Yazarlar Ramazanda dünyevileşmeyi tartışmak ya da müşrik bir toplum ahlaklı bir topluma dönüşebildiyse

Ramazan’da dünyevileşmeyi tartışmak ya da müşrik bir toplum ahlaklı bir topluma dönüşebildiyse…

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk Gazete Yazarı

Nasipse bayrama bir hafta kaldı. Ramazan’ın son haftasına geldiğimizde biz orucu değil oruç bizi tutar oldu. Efendimiz (as) Ramazan’ın son günlerinde itikafa girer ve O’nunla (cc) baş başa kalırmış. İnsanın iç yolculuğunda, manevi dünyasında önemli günler bugünler…

Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim ve siyer okumaya çalışıyorum. Bu yıl Martin Lings’in Hazreti Muhammet’in Hayatı isimli o kitabını bir kez daha okudum.

ÇOCUĞUNU DİRİ DİRİ TOPRAĞA GÖMEN TOPLUMDAN AHLAKLI BİR TOPLUM OLUŞABİLMİŞSE…

Roman kıvamındaki kitaptan bir kez daha öğrendim ki Hazreti Muhammet (as) hepimiz gibi bir insandı. Ve fakat bir Resul olarak dünyevileşmiş Arap toplumunu vahyin öncülüğünde adaletli, hakkaniyetli, müşfik ve dindar bir toplum olarak yeniden inşa etti.

Kitabı bitirdiğimde bir kez daha anladım ki Hazreti Peygamber’in (as) Mekke müşriklerine gönderilmesi bile başlı başına Allah’ın (cc) bir mucizesidir. Çünkü, müşrik bir toplum, mümin oldu. Çünkü çocuklarını diri diri toprağa gömen, helvadan yaptığı puta tapıp sonra onu yiyen bir toplum, Allah’ın (cc) uluhiyetine teslim oldu, ahlaklı bir topluma dönüştü.

***

Ramazan gecelerinde “Sekülerleşme, deizim, yozlaşma ve ahlak erozyonu” konusunda da düşünme fırsatı buldum.

Sorular ve cevaplar arasında gidip gelirken, önceki gün elime kapak konusu, “Yeni Sekülerlik” olan Lacivert dergisinin son sayısı geçti.

Kendimce cevaplar bulmaya çalıştığım sorular uzmanlarına sorulmuş ve cevaplar alınmış.

Çok değerli akademisyenlerin katkı verdiği derginin bu ayki sayısında “Yeni nesil Mehdi’yi beklemek istemiyor” başlığıyla Prof.Dr. Ali Köse hocayla yapılan bir söyleşi de var.

Bazı bölümlerini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

“BAZI DİNİ GRUPLAR SEKÜLERLİĞE HİZMET EDİYOR”

“Modern dönemde dünyayı reddeden dini grup pek kalmadı” diye söze başlayan Ali Hoca, Sosyolog Berger’in Uzak Doğu’da bir Zen manastırında internet olduğunu görünce çok şaşırdığını da naklederek, dinin yaşadığımız çağdaki ana sorununa işaret etmekle meseleye giriş yapmış.

Ali Hoca, “Türkiye ‘çağdaşlıkla muhafazakarlığı, modernlikle dindarlığı’ buluşturan bir yolu tercih etmiş gözüküyor” diyor. “Ancak” diye şerhini düşerek, “Son yıllarda dine önem veren, dini daha görünür kılmak isteyen iyi niyetli iktidarın oluşturduğu din atmosferinin cezbesine kapılarak İslam’a Hıristiyanlığın Orta Çağı’nı yaşatmak isteyen bir kitle türedi” diye uyarıda bulunuyor.

Bazı dini çevrelerinin sekülerliğe hizmet ettiğini belirten Ali Hoca bu konuda şunları söylüyor, “Bunlar, sanki din insanoğluna dünyayı zehir etmek için varmış gibi va’zu nasihatta bulunuyorlar. Din sanki bu çağa ait bir olgu olamazmış gibi söylemler üretiyorlar. (…) İslam’ı bir getto dinine dönüştürmek istiyorlar. İşte tam da bu noktada farkında olmadan sekülerleşmeye hizmet ediyorlar. Dini korumaya çalışırken aslında onu sekülerleşmenin kucağına atıyorlar. (…) modernitenin değirmenine su taşıyorlar. Dahası Türk aklını Araplaştırmanın peşindeler.”

Profesör Ali Köse, dini geçmişin dehlizlerine hapsetmek isteyenlerin varlığından söz ediyor ve ekliyor: “(Dinin) anıt mezarını dikmek istiyorlar. Tabii bunu yaparken de mensuplarına akıllarını kiraya vermelerini, iradelerini teslim etmelerini şart koşuyorlar.”

“Din hakkında oluşan kötü algı konusunda ne düşünüyorsunuz” diye sorulduğunda da şunları söylüyor:

“(…) Varlığın tüm alanlarını metalaştıran bir görüş hakim oldu dünyaya. Din de bundan nasibini aldı. ‘Din marketi’ denilen bir pazar oluştu ve bu pazarda kendilerini dinin sahibi olarak görenler dine meta muamelesi yaptılar. Bu da dinin ruhaniyetine, kutsiyetine, maneviyatına halel getirdi. (…) Artık cami kürsülerinin yerini medya vaizliği, piyasa hocalığı, internet videoları aldı.”

Sekülerleşme karşısında dindarların halini, mağarada uyuyan “Ashap-ı Kehf’in haline benzeten Ali Köse şöyle söylüyor,

“Gerek hayat ilimlerinden gerekse tabiat bilimlerinden ayırdığımız bir din tasavvuru var zihnimizde. Bunun adını belki ‘büyük kopuş’ koyabiliriz. Sükülerleşme ideolojisinin istediği de bu kopuş idi zaten… Biz de buna rıza gösterdik.”

“YENİ NESİL DİNDARLAR TEHLİKENİN FARKINDA”

Sekülerleşmenin din tüccarları yüzünden zemin bulduğunu belirten Profesör Ali Köse, yeni nesil dindarlığı da şu sözlerle anlatıyor:

“(…) İnsanoğlu için yeryüzündeki en tehlikeli şey birilerinin öteler alemini kutsallık adına okuması ve ötekiler hakkında hüküm verme yetkisine sahip olduğunu düşünmesi, cennetin ve cehennemin anahtarının kendi elinde olduğuna inanmasıdır. Yeni nesil dindarlık bu tehlikenin farkında… Yeni nesil artık anahtarların el değişmesi gerektiğini düşünüyor ve artık Mehdi’yi beklemek istemiyor…

Neden deizm gündemimizde, ya da neden sekülerleşmeden söz ediyoruz diye düşünürken Ali Köse ile yapılan söyleşiden çok istifade ettim.

Dindarların, en azından bazılarının ve din adamlarının yine en azından bazılarının sekülerleşmeye ister istemez büyük katkı sağladığını anladım.

Ramazan’ın bu son haftasında, manevi iklimin güçlü olduğu bugünlerde, modern dünyada din ve dindarlığı yeniden tartışmak hem bize hem gelecek nesillerimize bir katkı verir diye düşünüyorum.

Ne dersiniz?

Not: Söyleşinin tamamını Lacivert’in Mayıs 2021 sayısında bulabilirsiniz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.