Bir önceki yazıda“Kentsel dönüşüm fikrinin depreme dayanıksız yapı stoklarının yerine depreme dayanıklı yapılar inşa etmek için”ortaya çıktığını ancak“tamahkar müteahhitlerle onlara göz yuman belediyeler nedeniyle büyük bir rant kapısına dönüştüğünü”yazmıştım.Bir büyük müteahhit arkadaşımız arayıp şöyle dedi, “Tamahkarlığı kabul etmiyorum” dedim ki “Zaten sizi o kategoriye koymuyorum.”Şunu hatırlattı haklı olarak,“Tamahkarlık sadece müteahhitlerde mi var? Asıl tamahkarlar arsa sahibi, mülk sahibi
Bir önceki yazıda
“Kentsel dönüşüm fikrinin depreme dayanıksız yapı stoklarının yerine depreme dayanıklı yapılar inşa etmek için”
ortaya çıktığını ancak
“tamahkar müteahhitlerle onlara göz yuman belediyeler nedeniyle büyük bir rant kapısına dönüştüğünü”
yazmıştım.
Bir büyük müteahhit arkadaşımız arayıp şöyle dedi, “Tamahkarlığı kabul etmiyorum” dedim ki “Zaten sizi o kategoriye koymuyorum.”
Şunu hatırlattı haklı olarak,
“Tamahkarlık sadece müteahhitlerde mi var? Asıl tamahkarlar arsa sahibi, mülk sahibi olanlar. Hakkının çok üzerinde talepleri oluyor. Ne yazık ki kentsel dönüşüm şu anda istenildiği gibi yürümüyor.
”
Gerçekten de kentsel dönüşüm adı altında aslında depreme dayanıksız yapı stoklarımızı, depreme dayanıklı yapılar haline getirmek için geliştirilen projede en çok tamahkarlık yapanların, kendi çaplarınca “
” beklentisi içindeki “
arsa sahibi, mülk sahibi, hatta bazı yerlerde hazine arazisine çökmüşlerin” olduğunu görüyoruz.
Bir önceki yazıda bu faslı atlamışım. Kusurluyum.
Bir de
bazı belediyeler var ki emsalleri artırmakta birbiriyle yarışıyorlar. Emsalleri artırıp, müteahhitlerin iştahını kabartıyorlar. Sonra da ortaya “modern yaşam alanları” yerine vahşi yapılaşmalar çıkıyor.
İstanbul’un yapılaşmaya açılan bazı kenar semtlerine bakmak bunun görmek için yeterli sanırım.
O zaman bir düzeltme ve bir hatırlatma ile bu konuyu şimdilik bitirelim.
Kentsel dönüşüm, tamahkar müteahhit ve daha da tamahkar mal sahiplerinin rant ihtirasıyla onlara göz yuman, hatta onları teşvik eden belediyeler yüzünden depreme dayanıklı yapı stokları üretmekten çok rant kapısına dönüşmüştür.
Yaşanması zor vahşi bir şehir haline gelen İstanbul’da belediyelerin teşvikine, tamahkarların tamahkarlığına rağmen hala bir ümit taşımak istiyorsak, merkezi yönetimin çok caydırıcı tedbirler alması elzemdir.
Büyük İstanbul depremi kapımızı çalmadan, yapabileceklerimizi ertelememek için...
Yeri geldikçe bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz.
Batı’nın rahatsız olacağı meseleler daha çok olacak
16 Nisan 2017 referandum sürecini ne çabuk unuttuk. O süreçte, “hayır çephesi”nin Türkiye içindeki ana aktörleri CHP, HDP, FETÖ’ydu... Ancak, doğrudan Almanya, Belçika, Fransa, Amerika da Türkiye’nin iç işlerine burnunu sokup “hayır cephesi” lehine kampanya yürütmemiş miydi?
Alman medyasına, Hollanda ya da Belçika medyasına baktığınızda çıkan haberler “Hayır çephesi”nin nasıl tahkim edildiğinin açık göstergesiydi.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na yasak konduğu, hükümetinin bakanlarının uçaklarına iniş izni verilmediği, bir kadın bakanımızın sınır dışı edildiği günleri unuttuk mu?
Hollanda hükümeti ve muhalefet 16 Nisan referandumunu kendi seçim propagandalarına malzeme yapmadı mı?
Bugün aynı taktiği Almanya uygulamıyor mu? Yakın gelecekte Almanya’da seçimler var ve Merkel, Türkiye düşmanlığı üzerinden seçimleri kazanmaya çalışıyor. En son gümrük birliği ile ilgili sözlerinin arkasında yatan gerçek “sağ” seçmene (ırkçı, faşitlere mi deseydim) göz kırpmak değil mi?
Sayın Erdoğan’ın “Türk vatandaşları sandıkta gereken cevabı verecektir” açıklamasından sonra Merkel’in “İçişlerimize karşılıyor” feveranını anlamaksa ne mümkün!
Zira Türkiye’nin içişlerine, dışişlerine hatta medyasına, sivi toplumuna dahi müdahale etme cüretini kendinizde göreceksiniz. Ve her fırsatta müdahil olacaksınız. Bizse size Cumhurbaşkanı'nın dilinden bir eleştiri ve uyarıda bulunacağız ve siz rahatsız olacaksınız.
Ya eşit şartlarda, eşit seviyede ilişki geliştireceğiz.
Ya da anladığınız dilden...
Daha çook rahatsız olacaksınız böyle giderse...
#Kentsel Dönüşüm
#Avrupa
#Batı