
Zaman akıp gidiyor ve her geçen zaman eskiden bir şeyler götürüyor… Kimi zaman bugünün kolaylık ve teknolojiklerini yaşarken geçmişe dönüp “Yahu, ne kadar zormuş” veya “Nasıl yaşamışız” desek de, aslında bugünün çocuklarının yarın anlatacak hiçbir şeyi olmayacak bence… Eğer bugün benim söyleyecek bu kadar sözüm varsa, hepsi eskiyle yeni arasındaki ilginç değişimdir. Mesela bakkal amcamı hiç unutmam! Bilgin Bakkal… İki dükkan ötedeki kırtasiye ve tuhafiye de “Öğrenci Pazarı”. Beş kavanoz misket içinde en güzellerini bulma uğraşının adresi… Bazen o kadar çok beğenirdim ki param yetmezdi hepsini almaya ama o zaman emek ve beğenmek kıymetliydi! Beğendiklerimden vazgeçmeme fırsat bile verilmezdi Kenan Amca! Açılırdı hemen sermayenin sayfalara yüklendiği o veresiye defteri ve Evren''in karşısına beş misket not düşülürdü mesela… Bir daha o tezgahtar abla ve ağabeylerden misket almak için önce hesap kapatılırdı ama… Çünkü göz göze borçlanırdı insan! Ne kefil istenirdi, ne de teminat! Sebebi beğenmek, teminatı ise “bir daha alabilmekti” o alışverişlerin… Kullanılabilir sanal bakiyen kadar değil, dükkan sahibine ve aynalara mahçup olmayacağın kadar borçlanabilirdin. Ve o sahipler neredeyse hiçbir şekilde “Bakiyen yetersiz” demezdi! Herhalde biz o zamanlar öğrendik borcumuza sadık olmayı… Sevmeyi saymayı, yardım etmeyi! Borçlu olduğumuz zaman bile selam verebilmeyi. Cebimizdeki veya ödeyebileceğimiz kadar almayı. Mesela Bakkal Bilgin Amca''dan maç yaptıktan sonra kazananlara meşrubatlar ikramdı. Hatta göz ucuyla hakemlik bile yapardı ki; hak geçmesin kimseye diye. O zamanlar şike mike kim bile… Bizim için o ödüllerin karşılığı ise bakkala gelen koli koli meşrubatı taşımaktı sadece… Harçlığın olmasa bile o senin gizli kasandı! Onun tüm sermayesi dükkanındaki malı ve elindeki bakkal defteriydi! Defteri kaybetse neredeyse batar, apartmandan sarkıtılan “hızlı kurye sepet” ile sofralar kurulurdu! Oralardan geldi bakkal defteri benzetmesi ama o defterler hiç yanlış etmedi! Hatta çok eskiden bakkal defterinin adı, “zimen defteri” imiş! Manası ve amacı da şuymuş….Özellikle Ramazan aylarında zengin semtlerde yaşayan varlıklı kişiler bu zimen defterleri üzerinden fitre ve zekatlarını verirlermiş. Bir mahallenin bakkalına gidip zimen defterindeki tüm borçları, bakkalın çıkardığı yekun üzerinden öder ve defteri yırtar atarlarmış! Ne yardım eden, ne borçu ödenen bilinmezmiş. Buna da vesile seçilen bakkal, borcunu ödemeye gelene “Borcun yok” der, Ramazanlarda borçlar silinirmiş… Gel de özenme, gel de imrenme o düzene! Şimdi öyle mi ya? Adliyelerde kredi kartı borçlarından haciz dosyaları dürüm dürüm, varlıklı kişilerde de yatlar, katlar dönüm dönüm… Kimi yatında oruç açar, kimi oruç açacak lokma bulamaz… Çoğu zaman bu dünyaya geç geldiğini düşünenlerdenim ben! Geç kalmışlığın acelesi de çabası…
O mecburi bakkal çırağı!
Geçen hafta, Barbaros Point Otel''de, on küsür senedir tanıdığım mali müşavir dostum Erdal Doğan''ın mesleğindeki 20.yıl kutlamasındaydım… Kulağıma hoş gelen konuşmalarla aklıma gelen çocukluğumun güzel anıları bu yazdıklarım… Erdal anlattıkça kürsüden daldım gittim o yıllarıma. Tabii zimen defterlerine kadar değil! O bugünün düzenine fark atan bir eski güzellik… Şimdi söyleyeceklerim de Erdal''ın meslektaşlarına attığı farkın belki de en önemli sebebi! Erdal''ın konuşmasında gözlerimi dolduran cümlelerdi bunlar. Benim bildiğim bakkal amca, onun babasıymış! O, okul çağlarında güzel sanatlar falan okumak istermiş ama olmamış işte… Çünkü rahmetli annesi, babası dükkanda olmadığı zamanlarda dükkana yardıma gelip oğlunun da bir an evvel okuldan çıkıp gelmesini beklermiş. Çünkü rahmetli, okuma yazma bilmezmiş. Bakkal defterine olurda not düşmek gerekirse Erdal yaparmış bu işi! Erdal 20.yılını kutlarken annesine “Nur içinde yatsın” derken neredeyse onun kadar göğsüm kabardı… O kendi bakkal amcasını da getirmek istemiş ama Baba Doğan biraz rahatsızmış! Onun sesi titredi benim gözlerim doldu o cümlelerde… O yıllardan günümüze, düzensizliği ve kıvrılmış sayfa uçlarıyla nam salmış bakkal defterlerinin en güzelini sanırım O tutmuş! Şimdi o bir hesap uzmanı! Beyefendi, samimi ve iş yerine gelenlere ikramda sınır tanımayan bir mali müşavir! Geceye renk katan Zuhal Topal''da “Ben oraya aç gidiyorum!” demekten geri kalamadı zaten… Kurabiyeler, çörekler, şekerler gerçekten doyumsuz bir lezzet. Lansmanın sonunda, bir piyano virtüözü için hiç de uygun olmayan iftar sonrası tabak çanak sesleri içinde konser veren Tuluyhan Uğurlu''da, Erdal''a olan sevgi ve saygının en büyük göstergesiydi! Barkovizyondaki tanıtım videosu da ünlüler geçidi gibiydi! Konukları arasında milletvekilleri ve belediye başkanları vardı! Bu kez konukları Erdal''ı denetime gelmişti! Onun da sloganı, kendini ona emanet eden onlarca ünlünün ağzından “Deneteam''deyiz” di… Deneteam büyük hedeflere koşan, ülkemizin bence en büyük açığı olan “vergi ödememe alışkanlığını” ortadan kaldırabilecek çok güzel bir örnek ve emek… Tebrikler dostum! Ellerinize sağlık Deneteam çalışanları… Keşke herkes böyle denetlese, keşke herkes böyle denetim altında olsa! Sanırım eski zamanların modern hayata en güzel armağanlarından biri bu! Öyle ya, Erdal''ın büyük bir özenle tuttuğu o “Bakkal defteri” bugünün tercih edilen şirketini yarattı işte…
Benden söylemesi,
Varsa sizin de bir bakkal defteriniz, Deneteam''e veriniz!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.