Bebekleri ağlatmayın!

00:0024/04/2014, Perşembe
G: 12/09/2019, Perşembe
Hilal Acar

Bir bebeğin kişilik gelişimi için 0-4 yaş arası çok önem taşıyor. Bu yaş aralığında annenin bebeğine yaklaşımı, ilgisi, bağlılığı, bebeğin de aynı şekilde anneye bağlı ve bağımlı olması anlamına mı gelir?Önce Amerika''da ve sonrasında bazı Avrupa ülkelerinde çocukları bağımsız birer birey olarak yetiştirme sevdası ortaya çıktı. Özellikle anneye bağımlı olmaması için bazı modeller geliştirildi. Bunların başında bebeğin odasının henüz ilk aylarından itibaren ayrı olması geliyor. Yalnız olmaya ve kendi

Bir bebeğin kişilik gelişimi için 0-4 yaş arası çok önem taşıyor. Bu yaş aralığında annenin bebeğine yaklaşımı, ilgisi, bağlılığı, bebeğin de aynı şekilde anneye bağlı ve bağımlı olması anlamına mı gelir?

Önce Amerika''da ve sonrasında bazı Avrupa ülkelerinde çocukları bağımsız birer birey olarak yetiştirme sevdası ortaya çıktı. Özellikle anneye bağımlı olmaması için bazı modeller geliştirildi. Bunların başında bebeğin odasının henüz ilk aylarından itibaren ayrı olması geliyor. Yalnız olmaya ve kendi yatağında uyumaya alışması için... Bu ülkemizde de çok yaygınlaşmış durumda. Bebek en geç ikinci ayında kendi odasına alınıyor. Odasında tek başına uyumaya alıştırılmaya çalışılıyor. Bu gerçekten bebeklerimizin kişilik gelişimlerine fayda sağlıyor mu? Sağlamadığına inanıyorum.

Bebek, anne karnındaki güvenli ortamdan her şeyine yabancı olduğu, muhtemelen çok korktuğu bir dünyaya geliyor. Bu dünyaya alışana kadar güvenli kollarda olması gerekiyor. Özellikle emzirme dönemi olan 0-2 yaş arasında odasının ayrılmasını çok yanlış buluyorum. En azından ilk bir yıl kesinlikle ayrılmamalı... Bebeğin annesine yakın olması, zaman zaman annesinin yanında yatması, anne kokusu ve sıcaklığı içinde bulunması onun yabancısı olduğu dünyada huzur içinde olmasını sağlayacaktır. Anne her an bebeğinin yanında olursa, acıktığında ağlatmadan karnını doyurursa, korktuğunda sevgiyle kucağına alırsa, ağladığında hemen yanında belirirse bebek kendini güvende ve rahat hissedecektir. İç dünyası da bu güven ve huzur ortamına göre şekillenecektir. Ancak bunun tam tersi oluyorsa; mesela henüz ilk aylarında odası ayrılıyor ve bebek tek başına bir odada kalıyorsa, yalnız başına uyuması için odasında bırakılıyor ve uzun süre ağlıyorsa, anne de yalnız uyumaya alışması için bu ağlamalara kayıtsız kalıyorsa, bebeğin tamamen yabancısı olduğu bu dünyada annesine sığınma ihtiyacı giderilmemiş olacak, iç dünyası olumlu yönde gelişemeyecektir.

Özellikle çalışan anneler bebeklerine fazla zaman ayıramayacakları düşüncesiyle yalnız uyumaya alıştırmak istiyorlar. Bunun için yatağına yatırıp çıkıyorlar ve bebek uzun süre ağlıyor. Anne buna kayıtsız kalıyor. "Altı kuru, karnı tok, uykusu da var. Kendi başına uyumayı öğrenmesi lazım. Benim çok işim var, onu uyutmak için sürekli uğraşırsam işlerimi yapamam." gibi gerekçeler sunuyorlar. Bunlar anneyi asıl vazifesinden yani anneliğinden uzaklaştıran gerekçeler. Anneye en fazla ihtiyaç duyduğu ve kişiliğinin de oluştuğu 0-4 yaş arası dönemde annenin önceliği bebeği olmak zorunda. Uzman pedagogların da ifade ettiği gibi bu asla çocuğu bağımlı yapmaz, aksine güven duygusunu geliştirir ve kişiliğini olumlu etkiler.

