Devlet aklı beka sorununda devrede mi

04:003/07/2016, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Hasan Öztürk

“Dostlarımızın sayısını çoğaltıp, düşmanlarımızınkini azaltacağız”
cümlesi sadece siyasal aklın bir ürünü müdür? Yoksa ortak akıl devreye girmiş ve bu cümle üzerinden hızlı bir dış politika atağına mı kalkılmıştır?


Uçak krizi yüzünden Rusya ile bozulan ilişkiler,

“kusura bakmasınlar”

cümlesi ile normalleşiyor. İsrail ile Mavi Marmara katliamından sonra kesilen ilişkiler, “

Leyla Hanım

” Gazze'ye yola çıkartılarak yeniden kuruluyor.



Mısır ile dışişleri nezdinde dirsek teması sağlandı. Dahası da gelecek görünüyor.



Türkiye'de eğer bir

“devlet birikimi”

varsa ki olduğunu düşünüyorum, bu dönemde o birikim devreye girmiş görünüyor.



Türkiye'nin

“devlet aklı”

diye bir aklı varsa ki olduğuna inanıyorum, bu dönemde o akıl

“ideolojileri bir kenara bırakıp”

devreye girmiş görünüyor. (Tıpkı bir dönem önce Avrupa Birliği perspektifinde girdiği gibi.)



Yoksa,

ne Rusya ile ne İsrail ile ne de Mısır ile belli ideolojik kalıplar üzerinden yürütülen tartışmada normalleşme sağlanması mümkün olamazdı.


Bu cümlemden şu çıkmasın: Duruşu olmayan, iddiası olmayan “gelene ağam, gidene paşam” diyen bir tutumsuzluk. Kastım bu değil elbette.



Şudur kast ettiğim: Bir imparatorluk bakiyesi olarak kurulan Türkiye'nin devlet aklı hala bir imparatorluk gibi çalışmaktadır. Yani hem içeride hem dışarıda tek bir “düşünce”ye ya da “ideoloji”ye endeksli bir duruş sergilememektir asıl olan.



Nasıl ki imparatorluk döneminde, tebaası arasında adalet için bir perspektif geliştirmişse, nasıl ki dostları ve düşmanları arasında aynı “dinden” dahi devletler, milletler olmuşsa, bugün de o perspektif geçerlidir.



Devlet aklı bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dili ve söylemi ile hayat buluyor. O yüzden yapılan

“alan açma”

ve manevralar ideolojik kamplar tarafından ya yadırganıyor ya anlaşılamıyor.



Oysa olan çok yalın

: Devlet birikimi veya aklı özellikle güvenlik politikalarında ve beka meselesinde devrededir.


(Uzun bir parantez olarak Kemalizm o aklı kuşatmıştı. Ama Kemalizm'e teslim olmayacağının işaretini çoğu kere vermişti Kıbrıs Barış Harekatı gibi… Yine Paralel Yapı'nın sızmalarıyla o aklın “iğdiş edilme”sine karşı konulan direnci görmezden gelemez kimse. 1000 yıl süreceği söylenen 28 Şubat'ın en önemli meselelerinden birisi İsrail'in gölgesini Türkiye'nin üzerine düşürmekti. Sonra neler oldu bir hatırlayın.)



Son dönemde siyasal akıl ile bürokrasinin uyumunun göstergesi de devlet birikiminin devrede olduğunun işareti sayılabilir.



Türkiye, kendisine yönelik tehdidin farkındadır

. Bu tehdit bölünme ve parçalanmadır. Ve devlet tüm unsurlarıyla bunun farkındadır.



Dış politika manevraları da, içerideki tahkimatta bu yüzdendir.



Sizce de öyle değil mi?



Yitiğini bulduğunda memleket yerinde kalacak mı

Dışarıdan baksan bir kere Türkiye'ye, o zaman İslam coğrafyası için ne ifade ediyor anlayacaksın ama…



Bir kez olsun, çıksan dışarıdan baksan memlekete… Oradan nasıl göründüğünü bir kez de sen görsen gönül gözünle, Türkiye neyi ifade ediyor anlayacaksın ama…



Ama sen, o gönül gözünü çoktan köreltmişsin. Dışarda kalmışların Türkiye'ye bakışını bilecek bilinci de çoktan yitirmişsin!



“Yitirmişsin”

diyorum, zira bir vakte kadar o bilinç sende idi.



***


Bilincini yitirmeden evvel, çıkış yolları ararken memleketin haklarını gözetmeyi bilirdin. Sonra bir şey oldu, bilincini yitirdin.



O bir şeyi şimdilik geçiyorum.



Bilincini yitirdikten sonra, atana da, toprağına da…



Zaman zaman kendine de yabancılaştın.



Bilincini yitirdiğinde memleket sevdandan vazgeçip, horlanmaya razı oldun.



Yitirdiğini yeniden bulma çabasına hiç girmesen de…



Bir gün bir köşeyi dönerken onunla karşılaştığında…



İşte o anda, “eyvah” dediğinde iş işten geçmiş olmasın isterim.



İsterim ki o “yitiğini” bulduğunda, memleket hala memleket olarak kalıyor olsun.


#Gazze
#İdeoloji
#Kemalizm