Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Canlı bombanın psikolojisi

Canlı bombanın psikolojisi

Erol Göka
Erol Göka Gazete Yazarı

Alçak olmaya gör, eylemlerinin gerekçesini de bulunduğun aşağılık konuma göre ayarlıyorsun. Kandırdığın, tuzakladığın insanların kendini patlatmalarını sağlayıp, cinayetlerinin adını “feda eylemi” diye koyuyorsun. Dünya kamuoyunun bu iğrençliğe tavır alacağını bildiğin için, sırf bu tür eylemler için yeni bir örgüt adı uyduruyorsun. İnsanlığı ve yaşatmayı hedefleyen bir kuruluş gayesiyle hareket etmediğin için ne hukuk ne nizam tanıyorsun. Meşru zor kullanma hakkını elinde bulunduran devlet, her faaliyetini hukuk içinde yapmaya özen gösterirken, her hatasında haklı olarak sigaya çekilirken, sen eylemlerinde meşruiyet aramıyorsun, kıydığın masum canların hesabını asla vermiyorsun. Ne aynaya bakıp ben kimim, ne yapıyorum, nereye gidiyorum diye soruyorsun ne de güya kanlı bıçaklı olduğun DEAŞ'a bakıp birbirinize ne kadar benzediğinizi görüyorsun. “Canlı bomba” türü eylemleri yapan hemen sadece ikiniz varsınız dünyada. İnsanlar bunu anlamaz sanıyorsun.
Canlı bomba eylemi, neticede masum insanların hayatlarına son veriyor, ocaklarına ateş düşürüyorsa işlediğin yalnızca cinayetten ibaret olup kendi canına kastın da bir başka cinayet dışında bir anlam taşımıyor. Savaş, elbette var insanlığın repertuarında. Ama sadece bazı savaşlar haklı ve savaş da bir hukuka sahip. Masum insanların katlini mazur gösterecek bir gerekçe bulunamayacağı gibi dinimizin bu konudaki tavrı çok açık: “Kim bir canı, başka bir cana ya da yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur” (Maide/32).
İçimiz kan ağlıyor, söylenecek çok sözümüz var ama en iyisi biz kendi alanımızda duralım. Zaten “bir insanın nasıl canlı bomba olduğu, bu hale getirildiği” sorusu, hayati önemde… Bu konuda daha önce de değerlendirmeler yapmıştık. En çok, teröristin psikolojisinin bilinen hastalık kategorileri içine sıkıştırılmaya çalışılarak incelenmesinin uygun olmadığını, böyle bir bakışın son tahlilde terörle mücadeleyi zaafa düşüreceğini gösterdiği üzerinde durduk. Terör olaylarının akıl hastalığı olanların asla planlayamayacağı kadar karmaşık bir zihinsel işleyiş ve organizasyon yeteneği gerektirdiğini, psikolojik indirgemecilikten kaçınılması gerektiğini vurguladık. Zaten yapılan araştırmalar, canlı bomba eylemine başvuran teröristlerin katı-keskin tutumlar ve kendi önemleri hakkında abartılı fikirler oluşturmalarına neden olan sağlıksız bir narsisizm dışında ayırt edici bir özellikleri bulunmadığına işaret ediyordu. Terörist zihne bire bir uyan bir şablon, hele hele bir akıl hastalığı aramak yerine, terörist zihnin ayırt edici özelliklerini belirlemeye çalışmak daha uygundu. Terör eylemi, en nihayetinde bir anlatıydı, eylemi yapanın özelliklerini, kişilik yapısını anlayabilmek için öncelikle eylemin biçimine bakmak gerekiyordu.
İntihar eylemlerinde terörist kendi varlığını ortadan kaldırmayı amaçlıyor ama buna rağmen narsistik unsurlar çok belirgin. Bir kimse, yok oluşuna, son tahlilde kendisine çok yüksek bir anlam yüklemeden böyle bir eyleme girişemez. İntihar eylemlerinde, “ölüm narsisizmi” tek faktör değil. Katı bir zihnin mütemadiyen üretip durduğu suçluluk duygusundan kaynaklanan depresif-mazokistik ruh halinin, terör örgütlerinin yapı ve işleyişindeki çok sert özeleştiri düzeneğinin ya da örgüt kurallarına uymamanın acımasız biçimde cezalandırılmasının payı da bulunabilir. Örgütün yapısı ve ideolojisi, zalim örgüt yaşantısı, başlangıçta sıradan, öfke dolu insanları, bir süre sonra, vahşetin askerleri haline getirebilir. Örgüt kültü sayesinde amaçlarına, liderlerine ve kendilerine tapınılacak düzeyde anlam atfedebilirler. Küçümsedikleri ve hiç yerine koydukları, kendilerinden olmayan diğer insanları aşağılamak ve acıya tabi tutmak, onlar için haz kaynağı olabilir. Örgüt üyesi, ne kadar şüpheci (paranoid) ve acımasız (psikopat) kişilik özelliklerine sahipse o kadar bu sürecin etkisi altına girer ve canlı bomba olma potansiyeline sahiptir. Öyle anlaşılıyor ki, bu sayılan özellikleri haiz üyeler, terör örgütü içinden ayrılıyor, onlar için başka bir yapı kuruluyor ve özel olarak yetiştiriliyorlar.
Gerek örgütün hendek savaşı çıkarmaya çalışma sürecini gerek FETÖ ihanetini gördükten sonra, bir de ayrıca “örgüt içinde kimliklenenler”e özel bir dikkat verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem PKK hem FETÖ için artık bu örgütlere bağlı ailelere doğan ya da ergenlik yıllarından itibaren kucaklarına bırakılan çocuklar var. Sağlıklı işleyen süreçlerde vatan, millet, din gibi unsurlar kolektif kimliği oluştururken maalesef örgüt içinde kimliklenen çocuklar için bu unsurların yerine örgüt ve lider geçiyor. Kendilerinden olmayanlara en çok düşman ve canlı bomba psikolojisine sahip olanlar, daha ziyade bunlar arasından çıkıyor.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.