Kalple ilgili yazımızdan sonra büyük bir kalpsizlik hadisesine şahit olunca, tekrar durup düşünme ihtiyacı hissettim.
Şu soru, yanılmıyorsam Aliya İzzetbegoviç''e ait: İslam güzel de, Müslümanlar bunun neresinde?
Neresinde olduğunu, Afganistan''dan Pakistan''a, Irak''tan Suriye''ye kadar neredeyse her yerde gördük, görüyoruz.
Doğrudur, Müslümanlar arasında mezhep savaşları olmamıştır. Çünkü kardeş kavgası yetmiştir de artmıştır bile.
Görünen o ki, hızla, merhamet duygumuzu kaybediyoruz. Toplu bir vicdan tutulması, kalp yetmezliği yaşıyoruz. İslam barış dinidir diyor, müminler kardeştir diyor, merhamet medeniyetinden bahsediyor, fakat sözden öteye nadiren geçiyoruz.
Unutmayalım; merhameti olmayanın dini de olmaz. Merhamet, insanlığın kalbidir. Onu yitiren, insanlığını da yitirir, acımasız olur. Denilir ki, bozulduğu zaman, insandan daha korkunç canavar yoktur. Canavarlaşan kimselerin neler yapabileceğini, Irak hapishanelerinde görmüştük. Şimdi de Suriye''nin Banyas şehrinde gördük, görüyoruz.
Üzerinde + 18 yazan görüntülerin, fotoğrafların ancak birkaç tanesine bakma cesareti gösterebildim. Biz bakamazken, birileri yaşıyor, maruz kalıyor.
Ziyan olmuş çocuklar, kavrulmuş bedenler, sönmüş ocaklar.
Nurettin Topçu''ya hak vermemek mümkün mü? ''Merhametin olmadığı yerde insan da yoktur.''
***
Banyas katliamı, bir başka hadiseyi hatırlattı bana. Hemen, Amin Maalouf''un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri kitabını açtım. ''Marra Yamyamları'' başlıklı bölümü.
1098 yılının son günlerinde, Haçlı ordusu, Suriye''nin Maarra şehrini ele geçirir. ''Frenkler şafakla birlikte gelir. Kıyım başlar. Üç gün boyunca insanları kılıçtan geçirirler.'' Devamında ise ''yamyamlık'' başlar. O tarihten itibaren, Frenklerin insan eti yediğine inanılır, çünkü yemişlerdir.
''Maarra''da bizimkiler, yetişkin dinsizleri kazanlarda kaynatıyor, çocukları ise şişe geçiriyor ve kızartıp yiyorlardı.'' Bu satırları, olayın tanıklarından Frenk kronikçi Raoul de Caen yazmıştır.
''Şehrin çektiği işkence, ancak, bütün evler yakıldığında son bulur.'' (Sayfa 51)
''Maarra hadisesi, Araplarla Frenkler arasında, yüzyıllar geçse bile kapanmayacak derin bir uçurum açar.'' (Sayfa 52)
İşte bu ''derin uçurum'', şu veya bu nedenden dolayı, Müslümanlar arasında da açılıyor. Bana kalırsa, bizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri de budur. Mısır''da, Filistin''de, Suriye ve Irak''ta, hatta ülkemizde.
Bir de soru soralım: Banyas katliamına imza atanların, bunlardan, yani Haçlılardan ne farkı var?
***
''Herkesin kalbi var zannedilmesin.''
''Sakın görünüşe aldanma, görünüşte herkes insandır.''
Bu sözlerin biri doğuda, diğeri batıda söylenmiş. Sadece aklın değil, vicdanın da yolu bir.
İnsanlık fakiri olduktan sonra, petrol veya dolar, ne zengini olursan ol. Kimin umrunda? Sonuçta, Cemil Meriç''in şu sözüne geliyoruz: Çıkar konuşunca, vicdan susar. Daha geniş bilgi için bakınız: İran, Suudi Arabistan vs.
Biliyor ve inanıyoruz ki, insanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.
Biliyor ve inanıyoruz ki, kardeşlik, birbirini yıkayan iki el gibidir. ''Yıkayan'' kelimesinden iki harf çıkarırsak, geriye ''yıkan'' kalır. Bunu da her daim aklımızda tutmalıyız.
Son olarak: Nazan Bekiroğlu, ''edep, her türlü davanın üzerindedir'' demişti. Merhamet de öyledir.
Başlıklar :

