
Başbakan şöyle demiş: — "İstiklal Marşı şairimiz "Alınız ilmini Garb''ın, alınız sanatını" diyor ya, biz Batı''nın ilmini, sanatını almadık, maalesef değerlerimize ters düşen ahlâksızlıklarını aldık. Biz Batı''nın ilmini, sanatını almakta bir yarışa girmeliyiz."
Bu sözler, haklı haksız birçok itirazın konusu oldu. Olmalıydı da.
İtirazların önemli bir kısmı ise, sözün "niçin söylendiği"yle değil, "nasıl söylendiği"yle ilgili. Fırsat bu fırsattır deyû kılıcını çekenler de var, lütfen biraz dikkat diyenler de.
Eh bu da gayet tabii. Çünkü kurtlar sofrasında ne denildiği önemlidir, ne denilmek istendiği değil. İlm-i siyaset böylesi hatalara izin vermez.
Kısacası, ben "Lütfen biraz dikkat!" demekle yetinmeyeceğim. Bu sıcak tartışmadan bir iki hususa işaret etmek bakımından istifade etmeye de çalışacağım.
***
Öncelikle küçük bir uyarı:
Mehmed Akif''in şiirlerinde dile gelen "fikrî" unsurların önemli bir kısmı, geriye doğru izinin sürülmesi imkansız derecede "modern yorumlar"ın ürünüdür.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şu: İslâmcılar arasında pek revaç bulan ve hatta devlet politikası hâline bile getirilmiş bulunan bu "modern yorumlar", Batı''da olup bitenleri anlamak/kavramak bakımından gerekli derinlikten büyük ölçüde mahrumdur.
Daha sade bir ifadeyle, "Batı''nın ilmini alalım, ahlâkını almayalım" şeklindeki denklem, Batı''da, Batı''nın tarihinde neler olup bittiğini hemen pek anlamamak demektir ki bu hoş ama boş yorumlara hâlâ itibar edilmesi, hakikaten üzücüdür.
Batı''nın ilmini alırsanız, ahlâkını da almak zorundasınız demektir. Üstelik bu ahlâk''ın gerçekte bir ''ahlâksızlık'' olup olmadığı ise tartışmaya açıktır. Ahlâk(sızlık) ne demek meselâ?
Hiçbir komplekse girmeden dürüstçe bu "ahlâk"ın mahiyetini tartışabilmeli, zaten edinmiş olduğumuz davranış kalıplarının kökenini, coğrafyasını bir kez daha hatırlamaya çalışmalıyız.
***
Akif ne diyordu?
Alınız ilmini Garb''ın alınız san''atını
Veriniz mesainize hem de son sür''atını.
Akif, Garb''ın ilim ve sanatını (bilim ve teknolojisini), yine Garb''ın ahlâkının mümkün kıldığını dikkate almamıştı. Alamazdı da. Çünkü devrin bütün aydınları gibi o da hakim paradigmanın etkisinde düşünüyor ve yazıyordu. Devrin fikir cereyanları içerisinde, zannedildiği gibi, Batı''nın bilim ve teknolojisine muhalif kimse yoktu. Modernleşmenin öncüsü, başından itibaren "ulema" sınıfıydı.
Ulema''nın modernleşme yanlısı tutumu nedense sığ kafalarca görmezden gelinir. Oysa ulema —bir sınıf olarak— hep gücün, yani devletin yanında hareket etmiştir, ve devleti güçlendirecek hususlarda sorun çıkardığı hiç ama hiç görülmemiştir. Sünnî geleneğin bilinen bir özelliğidir. Şimdi olduğu gibi o yıllarda da "zamanın ruhu" az veya çok hepsinin damarlarında akıyordu; ve günü kurtarmak, günü kurtaracak yorumlar üretmekle mümkün olabilirdi. Ulema ve aydınların vazifesi de iktidara bu lojistik (entelektüel) desteği sağlamaktan ibaretti.
***
Son dönem Osmanlı aydınlarının Batı''ya ilişkin yorumları, —gayet pratik, pragmatist nedenlerden ötürü— ciddi kavrayış hatalarıyla malüldür. Devlet ve aydınları ortak bir paradigmanın içinde hareket ettiklerinden ötürü, ilim-ahlâk pazarlığı sadece psikolojik bir alışveriş olarak kaldı. Gerçekteyse alınan — ne kadar alınabildiyse— hem Garb''ın ilmiydi, hem de ahlâkı.
Doğrudan doğruya Kur''an''dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm''ı.
Şairdir, mübalağa hakkıdır ama söylemek zorundayız: Sevgili Akifimiz yanılıyordu. Çünkü asrın idrakinin (modern bilincin), doğrudan doğruya Kur''an''dan ilham alması mümkün değildi. Bu ilhamın yorumlanması da gerekiyordu ve öyle de oldu. Daha açıkçası, ilhamın kendisi, bizzat bir yorumdan ibaretti. Alınmak istenen alındı, söyletilmek istenen söyletildi. O kadar. Hiç kimsenin bulunduğu noktadan sıçrayarak, yani onüç-ondört asrı atlayarak Kur''an''a, Kur''an''ın asrına gitmesi mümkün değildi (ise, oradan sıçrayarak bugüne gelmesi de mümkün değildir.)
Bu tür sıçrama teorileri, birer fantezidir. Gidip geleni görülmemiştir.
***
"Lavabo"da abdest almak (ayakları da yıkamak) imkansız değildir ama güçtür. Kelimenin Türkçesi bile yoktur. "Lavabo" gerçekte papazların ellerini (parmaklarını) yıkamaları için yapılmıştır. Latince "yıkıyorum" demektir.
İslâm dünyasının Batı bilim ve teknolojisiyle ilişkisi, şimdilik lavaboda abdest almak düzeyindedir. Derinlikli yorumlara sıra gelmeyişinin nedeniyse, abdest alanların lavabo''nın yüksekliğine değil, porseleninin parlaklığına bakıyor olmalarıdır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.