
Biliyoruz...
O el yapımı patlayıcılar
tarafından yapılmıyor.
Artık biliyoruz.
Tonlarca bombayı bir düzenekle bir araca koyanlar öyle sıradan teröristler değil.
Biliyoruz…
Emperyal devletlerin
bunlar.
Kan akıtarak, insan öldürerek, ibadethaneleri, binaları, işyerlerini havaya uçurarak…
Dahası, Müslüman'ı Müslüman'a kırdırarak…
Nizam vereceklermiş coğrafyamıza..!
***
Bir bakıyorsunuz, Diyarbakır'da bombalı araç patlatıyorlar. Bir bakıyorsunuz Nusaybin'de tencerenin içine bombalı tuzak döşüyorlar. Bir bakıyorsunuz, Suriye'nin bilmem ne kasabasında pusu kuruyorlar. Bir bakıyorsunuz, Irak'ın bilmem ne şehrinde eylem koyuyorlar…
Sünnilerin camiine, Şiilerin türbelerine ateş düşürüyorlar…
Sıradan terör örgütleri ve sıradan teröristlerin ötesinde, profesyonel servis elemanları, bunlar.
Bize saldırıyorlar… “Biz” dedimse bu coğrafyanın tüm yerlilerine. Hepimize yani…
Çünkü, 100 yıllık parantezi kapatmamızı istemiyorlar. Şu halimizden bile rahatsız oluyorlar. Daha da bölüp, aramıza soktukları nifakla sınırlarımıza sınır katmak istiyorlar.
***
12 Şubat 2016'da Cizre'de bir binanın bodrum katında gizlenen teröristler için günlerce mekik dokudu bazıları. Bazıları o bodrumda sivillerin olduğunu öne sürdü. Yine bir iddiaya göre, “yabancı servis elemanları”ndan bazıları o bodrumdaydı ve yurt dışına çıkma garantisi verilerek ambulanslarla tahliye bekliyorlardı.
Sonuç malum, devlet gereğini yaptı!
Bu örnekten onlarcası sınırımızın hemen öbür tarafından yaşanıyor.
Bu merkezi iyi biliyoruz
Aynı merkezler bugünlerde bazen üstü kapalı bazen üstü açık tehditlerle üzerimize geliyor…
Yetinmiyorlar, teröristlere, terörü övenlere, alenen Türkiye'yi tehdit edenlere kol kanat geriyorlar. Bir yanda düşmanlarımıza dostluk ediyorlar, öbür yandan bize “ölçü” ayarı vermeye kalkışıyorlar.
El yapımı patlayıcıları şehirlerimize kadar sokanlar da, sınırlarımızı değiştirmek için terör örgütleri üzerinden üzerimize çullananlar da yetinmeyip hala bize “AB kriteri, demokrasi, insan hakları” diye ayar vermeye kalkanlar da bunlar.
Artık biliyoruz..!
Görüyoruz… Bize maşalarınızla saldırıyordunuz belki yakında alenen saldıracaksınız. Zira maskeleriniz düştü, maşalarınız ellerinizde patladı. Kirli yüzleriniz alenileşti.
Bize düşen, sizinle 100 yıl önce başlayan hesaplaşmamızda parantezi kapatmaktır.
Almanya'nın yumuşak karnına aparkat vurmak bize haktır. Zira, dostumuz görünüp Türkiye aleyhtarı ne kadar kuruluş, örgüt, eleman varsa kol kanat geriyor. Şehirlerinde Türkiye karşıtı gösterilere müsaade ediyor. Türkleri sokaklarında taciz eden, tartaklayan, tehdit edenlere karşı harekete geçmiyor. Can Dündar gibi personellerine kalkan oluyor.
O halde, bize düşen Almanya'nın karın boşluğuna bir aparkat vurmaktır.
Karaciğer rahatsızlığı çektiğini bildiğimiz Almanya'nın yumuşak bölgesine inecek bir ağır yumruğu beklemekteyiz.
Etrafımızı saran ateşin birinci müsebbibi Clinton gibilerdi biliyoruz. Clinton kafası her ne kadar Demokrat Partili olsa da tam bir neo-con kafaydı ve terör örgütleri üzerinden bölgemizi ateş topuna çevirmişti.
Clinton kafası, Amerikan yüzyılının devamını Ortadoğu'yu tekrar şekillendirmekte bulmuştu. Arap Baharı'nın yönü o yüzden başka bir tarafa evrilmişti. Kaddafi'nin Libyası, Saddam'ın Irak'ı parçalandı. Yetinmeyip Suriye'ye, Türkiye'ye yöneldiler.
Türkiye'de de yeterince dostu vardı Clinton'ın. Dünden beri, karalar bağladılar.
Amerika'da kimin kazandığından çok kimin kaybettiği beni ilgilendiriyor. Clinton kaybetti. Yani coğrafyamızı daha da yaşanmaz hale getirmeyi düşünen kaybetti. Yani FETÖ terör örgütünün para akıttığı eleman kaybetti. Yani 10 Kasım'da seçim zaferini kutlayacak Clinton'un Türkiye'ye vereceği uyarı ile serbest kalacaklarını sanan FETÖ'cülerin ablası kaybetti. Amerikan hegemonyasının medya ayağı kaybetti. Hollywood kaybetti. Tröstler, algı yöneticileri kaybetti.
Kazananın önemi yok!
Kaybedenin kaybetmiş olmasıyla ilgiliyim ben.
Ne güzel oldu…
Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonu'nda şöyle bir cümle kurmuş:
“2005 yılında Hilmi Özkök, bir asker müsteşar yardımcısı ile 50 albay vermek istedi. Biz kabul etmedik. Siyasi iktidar da kabul etmedi.” Hatırlayın Hilmi Özkök de aynı komisyona, “Biz 2004'te hükümeti uyardık. Gereğini yapmadı” demişti.
Şimdi soru şu: 2004'te hükümeti uyardığını söyleyen Hilmi Özkök'ün MİT müsteşar yardımcılığına önerdiği asker ile 50 albay şu anda nerede?
10 Kasım'da gazetelerin neredeyse tamamının arka sayfasında Koç Holding'in bir ilanı vardı. Cümle şu: “Bazı borçlar vardır. Ödeyemezsin.”
Mustafa Kemal Atatürk'ü ölüm yıl dönümünde tazim ile anmak için verilmiş bir reklamda kurulmuş cümle…
Çok anlamlı.
Gerçekten de ödeyemeyeceğimiz borçlarımız vardır. Ne yapsak ne etsek o borçlar ödenemez. Hiçbir maddi karşılık borcumuzu ödemeye yetmez.
Tıpkı, İstiklal Mücadelesi veren ceddimize ödeyemeyeceğimiz borcumuz gibi…Tıpkı 15 Temmuz gecesi 2'nci İstiklal Mücadelesi veren şehitlerimize borcumuzu ödeyemeyeceğimiz gibi…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.