Yazarlar Ceketle kravatı çıkarmak

Ceketle kravatı çıkarmak

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İki güzel şeyden bahsedeyim. İlki, AK Parti Gençlik Kolları’nın mutat hale getirdiği “gençlik buluşmaları” programının Kahramanmaraş ayağı. Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gençleri buluşturan program “şiir” temalı idi ve programı başından sonuna takip edebilmek benim için oldukça aydınlatıcı oldu.

“Aydınlandığım yere” geleceğim ama önce AK Parti Gençlik Kolları’ndan birazcık bahsetmem lazım size. Başkan Eyüp Kadir İnan ve tabiri caizse “fişek gibi” ekibi, bana gençlik günlerimin o heyecanlı anlarını hatırlattı. “Ruh aynı, yöntem farklı ve doğrusu da tam olarak budur” diye düşündüm. Meselelerin bunca farkında, olan bitenin ayırdında ve enerjileri düşmeyen bir gençlik teşkilatının hem yaptıklarını hem de yapabileceklerini çok önemsiyorum.

“Aydınlandığım yer” ise şurası. Gündelik politik çekişmelerin sarmalında, hayat gailesinin içinde bazen “mesele neydi?” sorusunu unutup gidiyoruz. Mesele ben ve benim gibiler için hiç değişmedi oysa. Verdiğimiz, giriştiğimiz mücadelenin pusulası da hiç şaşmadı. Arada yalpalamalar, kızgınlıklar, küskünlükler oldu belki ama nereden gelip nereye gittiğimiz yani “ontolojik hedefimiz” şaşmadı. İşte bunları tam olarak Erdoğan’ın program esnasında yıllar önce Erdem Bayazıt’dan okuduğu “Sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair” şiirini dinleyip ağladığı anlarda düşündüm. “Müslüman yürekler bilirim daha / Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet” dizeleri bizim ontolojimizi belirleyen, hedefimizi gösteren dizeler. Tabiri caizse “motivasyonum” tazelendi Erdem Bayazıt’ı yeniden dinlerken.

Gelelim ikinci güzel şeye. Gençlik buluşmasının hemen ertesi günü bu kez Türkiye Gençlik STK’ları Platformu Kahramanmaraş’ta bir buluşma gerçekleştirdi. Yanılmıyorsam 10 ilden gelen STK temsilcileri ile aralarında Bilal Erdoğan’ın da bulunduğu TGSP yönetim kurulu bir araya geldi ve 3 saat süren bir istişare toplantısı gerçekleştirildi.

Hem istişarenin başında Mahir Ünal’ın, hem de istişarenin sonunda Bilal Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar son derece pratik, son derece önemli tespitler içeriyordu. STK temsilcilerinin tespitlerini ise bazen merakla, bazen takdirle, bazen de şaşkınlıkla dinledim. Dinleyici olarak katıldığım bu programın bir noktasında bana da söz verdi sağ olsun program moderatörü İhsan Açık Hoca. Soru “gençlerle nasıl konuşacağız?” idi.

Hiç duraksamadan “gençlerle konuşmak için ceketleri ve kravatları çıkaracağız; onlarla aramızda onlarca kuşak olduğunun farkına varacağız” dedim. Bir yandan da “gençlere ulaşmak lazım” cümlesinin sakilliğine vurgu yaptım. Bence gençlere ulaşmak, -onları kendilerine ulaşılacak bir hedef olarak görmek yani- büyük bir iletişim yanlışlığı doğuruyor. Bir başka yanlış da gençlere sempati yapma çılgınlığı. Hayır. Onlar genç, biz de onlar için boomerız. Sempatik olma çabası genellikle “komik” bir sonuca ilerletiyor bizi.

Bir başka itiraz noktam da “gençleri anlamak lazım” cümlesine… Kesinlikle “anlamak zorunda değiliz” gençleri. Bu, bizi gençlerin kendi düzlemlerine çekmeleri sonucunu doğurur ki o düzlem bizi dümdüz eder. Bize düşen sadece onları dinlemektir. Dinlemek ve yol göstermeden yol göstermek.

Ne demek peki “yol göstermeden yol göstermek.” Kabaca şu: Onları yolun, yolların varlığından haberdar etmek. Onlar zaten yolun doğrusuna doğru ilerleyebilecek insanlar.

Burada Mahir Ünal ile program sonrası yaptığımız bir konuşmadan bir cümleye atıf yapayım. O cümle şu: “Bizde genç ya da delikanlı gibi tanımlamalar yoktur. Bizde ‘mükellef olmak’ diye bir tanım vardır ve her mükellef, adı üzerinde bazı sorumlulukları olan insan demektir. Gençlerle iletişimi bu minvalden değerlendirmeye başlamamız lazım.”

Topu bir başka sahaya koyup oyuna yeni kurallarla devam etmekten söz ediyor bence Ünal. Buna kulak vermemiz gerekir. Zira “gençlerle iletişim” meselesinde bir yönelim değişikliğine ihtiyaç duyduğumuz aşikar.

İletişim için ne idüğü belirsiz fenomenlere para dağıtarak, gençlere rüşvet kabilinden işler yaparak değil sahici ve kelimenin gerçek anlamıyla organik ilişkiler ihdas ederek yapacağız ne yapacaksak. TGSP’de bunun derdini çeken bir çatı kuruluş zaten.

“Peki bunu nasıl yapacağız?” sorusunun cevabını da çeşitli pratikler üzerinden konuşmamız lazım. Belki tanışmadığım ama gençlere yönelik işlerini merakla takip ettiğim Şadi Yazıcı’nın neyi başarıp neyi başaramadığını Tuzla örneği üzerinden konuşuruz salı yazımda. Allah o güne erdirirse bizi.

Bir son not. TGSP buluşmasında “STK’lar politik kariyer merkezleri değildir” dedim. Bunu da belki bizim Ersin Çelik’le Yeni Şafak youtube kanalında başlayacağımız programda konuşuruz nasipse. Tabii moderatörümüz Nuriye Çakmak Çelik uygun görürse.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.