Bugünlerde biraz soğutulsa da Kürt açılımı en önemli gündem maddemiz. Bu konuda birçok yazı ve öneri içinde avukat Rojbin Tugan''ın öneri listesi içinden en dikkatimi çekenlerden birisini sizinle paylaşmak istedim.
Şimdiye kadar hep bölge halkını konuştuk. Peki ya bölgede görev yapanlar? Rojbin''in bu konudaki önerisi şöyle: “Bölgede görev yapacak özellikle polis ve jandarma birimlerinin, bölge insanı ve 1984 yılından beri yaşadıkları konusunda bilgilendirilerek, bölge halkının yıllardır yaşadığı ayrımcılık nedeniyle geliştirdiği hassasiyeti anlayabilecekleri özel bir psikolojik eğitimden geçirilmesi, bölgenin bir sürgün ve cezalandırma merkezi olmaktan çıkarılması için, hem ücret, hem çalışma, hem de konaklama koşullarında cazip imkanlar sunulması” ...
Bu konunun önemini “iki dil bir bavul” belgeselini seyrederken çok daha iyi anladım.
...
KERBELA...
Bu hafta yayınlanan iki rapordan birisi olan Uluslararası Af Örgütü''nün raporu önemli bir noktaya dikkat çekiyor. Bu rapora göre; Filistinlilere ait su kaynaklarının %80''i İsrail tarafından tüketiliyor. Ayrıca İsrail, Filistin''deki su sarnıçlarını tahrip ediyor. Havuzlu yerleşim yerlerinin hemen yanı başındaki Filistin köylülerinin içecek ve tarlalarını sulayacak su temin etmelerinin engellenmesi; yok etmenin en acımasızını Kerbela''yı hatırlatıyor.
El Halil''de fanatik Yahudilerin komşuları Filistinlilerin damdaki su depolarını çalma vakaları, uluslararası gözlem gücü Tıph''ın raporlarına göre vaka-ı adiyeden.
İTİRAZIM VAR!
TSK sitesindeki 29 Ekim kutlama resmindeki coşkulu vatandaş resimleri arasında bir başörtülü görülmüş. Bu da bende uzaylı haberi çağrışımı yaptı. Nasa''ya haber versek mi? Haberin veriliş şekline itirazım var.
...
Yapay bebek üretim denemelerine başlanmış. Yoksa Aldoux Huxley''in Cesur Yeni Dünya kitabındaki gibi bebekler ihtiyaca binaen görevlerine uygun suni rahimlerde üretilecek. Alfa bebek hizmetçi olacak, delta bebek yönetici. Yapay kimliklere itirazım olduğu gibi yapay insana da itirazım var. Denemeler dursun istiyorum.
...
Son günlerde popüler bir genç yazarımız oldu: Serdar Özkan. Kayıp Gül''ü yayınlandığı ilk yıllarda okuyanlardan birisiyim. Doğrusu Paul Coelho tarzı sevmediğim için kitap da pek ilgimi çekmemişti. Ancak taa o zaman konuk ettiğimiz televizyon programında da yazarlık konusundaki azminden etkilenmiştim. O''nun için bir hobi değildi roman yazmak. Nitekim öyle de yaptı. Adından söz edilen yazarlar arasına girdi. Bu meseledeki itirazım; kitabın 40''dan fazla ülkede 29 yabancı dilde basılmasında sunuşadır. Çünkü bildiğim kadarı ile Kültür Bakanlığı, her yazara açık olan Teda projesi kapsamında; yurt dışında kitabını çevirecek yayınevini bulan yazarların çeviri giderlerini karşılıyor. 29 dilde çeviri başarısında bu projenin de desteği olsa gerek. Yani ortada lanse edildiği gibi “aman muhteşem bir Türk yazarı bulduk” durumu yok. Böyle bir imaj ile kitabın pazarlanması Paul Coelho''nun İslami versiyonunu deneyen bir yazara pek yakışmıyor. Ayrıca roman okumadan roman yazması, romantizm ile roman yazmayı karıştırması doğrusu beni hayal kırıklığına uğrattı. Tavsiyem, yazıdaki çalışmasını, azmini, yatırımını kendini tanıtırken ortaya koyduğu performansa da harcamasıdır.
...
BM''nin Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi verilerine göre yine Pakistan, Birleşik Arap Emirliklerinin gerisinde kalarak 101.olmuşuz. BM, ekonomik, politik, aktif hayata bakarak değerlendirme kriterlerini oluşturuyormuş. İyi de görünen köy kılavuz istemez. Pakistan''da hala kadınların eğitim orana %30, kadınların sokağa çıkamadığı bölgeler, oy kullanamadığı yerler var. Arap Emirlikleri''nde zaten nüfus yok, ayrıca gayri safi milli hasıla yüksekliğinin kadınların lehine pozitif bir durum çıkarmadığı ortada. “Elhamdülillah paramız var, haklarımız olmasa olur” duygusu, kadın-erkek herkesi sarmış vaziyette. Demokratik bir ortam, fırsat eşitliği, kadın hakları falan gibi bir durum ise hiç yok. Bu ülkelerdeki kadınların durumunu yakından bilen birisi olarak görünen ile rakamlara yansıyan arasındaki farkın sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Üstelik bir çok ülkede (Azerbaycan dahil) bu verilerin oluşturulma koşullarının hiç demokratik olmadığını düşünürsek... Bu arada şaşırtıcı olan ise bizim kadın derneklerimizin durumuna itiraz etmek yerine “evet biz söylemiştik” havasına girmeleri. Kadın lehine yasal düzenleme yapma ve yaptırabilme konusunda hükümete çok rahat ulaşabilen kadın derneklerinin haksız değerlendirmeye razı olmalarını anlamak zor. Kendilerine yeni bir rota çizmek yerine kendilerini tekrarı tercih etmişler. Oysa hepsinin “İnsaf! Pakistan veya Arap ülkeleri ile aynı mıyız” diye isyan etmesi gerekirdi.
Başlıklar :

