Yazarlar Bizim evdeki mısır patlatma makinesini kim patlattı?

Bizim evdeki mısır patlatma makinesini kim ‘patlattı’?

Ersin Çelik
Ersin Çelik Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Evde bir mısır patlatma makinesi var. Aslında makine demek bile zor. Alttan ısıtmalı teflon tabanlı, tencere ve tava arasında bir cihaz işte. Üzerine konulan mısırları sıcak zeminde yavaş yavaş çeviren bir mekanizması olan, derin kapaklı küçük bir mutfak gereci diyelim. Üç yıl önce bugünün üç kuruşu denilecek bir paraya aldık. Yüzde yüz yerli. Geçen gün genellikle kitap aldığım e-ticaret sitesinden eski siparişlerime bakasım tuttu ve karşıma bu mısır patlatma makinesi çıktı. Şubat 2019’da vermişim siparişi ve 197 TL ödemişim. Üç yılda ne kadar olmuş fiyatı diye merak ettim ve direkt ürünün linkine tıkladım. Bin 890 TL yazıyordu. Yok yok yanlış okumadınız, ben de rakamı yanlış yazmadım. Aldığım e-ticaret sitesinde üç tedarikçi satıyor bu aleti ve diğer iki satıcı bin 999 TL yazmışlar. Yani 2 bin lira. Peki bu basit mutfak aleti ne oldu da üç yılda tam on katı zamlandı?
Dedim ya Türk malı. Yani ithal ürün değil. Bu arada iki bin TL’ye satışa konulan makineyi inceledim. Belki değişmiştir, özellik eklemişlerdir falan. Ne tasarım ne de teknolojik olarak hiçbir güncelleme yapılmamış. Bir ya da iki üst modeli değil. Evdekinin aynısı. Üç yılda elbette çok şey değişti. Her şey zamlandı. Fakat basit bir ürünün fiyatını on misli katlaması nasıl olur? Aynı ürünün başka e-ticaret sitelerindeki satış fiyatlarına bakındım bu sefer. İnanılmaz bir makas açıklığı var. Bir sitede bin 200 lira, başka sitede 900 liraya satışa konmuş. Biraz daha arama yapınca 450 TL’ye de buldum. Aynı marka bir cihaz, aynı model, sıfır ve aynı garanti şartlarına sahipken bir yerde 2 bin liraya başka bir yerde 450 liraya satılıyor. Tam bin 650 TL fark var.

Peki bu nasıl oluyor? Benzer sonuçları birçok farklı sektörde görmek mümkün. Geçen gün gazeteci arkadaşım Cüneyt Polat arabasını servise götürdüğünü ve 4 bin 700 lira ödediğini, aynı markanın başka bir şubesinden biriyle konuştuğunda aynı işlemler için 3 bin 200 fiyat verdiklerini yazdı. Arada bin 500 lira fark var. Neye göre oluşuyor bu fark? Son dönemde birçok sohbette gündemi bunun gibi konular oluşturuyor. Oransız, kontrolsüz ve insafsızca artan ev kiraları, kiracıların yüreğini ağzına getiriyor. Ev sahipleri yüzde yüzü aşan zamları neye göre hesaplayıp dayatıyor mesela? Son üç yıldır; yasal oran olan Tüketici Fiyat Endeksi’ne göre zam yapan ev sahibi var mı diye sormak lazım aslında.

Serbest piyasa ekonomisi sınırsız zam yapma olanağı mı sağlıyor? Böyle, kafasına göre fiyat belirleme, tutturabildiğine satma özgürlüğü olabilir mi! Ticaret Bakanlığı böyle durumları tespit edip, takip ediyor mudur? Ev sahipleri, emlakçılar, galericiler ceza aldı mı hiç mesela? E-ticaret sitelerinde, raflarda, ev kiralarında, araba satışlarında gördüğümüz astronomik zamların ucu nereye varacak diye soruyoruz ama bir yanıt, yaptırım, uygulama, ceza kesmeye şahit olamadık.
Son bir detay. E-ticaret sitelerindeki zamları satıcılar kafalarına göre yapmıyorlarmış. Aslında neye ne kadar zam yapmaya kafa yormalarına gerek kalmamış. Bu işlere kafa yoran bir arkadaşımdan aktarıyorum; “Arz-talep dengesini artık yapay zeka belirliyor. Bir ürüne ilgi varsa ve bu Google ve e-ticaret sitelerinin aramalarına yansıyor. Sonuçlar hızlıca analiz edilip gerekli yerlerle, mesela satıcılarla paylaşılıyor. Onlar da hemen fiyat politikasını değiştiriyor. Bu veriler semtlere olan ilgiyi de ölçüyor. Kiralar hemen değişiyor. İnsanlar konut projesine dair arama yaparken; gösterilen ilgiye göre fiyatlar değişiyor. Araba fiyatlarını da malum internet sitesi belirliyor. Satıcılar bile koydukları fiyata inanmıyorlar. Fiyatlar böyle böyle patlıyor.”

Vay be! Yapay zekâ artık hangi kıyafeti giyineceğimize, hangi kitabı okuyup, filmi izleyeceğimize ve akşam yemeğinde hangi restorandan sipariş vereceğimize karar vermiyor. Neyi kaç paraya alacağımızı da belirliyor. Satıcının canına minnet.

Ha serbest piyasa ekonomisi ha yapay zeka ekonomisi.

Yüreğimizi dağladınız be gençler

Ben bu yazıyı kaleme alırken kara haber düştü önüme. Dört genç, dört fidan, dört dertli delikanlı Bursa yolundaki trafik kazasında can verdi. İstanbul Genç İHH Başkanı Kaan Talip Tığlı, İstanbul Lise Başkanı Murat Can Kaya ve Baykar mühendislerinden, AKINCI’nın gelişmesinde rolü olan Tarık Kesekci ve Yedi Hilal’in Teknoloji Takımı Sorumlusu Yusuf Taha Göktaş… Henüz yirmili yaşlarındaki bu dört vatan evladı, lise öğrencilerine teknoloji dersleri vermek için İstanbul’dan Bursa’ya gidiyordu. Bir cumartesi sabahı, hafta sonu tatillerinden fedakârlık yapmışlardı. Yeni BAYKAR mühendisleri, yeni teknoloji takımı liderleri yetişsin idealiyle Bursa yoluna düşmüşlerdi. Öğrendiğimiz kadarıyla bir TIR’a arkadan çarpmışlar. Dört kardeşimiz de ön tarafı tamamen dağılan araçtan sağ çıkamadı. Ne emniyet kemeri ne hava yastığı ne de arkada oturmak bir güvenlik önlemi olmamış. Geçtiğimiz haftalarda da TUSAŞ’ın Pazarlama Müdürü Serdar Demir Ankara yolunda geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Açıkçası kafam karışık biraz. Soru işaretleri elbette var. Lakin otomobiller de kâğıt gibi. Fakat böylesine kritik görevlerde bulunmuş, yetişmiş, fedakar vatan evlatlarını trafik kazalarında kurban vermek acılara acı ekliyor. Allah ailelerine sabırlar yağdırsın, mekanları cennet olsun.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.