
Afşin"den arayıp çağırmıştı Mehmet bey. Kasabada kocaman bir kitap dükkanı kurmuştu. Babadan kalma bir başka kitapçı dükkanından sonra bu işten vazgeçmek yerine devam ettirmişti kitapçılığı. Bu, yeni nesil için az rastlanır bir durumdu kuşkusuz. Tarlalar satışa çoktan çıkarılmış, her yanı yüksek binalar, toplu konutlar sarmıştı her yerde olduğu gibi Maraş"ta da. Market zincirine katılmak veya beyaz eşya bayii olmak daha risksiz olurdu mutlaka.
Kitapçı evet; içinde kırtasiye, çocuk oyuncakları, yeni kitaplar, klasikler olan. İnternet çağında elindeki cihazı kendi uzvu haline getiren gençlere bir arz yaratmak, sanal alemlerden yüz yüze dünyalara onları çekmek için... Bir kitapçı. Büyük şehrin semtlerinde dahi iş yapmakta zorlanan kitapçı dükkanlarına nazire yaparcasına. Kasabada... Kitapçı. Şimdi işte yazarlarla sohbet düzenlemeye de başlıyorlardı. İlk konuk olacaktım.
Yıllar önce Kayseri yolundan geldiğim Maraş"tan bu kez aynı yolun bir kısmını geçerek Afşin"e doğru gidiyorduk. Yanımda az sonra memleketine varacak olan bir arkadaşım vardı. Tülay. Belli belirsiz bir heyecan içindeydi. Şimdi otuzlarını devirmek üzere, yetişkin bir kadındı ama çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği memleketine giderken orada bıraktığı kendisine geri dönüyordu adım adım. Üst üste yığılmış yıllarına doğru yaklaşırken geçmişine gitmiyor, aksine, hatıralarını bugüne taşıyordu her seferinde. Bu yüzden olsa gerek, her geri dönüş bir başka devam ediş oluyordu onun için. Bilmiyorum, belki bana öyle geliyordu.
Afşin yolunda uzun zamandır içinden geçmediğim bir sonbahar beni iyiden iyiye kuşattı. Uçuşan anılara karıştı dökülen sararmış yapraklar. Sonbahar böyledir işte, ömrünün tüm mevsimleri karşında geçit yapar, yer kapmaya çalışır hatıraların arasında. Bir tür öncelik talep ederler. Gençliğin hararetli yazları, yuva kurduğun dönemlerde yorgan altında geçirdiğin uzun kışlar, yeni fetihlerle gelen mis kokulu ilkbaharlar... Derken memleketine geri dönüyorsan bir süre sonra her mevsim sonbahar olur.
Doğduğundan beri İstanbul"da yaşayan biri olarak sıla-i rahim yolcularını izleye izleye gözlemledim bunları hep. Belki yanılıyorumdur. Ama hissettiğim, sezdiğim şu oldu çoğunlukla: Dönülen hep başka bir yer. Sen de bir başkası olmuşsundur kuşkusuz defalarca. Ama işte memlekete yaklaştıkça... Yeniden o yitirdiğin kendini bulursun bir anda.
Çoktan çıktığını varsaydığın o su dolu kaba geri düşersin. Seni orada boğmaya hazırdırlar artık. Elbet memleketinde bıraktıkların da aynı kişi değillerdir. Ama kimyanızda, simyanızda değişmeyen bir şey vardır. Aynı kabın içine düşünce ezeli bir formül gibi yeniden aynı tepkimeye girersiniz. Eski çözeltilerinizden ibaret kalıverirsiniz. Anılar yaşlanmaz; şahit olursunuz... Bir vakitler birlikte söylediğiniz o eski şarkılar çocuk sesinizle yine semaya yükselmektedir. Elbette çoktan kalınlaşmış, kaşarlanmış, çatallaşmıştır herkesin sesi. Ama bu daha ziyade bir iç sesler korosudur. İşitiverirsiniz...
Derken işte Tülay"ın ilkokulu. Birazdan liseyi okuduğu okulun önünden de geçeceğiz. Sıradan bir sokak biz dışarıdan bakanlar için. Ama onun için merkez. Dünyaya açıldığı yer. Dünyanın ona açıldığı yer. Tülay hüzünleniyor biraz ama ona yenik düşmeyecek. Hüzün onun gücü. Taşralı İtalyan yazar Pavese"nin köyünden hiç çıkmamış kahramanı Nuto"yu hatırlarım memlekete dönüşünü izlerken insanların. Nuto için Canelli tün dünyadır. Belbo vadisi. Ve tepeler arasında zaman akmadan durur.
Yazar çıkıp gitmiştir köyünden. Uzaklara. Yeni dünyalara. Hiçbir zaman içinden atamadığı bir özlem kalmıştır ona. Memleketine geri döndüğünde ise Nuto dışında bir şey bulamaz. "Yola çıkmıştım, dünyalığımı yapmıştım, fakat bana dokunacak, beni tanıyacak eller, yüzler, gözler yoktu artık..." Böyle der. Yıllarca özlemini duyduğun o avludaki kirişin üzerinde geç saatlere dek oturduğunuz yaz akşamları, gelip geçen kadınlar, ahırdan çıkan birisi, ıhlamur ağaçları arasındaki o demir kapı, sesler, gülüşler, tavuk gıdaklamaları, yağmurda sevdiğin o ıslak köpek... Ve büyüyüp uzaklara gitme hayalin...
Pavese"yi okurken bunları hissederim işte. Hayallerinin sonundasındır artık memlekete yeniden döndüğünde. Başlangıçlarla sonlar iki ucundan birbirine bağlanır. Belki de hiçbir yere gitmemişsindir. Evet Canelli bütün dünyadır! Evet her yer Afşin"dir!
Tülay"ın memleketinde onun izlerinde gezerken... Doğduğum yerde yaşamanın ironisiyle bir kez daha karşılaştım. Alacakaranlıkta renklerin usul usul çekilişini, bol yıldızlı geceleri, sis kalktıkça açılan dağ zirvelerini, ağaç gölgesinde uyuklanan serin yaz ikindilerini... Güzel yüzünü dünyanın... Bilmemek gibiydi biraz. Asırlar geçse de fazla değişmeyen yüzünü bilmemek gibiydi. Değişim hep sana gelir büyük şehirde. Ve sen hiçbir şeyin aynı olmayan yüzünde aramaya mahkum kalırsın kendini. Değişende.
Oysa değişmeyen daima daha derinde, içeride. Saklı bir hazine gibi, yeniden keşfedilmeyi bekler. Memleketinden çıkanların bildiği bir sır bu sanırım. Bense bunu bilmediğimden olsa gerek, anılar gelişigüzel karıştı gitti her bugünle. Şimdiki zamanlar bir türlü hatıraya dönüşemedi. Mekanlar her yaşanılanla başka bir anıya büründü. İnsanlar da. Sadece kıta değiştirdim İstanbul"da. Eskiden önünden geçtiğim anılara artık karşıdan bakıyorum.
Büyük şehir böyledir. Hele İstanbul. Bir tevhid mahalli. Zamanları, mekanları, ilişkileri, çelişkileri öğütür durur. Sana dalından kiraz kopardığın o çocukluk ağacının sonsuzluğuna ulaşma imtiyazını bırakmaz. Afşin ise hem orada kalmış Mehmet bey için, hem oraya dönen Tülay için o "hiçbir yere gitmediğin yer"dir biraz. İçinde çocuklaştığın, yetişkinleştiğin, uçup gittiğin, kök saldığın...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.