“Büyük Etki Alanları” yarışı başladı!

04:0020/01/2026, Salı
G: 20/01/2026, Salı
Abdullah Muradoğlu

Ortadoğu ve Latin Amerika’nın kaderleri “Soğuk Savaş” döneminde olduğu gibi bugün de biribirine bağlanıyor. 1953’te ABD ve İngiltere’nin ortak darbesiyle İran’da oluşum halindeki parlamenter demokrasinin boynu vuruldu. İran’ın seçimle gelen Başbakanı Musaddık bu darbeyle tasfiye edildi. Tacını ABD ve İngiltere’ye borçlu olan Şah İran’ı despotça yönetti. Keza 1973’te Şili’de, Musaddık gibi seçimle iktidara gelen Salvador Allende ABD’nin organize ettiği bir askeri darbeyle devrildi. İran’ın petrolleri,

Ortadoğu ve Latin Amerika’nın kaderleri “Soğuk Savaş” döneminde olduğu gibi bugün de biribirine bağlanıyor. 1953’te ABD ve İngiltere’nin ortak darbesiyle İran’da oluşum halindeki parlamenter demokrasinin boynu vuruldu. İran’ın seçimle gelen Başbakanı Musaddık bu darbeyle tasfiye edildi. Tacını ABD ve İngiltere’ye borçlu olan Şah İran’ı despotça yönetti.

Keza 1973’te Şili’de, Musaddık gibi seçimle iktidara gelen Salvador Allende ABD’nin organize ettiği bir askeri darbeyle devrildi. İran’ın petrolleri, Şili’ninse zengin bakır madenleri vardı. Musaddık petrolü, Allende ise revaçta olan bakır madenlerini millileştirmişti. Güya ABD bu uğursuz darbeleri İran ve Şili’nin Sovyet etkisi altına girmesini engellemek için yaptırmıştı.

Bugün “Sovyetler Birliği” yok. Sovyetler’in yerini ABD’nin ‘varoluşsal tehdit’ olarak gördüğü “Çin” aldı. Amerikalı şahinlere ve Neoconlar’a göre Venezuela ve İran’ın Çin ile ilişkisi ABD’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Trump’ın “Monroe Doktrini”ne getirdiği yeni yorum ise Batı yarımküresi üzerinde ABD’nin egemenliğinin kesin bir şekilde tesis edilmesini içeriyor.

“Trumpist Monroe Doktrini”nin ilk kurbanıysa Venezuela oldu. Trump’ın İran’a askeri müdahaleden ise son anda vazgeçtiği söyleniyor. Kimi analizcilere göreyse İran’a müdahale seçeneği masada. İran’a müdahalenin bölgede kaosa yol açmasıysa kaçınılmaz görünüyor.

Venezuela’yı yönettiğini söyleyen Trump’ın sıradaki hedefiyse Grönland. Trump, Grönland’ı ele geçirmesine itiraz eden NATO’da müttefiki sekiz Avrupa ülkesine ek gümrük vergisi getirdi. Trump’ın Grönland’a askerî müdahalesiyse “NATO’nun sonu” anlamına geliyor.

“Atlantik İttifakı”nın çözülmesi Avrupa’nın siyasi mimarisini alt üst edecektir. “Avrupa Birliği” ülkelerinde aşırı Sağ’ın yükselişi Avrupa’nın yeni mimarisinin hangi yönde gelişeceğine dair ipuçları veriyor. “Atlantik İttifakı”nın çözülmesi “AB”nin çözülmesini hızlandırabilir. “AB” kurallara dayalı, liberal uluslararası düzeni ayakta tutacak irade ve liderlik gücünden yoksun..

Diğer yandan Trumpvari Monroe doktrininin Avrupa, Çin, Rus ve Hindistan versiyonlarından söz ediliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında gündeme gelen “Büyük Etki Alanları” yeniden tartışılıyor. “ABD-Çin”, “ABD-Çin-Rusya”, “ABD-Çin-Rusya-Hindistan” gibi ikili, üçlü, dörtlü, beşli, altılı büyük etki alanları hakkında fikirler serdediliyor. Bu görüşlerde Batı değerleri ve normlarıyla şekillenen dünya düzeninin sınırlarına ulaştığı vurgulanıyor.

Dünya “kural temelli düzen”den “güç temelli düzen”e doğru savruluyor. Trump’ın 2027 yılı savunma bütçesini 1.5 Trilyon Dolara yükselteceğini ilan etmesi bütün dünyada silahlanma çılgınlığını teşvik edecektir. Trump’ın “Savunma Bakanlığı”nın adını “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirmesi boşuna değil. Birinci Dünya Savaşı öncesinde de Avrupalı güçler arasında “silahlanma” ve “büyük etki alanları” yarışı başlamıştı. Bu yarışların bir dünya savaşına yol açmasıysa kaçınılmazdı. Ne ki savaş yirmi yıl kadar sonra ikincisinin çıkmasını engellemedi.

Monroe tarzındaki geniş egemenlik alanları modellemelerinin hiçbirinde ‘İslam dünyası’na yer yok. Adeta mafya düzenini andıran yeni egemenlik alanları mimarisinde ‘İslam dünyası’nı nereye koyacaklarını bilemiyorlar, hangi egemenlik ve etki alanına dahil edeceklerine karar veremiyorlar. Dünyanın birçok ülkesi gibi, çok parçalı İslam dünyası fillerin üzerinde tepiştiği çimenler mi olacak? Yoksa kendi başının çaresine mi bakacak? Bu büyük soru cevabını arıyor.

Birinci dünya savaşından ikincisine doğru giden süreçte “Milletler Cemiyeti” etkisini kaybetmişti. Şimdi de “Birleşmiş Milletler” aynı durumda. BM, ABD başta gelmek üzere bu uluslararası kuruluşun en önde gelen kurucuları ve sözde hamileri tarafından zayıflatıldı. Uluslararası hukuk düzeninden söz edilemiyor, bu düzenin miadının dolduğu algısı yayılıyor.

Filistinliler’i ortadan kaldırmak isteyen İsrail ise “Biyolojik Monroe Doktrini”ne bel bağlamış görünüyor. Naziler’in Yahudiler’i cismen yok etme mantığıyla İsrail’in ırkçı Siyonistleri’nin Filistinliler’i yok etme mantığı örtüşüyor. Her iki mantık da faillerini soykırıma kadar götürdü.

Dünya bir ormana doğru yönlendiriliyor. Dahası, bu orman sisle kaplı. Dünya bu sis ormanına fenersiz giriyor. Nereye basacağınızdan emin olamazsınız. Gerçek dünya bu mu? Yaşadığımız dünya bir “savaş alanı” mı? Dünyamızda gerçek bir barışa yer yok mu? Elbette var. Olmalı da. Her zehrin şifası, her karanlığın bir sabahı var. Kuşkusuz, şifayı, arayanlar bulacaklardır.

#Politika
#Filistin
#siyonizm
#Abdullah Muradoğlu