Hangi sur, hangi gedik?

00:0031/08/1999, Salı
G: 10/09/2019, Salı
İbrahim Kardeş

Yirmidört Ağustos 1999 tarihli Yeni Şafak''ın ilk sayfasında "Bahçeli, Durmuş''un istifasını istedi" cümlesiyle duyurulan haberi, gazetenin 11. sayfasında okuduktan sonra ertesi gün, gene 11. sayfada "Bahçeli, Bakan Durmuş''u savundu" haberiyle karşılaşmak, insanı çeşitli kuşkulara sürükleyebilir: "Bir günde ne değişti ki, Sayın Bahçeli fikir değiştirdi?" diyebileceğiniz gibi "Gazeteciler, kimilerinin gönlünden geçirdiklerini, kendi gönüllerinden geçenleri, bulanık suda balık avlama uzmanlarının

Yirmidört Ağustos 1999 tarihli Yeni Şafak''ın ilk sayfasında "Bahçeli, Durmuş''un istifasını istedi" cümlesiyle duyurulan haberi, gazetenin 11. sayfasında okuduktan sonra ertesi gün, gene 11. sayfada "Bahçeli, Bakan Durmuş''u savundu" haberiyle karşılaşmak, insanı çeşitli kuşkulara sürükleyebilir: "Bir günde ne değişti ki, Sayın Bahçeli fikir değiştirdi?" diyebileceğiniz gibi "Gazeteciler, kimilerinin gönlünden geçirdiklerini, kendi gönüllerinden geçenleri, bulanık suda balık avlama uzmanlarının ürettikleri dedikoduları ''gerçek'' gibi yazmaya alışkındırlar. Bu ''istifa isteği'' haberi de böyle bir dedikodu olmalı" da diyebilirsiniz. İki olasılık da mümkün olmakla birlikte Sağlık Bakanı Osman Durmuş çevresinde üretilen ürkütücü haberlerle kendisinin bu haberleri reddeden açıklamaları arasındaki çelişkileri anlamak, uzlaştırmak, açıklığa kavuşturmak ve gerçeğin ne olduğunu öğrenmek mümkün değil. Kuşkusuz bu imkânsızlık, gazete okurlarıyla televizyon izleyicileri için sözkonusu. Dolayısıyla, çelişkilerin şiddeti haberleşme güvenliğini yerle bir edecek derecede vahim. Görünüşler, gösterişler, görüntüler, ciddi bir görüş bulanıklığına yol açıyor; gerçeğin ne olduğunu anlamak çok güçleşiyor.

Anlamakta güçlük çektiğim şeylerden biri de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli''nin, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada söylediği şu sözler oldu: "Türk Devleti güçlüdür. Türk Milleti güçlüdür. Kim olursa olsun, surda bir delik açmak isteyenler varsa bunu başaramayacaklardır. Osman Bey''in yanındayız, arkasındayız, hizmetleriyle beraber..." (Yeni Şafak, s. 11, 25.08.1999)

Sayın Bahçeli, bu sözleri, elindeki konuşma metnini okuyup bitirdikten sonra irticâlen söylemiş. Belki bundan, belki dizgi yanlışı sonucu ''surda bir gedik açmak'' ifadesi ''surda bir delik açmak'' hâlini almış. Sizi bilmem ama ben bu ifadeyi merhum üstad Necip Fazıl''ın şiirinden öğrendim: Surda Açılan Gedik adını taşıyan iki dizelik şiir şöyle:

Surda bir gedik açtık; mukaddes

mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan

esersen es!..

Şiir, 1947''de kaleme alınmış. Dolayısıyla bu sözlerde Demokrat Parti''nin 1946 seçimlerine katılarak Bizans''a dönmüş ceberrut CHP kalesini zorlamasına ya da ülkede çağdaşlaşma adına inşa edilmek istenen Batıcı surlara, batırıcı kulelere karşı gücünü inancından, Anadolu halkından ve tarihinden alan Büyük Doğu dergisinin fâtihâne hamlelerinden birine bir telmih, bir işaret bulunmalı. Şöyle veya böyle, ''surda bir gedik açmak'' ele geçirilmesi hedeflenen yapılara taarruz ve hamle hâlinde olanların işidir. Surda bir gedik açmak, Ulubatlı Hasan''ın işidir. Yahya Kemal Beyatlı:

"Son savletinle vur ki açılsın bu surlar

Fecr-i hücum içindeki Tekbir aşkına" derken bu fetih ve hamle ruhunun manevi boyutlarından birine işaret eder.

Devlet Bahçeli''nin sözünü ettiği ''delik/gedik'' ise taarruz ve hamle cephesindekilerin fethetmeyi, açmayı, aşmayı özledikleri surlara değil, ''müdâfaa'' vaziyetinde bulunanların surlarına ait.

Bu surların, MHP''yi mi, onunla birlikte DSP ve ANAP''ı mı, yoksa Devlet''i (bu devlet çok çok özel) mi korumakta olduğu elbette tartışılabilir ama son depremin kafaları, hâfızaları, çağrışım mekanizmalarını da alt üst ettiği tartışılamaz.