Yazarlar Maturidî savunma sistemi

Maturidî savunma sistemi..

Abdullah Muradoğlu
Abdullah Muradoğlu Gazete Yazarı

“Fetullahçı darbe girişimi”nin akamete uğratılmasının ardından şimdi de bu şebekenin devlet içindeki ve yurt dışındaki bağlantıları araştırılıyor. Sanıkların ifadeleri, itirafları, örgütün ne denli bir ağa sahip olduğu hakkında çarpıcı bilgiler içeriyor. Bu ağ içerisindeki şahısların küçük yaşlardan itibaren bir beyin yıkama sürecine tabi tutuldukları anlaşılıyor. Zihinleri ele geçirilerek belli bir amaç istikametinde hamur gibi yoğrularak şekillendirilmişler. Şebekenin olağanüstü özellikler(Mehdilik) atfedilen elebaşısına sadakatle bağlanan bu insanların, 'Allah rızası'nı kazanacaklarını zannederken başta ABD olmak üzere yabancı devletlerin hizmetine koşulduklarını anlamaları elbette çok zordur.
İslam'ın sahih akîdesiyle bağlantılı olmayan dinî/kültürel ortamın artık ciddiyetle ele alınıp sapkın ve marazî düşüncelerden arındırılması gerekiyor. Unutmayalım, bu şebeke bu kirli havuzdan beslenerek büyüdü. Gerçekte İslam akidesi içinde yer almayan inanışlar, şahsi temayüller, şaibeli atıflar ince ince işlenerek, allanıp pullanarak itikad haline getiriliyor. 'Mehdilik' şaibeli ve tartışmalı mevzulardan sadece birisi. Oysa 'Mehdilik', bizim bağlı olduğumuz, aklı, nakli ve 'zamanın ruhu'nu bir araya getiren “Hanefî-Maturidî okul”un itikad edilmesini zorunlu saydığı başlıklar içerisinde yer almıyor.
Peki nasıl oluyor da, yüzbinlerce insan, bin yıldan fazladır intisap ettiğimiz Hanefî-Maturidî okulun prensipleriyle çelişen bir itikada tutundular? Bu insanlar, 'Mehdi' olduğuna itikad edilen kerameti kendinden menkul şahıs ve şebekesi tarafından nasıl göz göre göre ayartılabildiler? İlahiyatçılarımızın, münevverlerimizin artık cesaretle öne atılarak bu gibi temayüllerin toplum içinde vücut kazanmasını önlemeleri lazım. Sadece kendi ülkemizde değil, İslam coğrafyasında sapkın temayüller, aşırılıklar, uç fikirler giderek daha fazla öne çıkıyor. İnsanlık, 'İslamiyet'i bu görünür biçimleriyle, hep öldürmeye yol arayan ürkütücü temsilleriyle, akıl ve sağduyuyla bağdaşmayan tezahürleriyle değerlendiriyor. İslam'ın kalpleri aydınlatan temiz akidesiyse bu iç karartıcı iklim içinde görünürlüğünü kaybediyor.
10. asırda da İslam coğrafyası bir zihin karmaşası içindeydi. Her bir mezhep mensubu bir diğerini tekfir ediyor, siyasi, kültürel, şahsî, örfî birçok şey itikadî değerlerle karışmış bulunuyordu. İnsanların zihinleri allak bullak olmuş, kim neye inanacağını bilmez durumdaydı. İşte böyle bir ortamda, hem “Orta Asya”da, hem “Kuzey Afrika”da birbirinden habersiz iki İslam alimi, itikadî kafa karışıklığını gidermek amacıyla iki risale kaleme aldılar. Her ikisi de Hanefî okulundan olan bu alimlerin ele aldıkları başlıklar da, bu başlıklara getirdikleri açıklamalar da birbiriyle çakışıyordu. Türkistanlı Hakim es Semarkandî “Sevâdü'l-A'zam(Büyük çoğunluk)”, Mısırlı Ebu'l-Cafer et-Tahavî'yse “Beyanu's-Sünne ve'l-Cemaa” başlıklı risaleleri kaleme alarak çok büyük bir hizmette bulundular.
Günümüzde de itikadî kafa karışıklığına yol açan birçok meselenin zamanın ruhuna uygun olarak yeni bir dil ve üslupla ele alınması şart. Gençlerimizi yanlış yollara yönelten, istikballerini heba eden ve daha da önemlisi İslam'ın doğru anlaşılmasının önüne geçen kültürel/dini ortamın müsbet yönde dönüştürülmesini sağlayacak ilmî çalışmaları “Maturidî savunma sistemi” olarak görebiliriz. Bizi içten kemiren virüslere karşı bu savunma sisteminin kurulmasıyla hain şebekeler, hastalıklı şahıslar insanlarımızı aldatıp peşlerinden sürükleyemeyecek ve milletimizin mahvına sebep olamayacaklardır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.