet'' bir tabu mudur, bir kutsallığı mı vardır?
Bu yüzden mi 1 Mayıs 1977''de gerçekte ne olduğunu öğrenmemizi istemiyorlar?
Yıldıray Oğur''un Ümit Kıvanç''a hatırlattığı gibi sol “hiç yanlışsız, hep mağdur” pozisyonunda mıdır?
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 12 Mart 1971''deki askeri muhtıranın ardından gelen ara rejim hükümetleri döneminde idam edilmişti.
“12 Mart”ı coşkuyla alkışlayan Sol çevreler, CHP''li Nihat Erim''in başbakanlığı döneminde başlatılan “Balyoz harekatı”ndan sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı.
Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının idam edilmesi ise büyük bir travmaya sebebiyet vermişti.
Hiç kuşkusuz, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının idam edilmesi siyasi bir karardır.
“Kemalist sol darbe geliyor merak etmeyin” diyerek gençleri kışkırtanlar ise cezasız kaldılar.
Zira yüzüstü bırakılan kemalist-sol cuntanın içerisinde 12 Mart Muhtırası''na imza atanlar da yer alıyordu.
Sözde hukuk, devrimci gençleri ezmiş ama kemalist sol cunta içerisindeki üstlerine ilişememişti.
İşin açıkçası, cinayet işlemedikleri halde Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı kurban edilmişti.
CHP lideri İsmet İnönü idamlar konusunda CHP Grubu''nu bağlayıcı bir karar almamış, milletvekillerini serbest bırakmıştı. İdam kararlarına el kaldıranlar Adalet Partililer kadar, o gün Meclis''e gelmeye cesaret edemeyen CHP''liler de sorumlu değil midirler?
Siyasi gündem o kadar yoğun ve değişken bir şekilde akıyor ki sivil toplum kuruluşlarımız tarafından gerçekleştirilen uluslararası sempozyumlar gözden kaçıyor.
“Mazlumder” ve İran''dan “IWFP(İslamic World Peace Forum)” tarafından düzenlenen “Adil Barış: Küresel Ortak Söylem” sempozyumu gözden kaçtı mesela.
Sivil toplum kuruluşlarının hükümetler üzerinde etkilerinin arttığı bir çağda bu tür iletişim kanallarının hayırlı sonuçlara vesile olacağında kuşku yok.
Artık sivil toplum kuruluşları da “yeni tür diplomasi araçları” olarak kabul ediliyor.
“İslami İlimler Araştırma Vakfımız(İSAV)” da güzel çalışmalar yapıyor.
Geçen ayın sonlarında “İSAV” iki ayrı milletlerarası tartışmalı ilmi toplantı düzenledi.
İlki “9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi” işbirliğiyle İzmir''de gerçekleştirilen “Dinlerde Nikah” başlıklı sempozyumdu. Dünyanın pek çok ülkesinden çeşitli dinler ve mezheplerden bilim adamları katıldı sempozyuma.
İkinci sempozyum ise “Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi” işbirliğiyle Konya''da gerçekleşti. “Fıkhi açıdan finans ve altın işlemleri” başlıklı sempozyumda para, faiz, finansman araçları, katılım bankacılığı işlemleri, kredi kartı uygulamaları, döviz ve altın işlemleri tartışıldı.
Bu sempozyuma katılan ilim adamları, faize dayalı global pazarda müslümanların İslam''ın değerler sistemine bağlı kalarak nasıl varolabileceklerini masaya yatırıp tartıştılar.
Küresel finans sisteminin kriz yaşadığı ve uluslararası sistemin hem ahlaken hem fiilen çöktüğü günümüzde müslüman aydınların dünyamızın geleceğine ilişkin yaklaşımları son derece önem kazanıyor.
Geçtiğimiz hafta sonunda ise “Medeniyet Derneği”ve “Genç Birikim Derneği” tarafından Ankara''da “Uluslararası Hasan el-Benna ve Müslüman kardeşler” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi.
Arap Devrimleri''yle birlikte “Müslüman Kardeşler” hakkında çok şeyler yazıldı çizildi.
Osmanlı İmparatorluğu''nun tasfiyesi ve Hilafetin ilga edilmesinden sonra Mısır''da Hasan El Benna tarafından kurulan “Müslüman Kardeşler” hareketinin öncülük ettiği fikirler İslam dünyasında hızla yayıldı.
Merhum Hasan el-Benna bir suikast sonucunda şehit edildi ama “Müslüman Kardeşler” hareketi devam etti.
Başta Mısır ve Suriye olmak üzere büyük zulümlere uğratılan ve önderlerinin çoğunu şehit veren Müslüman Kardeşler “Arap Baharı”yla birlikte yeniden gündeme geldiler.
“Arap Baharı”nın istikameti “Müslüman Kardeşler”i dışarda bırakarak anlaşılamaz. Bu bakımdan sempozyumda ortaya konulan bildirilerin bir an önce kitaplaştırılmasında yarar var.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.