“Arıburnunda tabur imamımız şehit edilince asker sanki diyanet konusunda çobansız bir sürü haline geliverdi. Ordugâhta ezan okunmaz, asker ezanla felaha çağırılmaz, namaz kılınmaz, Kur’ân okunmaz, bir nasihatçı çıkıp din diliyle askere nasihat etmez. Asker baştanbaşa dalalete bırakılmış, kendi istek ve arzularının, hislerinin heva ve hevesinin, zebunu bir hale gelmiş, kumandanlardan bu işe hiç aldırış eden yok. Özellikle de askerin bu şekilde başsız, din ahkâmına bağlı ve kayıtlı olmaktan kurtulmuş, her şeyi meşru ve mubah gören bir inanç ve anlayışta bırakılıverilişi, kumandanların en azından arzulayıp, istedikleri bir durumdu. Fakat peşpeşe gelen musibetler, belalar, başarısızlıklar ve askerin çöküşü, onları uyardı ve biraz da korkuttu. Kriz ve problemlerin askerin yakasını bırakmayışı, onların ilhat ve dinsizliklerini bir parçacık olsun gevşetti. Maneviyat kalelerine sığınmağa mecbur kaldılar. Bu durum bir anlamda, Allah’ın varlıkları yarattığı “fıtrat” ve kabiliyetin zorunlu gereği idi… Onların dine ve maneviyata dönüşleri, biraz da ülkedeki yeni siyasetin zorlamasıyla, halka dindar görünmek, şeriat yanlısı tanınmak gibi bir kaygı da söz konusuydu. Allah affetsin tabur kumandanının inancı vardı, bu sahada diğerleri gibi değildi en azından. Harekâttan üç gün önce bölük kumandanlarına sormuş: “askerleriniz içinde Kur’an okuyabilen, imamlık yapabilen kim var, sorun!” demiş. Beni ve diğer bölükten de bir başka arkadaşı haber vermişler. Çavuş beni çağırdı ve “tabur kumandanı seni istiyor!” dedi. Dehşete düştüm, “inşallah hayırdır” dedim. Bu davet görülmemiş bir şeydi. Bizi kumandana götürdüler. “Buyurun kumandanım!” dedik. Kumandan bana dedi ki: “Sen hoca mısın? Kur’an okuyabilir misin?” Ben “evet” dedim… Kumandan sonra bana döndü ve “sen imamsın” dedi. Öteki arkadaşa da: “sen de müezzinsin” dedi… Beş vakit müezzin ezan okusun, sen cemaate namaz kıldır, Yasin ve Fetih surelerini oku!” Ben, “baş üstüne efendim” dedim. Bizi götürenlere döndü: “benim adıma kumandanlarınıza söyle imamlık dışında bu ere askeri görev vermesinler, ama sadece talime çıksın, talim ona yeter” dedi. Sonra bana dönerek: “günümüzde talim her Müslüman için gerekli” dedi…
Koçkuzu’nun tespitine göre: Çanakkale muharebelerinde onun (A. Fevzi Efendi’nin) şikâyet ettiği iki nokta vardır; birincisi askerin başsız oluşu, kumandan kadrosunun askerle birlikte, muharebelerin cereyan ettiği sahada ve alanda bulunmayışı, emri verdikten sonra bir daha oralarda görülmeyişi, ikincisi ise düşmanı hiç görmedikleri halde, taktik hatalar yüzünden devamlı ateşe maruz kalıp, koskoca alayın veya alayların, tümenlerin yok oluşu, veya bir başka deyişle, gereksiz hücum taktiğinin, askeri tabiye ve taktik kanunlarına uyup uymadığı meselesi…