Yazarlar Hem "kral" hem de "bilge" olmak

Hem "kral" hem de "bilge" olmak...

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Zor iş... Bosna Hersek''in ilk Cumhurbaşkanı Alija İzetbegoviç için bu kavram kullanılırdı. Bilge Kral!..

Genel hatlarıyla bizim siyaset kültürümüzün genetik kodlarında vardır. Çok kaba hatlarıyla şu anlama gelir: Devletin tüm sorumluluğunu üstlenecek kadar güçlü, kuvvetli, hem muktedir hem iktidar sahibi, ancak iktidarını insanlık, adalet, beşeri tekâmül adına kullanacak kadar gelişmiş ve bilge?

''Bilgelik'' meselesini en yalın tanımıyla o ''dört boyutlu'' gelişim / değişim çizgisinde'' anlamak mümkün olabilir. Hani ''veri -enformasyon - bilgi - bilgelik'' diye özetlenen çizgide...

Veri, ham rakam olarak tanımlanıyor. Enformasyon, tasnif edilmiş veri; Bilgi, yorumlanmış enformasyon? Bu ilk üçü için olmazsa olmaz koşul: ''akıl ve zekâ''... Entelektüellik için bu ilk üçü gerekli ve yeterli: ''Akıl ve zekâ ile donatılmış bilgi!'' Peki, bilgelik ne olacak?.. Onun için ise ilk üçünün üzerine bir de ''öğrenilmesi'' hayli zor olan bir meleke daha gelmeli: Ruhsal tekâmül ve Vicdan!..

Kral olmak için bu dörtlüden ilk ikisini kullanma kabiliyeti ile zekâ ve akıl yeterli. Gerisi, bilek gücü, iktidarı ele geçirme, temel sorunları çözme becerisi? Yani alt yapı meselelerini halletmekteki başarı...

Peki o zaman, iktidarı sürdürülebilir kılan ve tarihler ötesine taşıyan ''bilgelik'' için gerekli melekeleri nerede göreceğiz? Onların uygulanabileceği, görülebileceği, sınanabileceği tek alanda: Üst yapı meselelerinde gösterilen ''vicdani'' üstünlük.

Örneğin, yürüyüş yapmaya kalkanlar, kâğıt üzerinde Valilik emrine (!) karşı çıkıyor olsalar da, bariyerlerin kaldırılması, bilgeliktir. Keşke hemen kaldırılsalarmış. Ya da hiç kurulmasalarmış mesela...

Cumhuriyet''in 100''üncü yılına sahip çıkmak ''bilgeliktir'' mesela. 2023 vizyonunu ortaya koyan iradenin, her Cumhuriyet kutlamasına damga vurmayı bilmesi de ''bilgelik'' olur. Devlet ve Şehir Tiyatrolarının özelleştirilmelerinden vazgeçmek, milli enerji politikalarını tartışırken, ''Milli kültür politikalarını'' en geniş konsensüsle ele almak, bilgeliktir...

Dünyaya örnek gösterilen alt yapı konularını (hard issues) yönetmekteki ustalığa, kültür, sanat, özgürlükler meselelerini içine alan üst yapı meselelerini de ustaca sahiplenmeyi de katmak, ''bilgeliktir'' mesela?

Türkiye''nin bir ''Bilge Kral''a sahip olma şansı vardır. Yeter ki meseleye dördüncü boyuttan bakılabilsin...

Ajda Pekkan kokusu satmaz

Dün Habertürk''te İzzet Çapa imzalı bir haber vardı: Ajda Pekkan bir parfüm çıkarmaya hazırlanıyormuş. İzzet Bey magazin dünyasına yakındır ve emin olmadığı bir konuyu gazeteye almaz. O nedenle her ne kadar yüklemleri ''cek - cak'' şeklinde olan haberleri ciddiye almasak da, işin içinde İzzet Çapa olunca önemsemek lazım...

Bizim bu konudaki görüşümüz nettir. Ajda Pekkan''ın geçmişte çıkardığı çarşaflar nasıl satmadıysa, Tarkan''ın losyonu nasıl başarılı olamadıysa, nasıl Hülya Avşar tekstil ürünleri, dergisi hak ettiği sanılan başarıyı elde edemediyse, nasıl Türkiye''deki hiçbir popüler starın ''markası'' herhangi bir yan ürün yelpazesinde adam gibi gelişemiyorsa (labil bir çizgide hareket eden Tatlıses ürünleri tartışılabilir), Ajda Hanım''ın Türkiye''nin megastarı olması da bu gerçeği değiştirmeyecektir. Ajda Pekkan markası, pek çok Türk pop kültürü ünlüsününki gibi, ''usulü veçhile'' yönetilememektedir''... Usulü veçhile bireysel marka yönetimi için nelerin gerektiğini daha önceki makale ve kitaplarımızda dile getirdik. İnternet''ten kolayca bulunabilir.

Kapitalizmin en sofistike (komplike, karmaşık) ürünü olan marka olmak başkadır, şöhret olmak başka. Ajda Hanım Türkiye''de tüm zamanların en başarılı popüler starıdır. Kendisini takdir etmemek mümkün değildir. Ancak Batı''daki örneklere bakarak onun çıkaracağı kokunun başarılı olacağını iddia etmek, başta Ajda Hanım''ı yanıltır.

Zor ama sevilesi bir film

Bu hafta sonu Bulut Atlası''na gittik. Zor bir film. Daha doğrusu biraz da gereksiz yere anlaşılması ''zorlaştırılmış'' bir film. Ancak görülesi ve üzerine tartışılası... Şöyle desem bir ipucu olur mu: Sonunu birilerine söyleyemeyeceğiniz bir film... Çünkü sonu yok... Başlangıcı da yok aslında...

Her ciddi filmin ruhunu anlatan bir ''temel cümlesi'' vardır. Ya dış ses söyler, ya da önemli oyunculardan birine söyletir yönetmen. Bulut Atlası''nın kilit cümlesi de bizce şu: ''Eğer dünyayı Tanrı yarattıysa, neleri değiştirebileceğimizi ve neleri kutsal ve ''dokunulmaz'' olarak kabullenmemiz gerektiğini nereden bileceğiz?''

Yalın, ancak öyle bir kalemde geçilecek bir soru değil. Bütün semavi dinlerin tartıştığı bir soru aslında...

Filmden sonra şu 5 soruyu sordum kendime.

1. Salonu doldurmuş olan izleyiciler, pek bir şey anlamadıkları halde salonu neden terk etmediler?

Yanıt: Çünkü filmi sevdiler...

2. Filmi başkalarına tavsiye edecekler mi?

Yanıt: Evet.

3. Peki, ikinci defa izlemeyi düşünenler var mıdır?

Yanıt: Evet: Büyük olasılılıkla videoda ileri geri sararak da izleyenler çıkacaktır...

4. Oscar''da iş yapar mı?

Yanıt: Evet, kesinlikle. En iyi efekt, makyaj, kostüm, en iyi erkek oyuncu...

5. Tek cümle ile özetlersek?

Yanıt: ABD maneviyatını arıyor!..

Şimdi bu 5 soruyu cebinize koyun ve filmi izleyin. Seveceksiniz. Ancak beğenmezseniz, sorumluluk almam ama...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.