Yazarlar Savcılar ve polislerin sesi çıkmıyor

Savcılar ve polislerin sesi çıkmıyor…

Ali Saydam
Ali Saydam Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Popüler kültürün küçümsenmesi değil tam tersine önemsenmesi gerektiğine inananlardanım. "Rönesans da zamanının popüler kültürüydü" tespitini her zaman akılda tutmakta yarar olduğuna da…

Halit Refiğ"in popüler kültürdeki "ortak ruhi şekillenme" ipuçlarından yola çıkarak zamanın ruhunu (Zeitgeist) okuma konusundaki uyarıları, beni her zaman çok etkilemiştir…

Örneğin, iki filmde bir karşılaşılan yangın sahneleriyle Hıristiyan âlemindeki "katarsis" meselesinin arasındaki bağı kavramak, ya da her ABD"linin hayatının değişmez bir parçası haline gelmiş olan kilise, mahkeme, karakol, hastane dörtlüsünden en az bir ikisinin her filmde bir şekilde boy göstermesini anlamlandırmak; ABD"nin toplumsal çelişkilerinin dönem dönem Hollywood"u belirlemiş olmasına kafa yormak, sinemayı "okumak" adına önemli adımlardı.

Son yıllarda pek çok ABD filminde (Revolutionary Road, Little Chlidren vb.) son olarak Bulut Atlası filmindeki ve şu ilgiyle izlediğim Newsroom adlı dizide olduğu gibi Maneviyat – Maddiyat tartışmasının Amerikan popüler kültüründe yaygınlık ve zemin bulmasının, ülke konjonktürünün aynası olduğunu iddia etmenin gerekçelerini aynı "okuma" disiplini içinde değerlendirmek olası değil mi?..

Peki aynı çerçeveden Türkiye"deki film ve dizilere bakabilir miyiz acaba? Örneğin ülkede feodalitenin çözülmeye başlamasıyla TV"lerdeki dönem dizileri arasında bir bağlantı kurulabilir mi? (Aşk-ı Memnu, Kartallar Yüksek Uçar, Asmalı Konak, Yaprak Dökümü, Hanımın Çiftliği, Sıla, Aşk ve Ceza, Karadağlılar, Hayat Devam Ediyor, Dila Hanım vb.)

Lafı Karadayı"ya getireceğiz. Kenan İmirzalıoğlu, Çetin Tekindor ve Bergüzar Korel"in başrolleri paylaştıkları ilginç dizide öyle bir savcı, öyle bir polis, öyle bir gardiyan var ki… Bu kadar olur.. Kötünün ötesi… Rezil mi rezil…

Bundan 15 yıl önce herhangi bir sanat olayında polisi, savcıyı böyle göstermeniz mümkün müydü? Hatırlayın. Halit Refiğ"in Teyzem filmindeki emekli astsubay yüzünden az mı olay yaşanmıştı? Ya da Bizimkiler dizisi sırasında kapıcıların kazan kaldırması unutulur mu? Hamamcılar, reklam filmlerini bile eleştiriyorlardı… Hemşirelerin hekimlerin bozulduklarını da hatırlarım…

Oysa şimdi?.. İğrenç savcı karakteri yüzünden kimsenin gıkı çıkmıyor. Polis STK"ları "Biz hiçbir zaman böyle olmadık!" demiyor.

Peki neden?

Sorunun yanıtı yukarıdaki satırlarda…

Hedef kitlenin değerlerine özen göstermek…

Engin Günaydın"ın, Balçiçek Pamir"in TV programında, "Kendimi bu ülkenin vatandaşı olarak göremedim..." demiş olması üzerine "yabancılaşmanın ancak bu kadar samimiyetle anlatılacağına, dair yazımın üzerine bazı arkadaşlarımın itirazlarıyla karşılaştım.

Bu arkadaşlar, "Batı referanslarıyla yetişmiş, Etiler-Nişantaşı-Taksim üçgeninden başka bir iklimde rahat edemeyen, zihni papyonlu" bir "ecnebi Türk" için pekala geçerli olabilecek tespitlerimin Engin Günaydın için fazlasıyla "zorlama" ve "aşırı yorum" olduğunu söylediler.

Engin Günaydın, kendisini sadece Türkiye"nin değil hiçbir ülkenin vatandaşı olarak göremediğini ifade etmeye çalışmış olabilir. Biz yine de popüler kültür içinden çıkıp da zaman içinde klasik olabilecek işler ortaya koymaya aday olan herkes için "hedef kitlenin kültür ve değerleri" konusunda daha özenli olmaları gerektiğini söylemeden geçemeyeceğiz.

Kendini tanıyanlarca "tevazu"nun simgesi olarak kabul edilen Engin Günaydın"ın kelam ederken bir de ciddi bir profesyonel gibi seçilmiş davranış sergilemeye özen gösterse, içinden geleni ortaya kontrolsüzce döküp saçmasa mesele kalmayacak herhalde..

"Çin"i Konfüçyüs"le barışmak kurtardı"…

Felsefe dünyasından akademisyenler 27-29 Ekim tarihlerinde Çin"de bir araya gelmiş. Pekin Üniversitesi Felsefe Bölümü bu yıl yüzüncü yılını kutlarken, uluslararası bir konferans organize etmiş. Tema: Felsefe Eğitimi ve Çağdaş Toplum. Bizden de katılım var: Konferansta Türkiye''yi Süleyman Şah Üniversitesi''nden Prof. Dr. Adnan Aslan ile Fatih Üniversitesi''nden Prof. Dr. Şengül Çelik temsil etmiş. Özellikle Prof. Dr. Çelik"in ''Diyalog felsefesi'' başlıklı sunumu dikkatimi çekti. Yurda dönünce inşallah bir televizyon programcımız akıl eder de, bu konferansta neler konuşulduğunu ve kendisinin "diyalog felsefesi" başlığı altında neler söylediğini öğrenme fırsatı buluruz.

Çin entelijansiyasının son derece dinamik bir topluluk olarak varlık gösterdiği belli oluyor. NPQ dergisinin editörü Nathan Gardels bir makalesinde Konfüçyüs"le bugünkü Çin"in nasıl barıştığını anlatmıştı. Pekin Üniversitesi Felsefe Bölümü"nden Zhang Xianglong"un konuşmasından yaptığı alıntılar son derece ilginçti. Xianglong özetle ve mealen şöyle diyormuş:

"Batı"nın insan hakları ya da demokrasi kavramı veya Marksizmin evrensel gelişme yasalarından farklı olarak Konfüçyüsçülük evrenselci olmayan bir doğaya sahiptir. Konfüçyüsçü uygarlık özgül, somut koşullara dayanır ve bu özelliğiyle de diğer uygarlıklara karşı üstünlüğünü kanıtlama değil, onlarla yararcı bir söylem geliştirme peşindedir."

Nathan Gardels da bu tespitin ardından şöyle diyordu:

"Konfüçyüsçü dünya görüşünün bu kısa özetinde, Çinli liderler tarafından durmadan yinelenen "Hakikati olgularda ara", "Çin"e uygun sosyalizm", "Barışçıl yükseliş" ve "Uyumlu toplum" gibi sloganların temelini görmek mümkün."

Medeniyet, geçmişe sahip çıkıp geleceği onun üzerine inşa edince "medeniyet" oluyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.