Yazarlar Sağlıklı psikolojinin işaretleri

Sağlıklı psikolojinin işaretleri

Erol Göka
Erol Göka Gazete Yazarı

İyilik ve gördüğümüz iyiliğe verdiğimiz cevap olan minnet hakkında konuşmaya başlamıştık. Gönülden minnet duygusu, şükran hissi yaşayabilmenin ve onu dile getirebilmenin, yani teşekkür edebilmenin psikolojik sağlığımızla ilgili sağlam bir gösterge olduğu üzerinde durmuştuk. Minnet duygusunun neden bu kadar önemli olduğuna geçmeden önce, şu meşhur “psikolojik sağlıklılık” mevzuunda biraz konaklayalım. “Meşhur” demem sözün gelişi, psikoloji ve psikiyatrinin üzerinde en az konuşulan konusu, psikolojik sağlıklılık… Biz modern profesyoneller, sağlıklılıktan ziyade hastalık haline odaklanmaya, onları araştırıp dile getirmeye teşneyiz. Yoksa, yüz yıl önce psikolojik sağlığın ölçütü olarak Freud'un “sevmek ve çalışmak” demesinden beri bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz. Böyle konularla daha ziyade kendilerine “varoluşçu” denilen meslektaşlarımız ilgileniyorlar.
Varoluşçu psikoloji ve psikiyatri uzmanları, asıl vurguyu insanın hür iradesine yapıyorlar. İnsan, kararlarını almada hürdür lakin kararının neticesi ortaya çıkan yaşantıyı anlamlandırabilmeli, sonuçlara katlanabilmeli, davranışlarının sorumluluğunu üstlenebilmelidir diyorlar. Mesela Rollo May, asla özgürlüğü tek başına bir unsur olarak ele almıyor, onun hep bir kaderle çerçevelendiğini belirtiyor. Hangi aileye, hangi topluma, hangi özelliklerle doğacağımız asla elimizde olmadığı gibi, kültürel ve toplumsal kurallar, neredeyse genetik kadar bizi baştanbaşa kuşatır. Psikolojik bakımdan sağlıklı insan, özgürlük ve kaderinin, önündeki imkânların ve kısıtlılıkların neler olduğunu araştırmayı, hayatı kendisi için anlamlı bir hale koymak için mücadele azmini elden bırakmayan kimsedir May'e göre...
James Bugental ise biz farkına vardığımızda benliğimizin belli ölçülerde şekillenmiş olmasına rağmen hala değişme potansiyeline işaret ediyor. Görünüşte sayılamayacak kadar alternatifimiz olsa bile gerçekte imkânların sonluluğundan bahsediyor. Psikolojik bakımdan sağlıklı olabilmemiz için değişimi kabul ve fark etmemiz, anlamlı bir hayat faaliyeti ortaya koyabilmemiz gerekir diyor.
Irvin Yalom, insan varoluşunun doğal sonuçları olarak gördüğü dört hal, yani özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık ve en çok da fanilikile yüzleşebilmenin önemini dile getiriyor. Ona göre kişinin yaşam kompozisyonu, var olmanın doğal sonuçlarıyla olan ilişkisinin niteliğince belirlenir. Kimileri sadece müspet yanları kimileri sadece menfi yanları görerek hayatı ona indirger ama bu kimselerin sağlıklı oldukları söylenemez. Önemli olan, hepsini birden kabul etmek, yalnızlığı hasbi şekilde kurulan insan ilişkisiyle, anlamsızlığı kendi seçimimiz olan anlamla, özgürlüğü alternatifleri araştırıp seçim yapmakla dengeleyerek ölüme doğru yol alan varlık oluşumuza yaşamla cevap verebilmek; öleceğimizi bilerek yaşamı seçebilmektir.
Martin Buber'in “Ben-Sen” ilişkisine dair felsefesini psikolojiye aktaran Maurice Friedman ise psikolojik sağlıklılığa diyaloga dayalı olarak yaklaşıyor. Kendimizle ilgili fark edişlerimiz kadar başkalarıyla olan etkileşimlerimiz de psikolojik olgunlaşmamızın yolunu belirliyor. İnsan, başkalarıyla olan her karşılaşması, buluşması, tanıması sayesinde kendine odaklanma, kendisini fark etme becerisi de kazanıyor. Olgunlaşma yolunda ilerleyebilmesi için kişinin hayatın karşısına çıkardığı yeni yakınlık fırsatlarından ürkmemesi gerekiyor.
Varoluşçu meslektaşlarımın bu jargonlarını kendime yakın bulduğumu, onların ne demek istediklerini anladığımı söyleyebilirim. Ama bu güzel ve dokunaklı ifadelerin hayatın gerçekliği karşısında pek bir işe yaramadan tuz buz olup gittiğini de itiraf etmeliyim. Bize daha somut ve işe yarar gözlemler, içgörüler, tespitler; hayatımızdan tedarik ettiğimiz yaşantılarla doğrulanan, ikna edici delillendirmeler gerekli. Ve maalesef günümüz varoluşçuları, “minnet duygusu”nun izini takip etmediklerinden bu fırsatı ıskalıyorlar. Öncelikle varolduğumuz için şükür etmek lazım geldiğini; Yaratıcımızın ve bebekliğimizde bize bakım verenlerin önemini göremiyorlar.
Minnet duygusunun bireysel psikolojimizdeki belirleyici yerini daha sonra ele alalım ama yazımızı onun toplumsal hayatımızda da çok önemli olduğunu söyleyerek bitirelim. Mesela şükür, vatana ihanet, hainlik, nankörlük ve hayırlı evlat olup olmamak, toplumsal yargının kilit taşlarıdır. “İçtiğin her yudum suya, yediğin yemeğe, aldığın nefese şükredeceksin!” “Vatana ihanet etmeyeceksin!”, “Anana babana hayırlı evlat olacaksın!”, “Nankörlük etmeyeceksin”, “Yemek yediğin sofraya hainlik etmeyeceksin!”… Bunlar, toplumsal davranışı yoluna koyan, bebeklikten itibaren kulağımıza yerleştirilmiş ve doğrudan doğruya minnetle ilgili değer küpelerimiz...

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.