Millet iradesine kurumlar eliyle kurulan ipotekten kurtulmak

04:0013/01/2017, Cuma
G: 17/09/2019, Salı
Yeni Şafak Haberlerini Daha Sık Gör: Tıkla ve Google'da Favorilere Ekle!
Hasan Öztürk

Millet egemenliğini kurumlar eliyle ihdas eden 61 Anayasası
tam da CHP'nin aldığı pozisyon ve
“iktidar alanını”
koruma içgüdüsünün kaynağıdır.


82 Anayasası ile “kurumlar”a biri daha ilave edildi;

cumhurbaşkanlığı makamı!


82 Anayasası ile cumhurbaşkanlığı makamı, “denge-denetleme” diye ambalajlanan ve fakat “millet iradesine güvensizliği” kurumsallaştıran bir sistemi daha da katılaştırmıştı.


Cumhurbaşkanı, olağanüstü yetkilerle donatılmıştı.



KURUMLAR ELİYLE İHDAS EDİLEN VESAYET


61 Anayasası'nın yapıcılarından olan

Profesör Mümtaz Soysal

,

“Bu anayasa özgürlükçü ve erkler ayrılığını düzenleyen bir anayasa olarak millete bol gelmiştir”

diyen cümleleri sadece yazdığı kitaplarda değil verdiği derslerde de sıkça kullanmıştı.



Oysa gördük ki

“Anayasa Mahkemesi”

nin kurulması ile Meclis yani

“milli irade”
yüksek yargının kontrolüne (denetimine demiyorum) geçmiştir.
Yine yürütmenin yani hükümetin tüm yapıp ettikleri Danıştay'ın denetimine verilerek yürütme erki yargının insafına bırakılmıştır.


Yani ki 61 Anayasası ile ihdas edilen ve görev tanımları değişen yüksek yargı organları maharetiyle

“Milletin iradesi ipotek altına alınmıştır.”


Kılıf olarak da “özgürlükçü, erkler ayrılığının güçlendiği” iddiası uydurulmuştur

.



(Bugünlerde 'Milletten niye gizliyorsunuz' diye haksız eleştiriler yapanlara bir hatırlatma: 61 Anayasası'nın yüksek yargıya verdiği yetkiler hangi demokratik ülkede var ve erkler ayrılığı prensibi 61 Anayasası'nda nasıl jüristokrasiye dönüşmüştür hiç bu konuda millete bir şey söylediniz mi?)



Biz

61 Anayasası'nı bu yüzden, “millete bol gelen” değil bizzat “millete güvenmeyen” ve iradesini ipotek altına alan “vesayet düzeninin” yasal zemini olarak

görüyoruz.



Hal böyleyken, bir de

82 Anayasası ile cumhurbaşkanlığı makamına olağanüstü yetkiler verildi.


Böylece sadece yargı eliyle değil, cumhurbaşkanlığı makamı ile de “millet iradesi” ipotek altına alınmış oldu.



Yani siz bugün erkler ayrılığı, çek-balans, denetleme filan diye başladığınızda cümleye; insanın hayretten isyan edesi geliyor!



YÜRÜTME VE YASAMAYI TESLİM ALAN YARGI VE CUMHURBAŞKANLIĞI


Yargının ve cumhurbaşkanlığı makamının yasamanın ve yürütmenin alanını nasıl sabote ettiğine ya da nasıl iki erki de cendereye aldığına işaret

eden birkaç örneği hatırlatayım da tam olsun:



1-

Anayasa Mahkemesi

, bu memlekette milletin oyuyla birinci çıkmış

partileri kapattı

. İktidar partisini, “laiklik karşıtı odak” ilan etti. (Refah, Fazilet kapatıldı. Ak Parti ise kapanmaktan 1 üyenin oyu ile kurtuldu.)



2 - 2007 yılında bir eski Yargıtay başsavcısının ortaya attığı

“376” garabetini, Anayasa Mahkemesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne dayatmadı mı?

(Ki o kriz yüzden daha sonra yapılan referandum ile cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilmesi kabul edildi.)



3 - 28 Şubat sürecinde,

milletin oyları hiçe sayıldı

. Parti genel başkanlarından hiçbirine hükümet kurma görevini vermeyen

dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel DYP milletvekili Yalım Erez'e hükümet kurma görevi verdi!


4-

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, hükümetin başı Başbakan Bülent Ecevit'e anayasa kitapçığı fırlattı.

“Devlet krizi”, ekonomik krize dönüştü. Tarihin en zor günlerini geçiren memlekete

Kemal Derviş gibi bir müstemleke valisi atandı!


5-

Danıştay'ın 2015'in Ekim ayında

Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile ilgili verdiği karar sonrası, bazıları “3'ncü köprü artık iki beton kuleden ibaret”

diye haber yaptı.



Millet egemenliği, ne temsilcileri ne de doğrudan bizatihi millet eliyle değil, kurumlar ve o kurumlara “atananlar” eliyle sağlandı buna da “özgürlükçü” anayasa kılıfı giydirildi.



Yetinilmedi, 82 Anayasası ile bu kez cumhurbaşkanlığı makamı ile bir vesayet odağı daha oluşturuldu.



Bütün bunları biliyoruz. Ve bu düzeni değiştirmek için milletin vekilleri bir şey yapıyor.



Bütün bu sıkıntıların aşılması için milletin yegane temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yeni bir sistem için anayasa değişikliği yapmaya çalışıyoruz.



CHP'nin yeni sisteme eleştirisinden çok oylamayı etkilemeye dönük provokatif söylem ve eylemleriyle karşı karşıyayız.


Sonuç olarak,

CHP siyaseten iktidar olamayacağını biliyor. Lakin kurumlar eliyle ihdas edilen düzenin neredeyse yegane sahibi durumunda.

Kendi iktidar alanını bırakmamak için canhıraş saldırıyor… Millete de yalan söyleyerek.



Toparlayalım…



SURETİ HAKTAN GÖRÜNEN SİNSİ ÇAKALLAR


Yeni sistemin ismi Cumhurbaşkanlığı Sistemi. Yapılmak istenen

“güçlü bir yürütme”

oluşturabilmek. Fiili durumu yasal hale getirmek.



Vahibi Ümmi ne diyor, “Erenlerin sözü haktır/ Çatal kazık girmez yere”


Bu sözün gereği yerine getiriliyor. Yürütmedeki çift başlılık ortadan kaldırılıyor. Diğerlerinin tamamı teferruat.



Ha bir de

“Hükümete yakın”

diye

pazarlanan bazı araştırma şirketleri

nin

“milletin konudan haberi yok”

diye sunduğu palavraya sığınıp saydıran “sureti haktan görünen” zavallılar var ki.. Onlara sadece şu söylemek gerekiyor

,

“Eski sevgili kıskançlığını bırakın da gerçek yüzünüzü gösterin. Düşmanlığınızı yekten cepheden yapın da ne mal olduğunuzu herkes görsün. Perdenin arkasından, ateş etmeye devam ettikçe daha çok mide bulandırıyorsunuz.!”



Unutmadan, sahi o şirketin başındaki zatı muhterem, 1 Kasım seçimleri öncesi, “

Seçime gitmeye ne hacet, sonuç 7 Haziran'daki gibi çıkacak”

diye manipülasyon yaptığında da bu tayfa aynı nakaratları söylemiyor muydu?


#61 Anayasası
#Vahibi Ümmi
#CHP
#Anayasa değişikliği