İngiliz çocuk bakım uzmanı Penelope Leach, son yazdığı kitabında bebeklerin uzun süre ağlatılmamaları, ağlayan bebeklerin/ çocukların kendi haline bırakılmamaları gerektiğini söylüyor ve bunun önemine vurgu yapıyor. Konuyu yapılan araştırmalara dayandırarak sürekli ağlayan bebeklerin yeni gelişen beyinlerinde hasar oluştuğunu ortaya koyuyor. İngiliz uzman, bu durumun bebekte öğrenme kapasitesini azalttığını savunuyor. İşte bu noktada Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam-''ın çocuklara davranışı, merhamet ve şefkatine bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam- çocukların ağlamalarına dayanamaz, onların susturulmasını, yorulmamasını isterdi.

"Kim ağlayan çocuğunu susturuncaya kadar gönüllerse, Cenab-ı Hak ona cennette memnun olacağı kadar nimet verir." buyururdu. Öyle ki, bazen ağlayan bir çocuk sesi duysa namazını bile kısaltır, annenin çocukla meşgul olmasına imkân verirdi.

Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam- mescitte namaz kıldırırken cemaati arasında çocuklu anneler de olurdu. Bir sabah namazında Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam- kısa sürelerden okuyarak namazı hızlıca bitirdi. Sahabelerden Ebû Said el-Hudrî sordu:

"Yâ Resulallah! Bugün daha önce yapmadığınız bir şekilde namazı kısa kıldırdınız. Bunun sebebi nedir?"

Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam- şöyle açıkladı:

"Geride, kadınlar safındaki ağlayan çocuk sesini duymadın mı? Annesinin onunla ilgilenmesini temin edeyim diye namazı kısa tuttum." dedi.

İşte bu hadisler ve kıssadan Peygamberimizin, çocukların ağlatılmaması konusundaki hassasiyetini çok iyi anlıyoruz. Öyleyse moda haline gelen, bebeklerin kendi halinde uyumaya alıştırılma çabası ve bu çaba uğruna bazen yarım saat, bazen de daha uzun sürelerde ağlatılmasını hangi mantık doğru izah edebilir? "Avrupalı böyle yapıyor." mu denilir? Öyleyse sormak istiyorum, neden Avrupa insanı hayattan yaş aldıkça yalnızlaşıyor? Neden çocukları ergen olur olmaz kendi hayatlarını kurup aileden kopuyor? Avrupa''da, olması gereken samimi aile kavramının yerini neden resmi bir aile alıyor? Bu soruları çoğaltmak mümkün... Konunun net anlaşılması için küçük bir örnek verelim.

Fazla gelişmiş Avrupa ülkelerinden biride, açık havada daha uzun süre uyudukları için birçok apartmanın veya evin bahçesinde pusette bebekler görebilirsiniz. Yanlış anlamadınız, tam da dediğim gibi... Anne içerde işlerini yapıyor, bebek dışarıda pusetinde uyuyor. Anne arada camdan kontrol ediyor. Tamam, suç oranının düşük olduğu bir ülkedir, kimse kimsenin bebeğini kaçırmıyordur ama yine de ufak bir bebeğin bu kadar savunma dışı bir ortamda bir başına bırakılması ne kadar doğru? Anne karnındaki bebek dahi her şeyin farkında olup hissediyorsa tamamen yabancısı olduğu bir dünyaya gelmiş bebek bu tür davranışlarla neler hisseder? Çocukluğunda bu kadar bağımsız olma dürtüsüyle yetiştirilmiş bir çocuk yetişkin olduğunda nasıl davranır? Elbette tam bağımsızlığını ilan edecektir. Sonrası malum, dağılmış aileler, dolu huzurevleri, mutsuz ve yalnız insanlar... Örnek aldığımız ve hayatımızda istediğimiz bu mu? Eğer bu ise yazık...

Biz ki en güzel örneğe sahibiz. Peygamberimizin hayatının her karesinde bugünümüze ışık tutacak örnekler mevcut. Çocuklarımızı yetiştirirken de Peygamberimiz -aleyhisselatü vesselam-''in çocuklara davranışlarına bakmalı, bu davranışları esas alarak çocuklarımıza davranışımızı belirlemeliyiz. Bağımlı mı yetiştirelim, bağımsız mı sorusunu bir kenara bırakalım, huzurlu, mutlu ve sevgiyi doyasıya yaşayan çocuklar yetiştirmeye bakalım.

Sevgili anneler!
Bebeklerin yalnız uyutulması, anne bağımlı olmaması konusunda siz neler düşünüyorsunuz? Kendi çocuğunuzu yetiştirirken nasıl davranıyorsunuz? Görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız sevinirim.