|
Yazarlar

“Söyler misin, Erdoğan ülkesindeki ‘oligarkları’ nasıl yenilgiye uğrattı?”

04:00 . 12/09/2019 Perşembe

Mehmet Acet

1976 yılında Taşkent’te doğan Acet, ilk ve orta tahsilini Taşkent’te tamamladı. İstanbul Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun olan Acet mesleki kariyerine 1995 yılında TRT’ de staj yaparak adım attı. 1996 yılında Kanal 7 Dış Haberler Servisinde Muhabir olarak çalışmaya başladı. Bir yıl sonra Meridyen isimli dış politika programının yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında Kosova’ dan savaş görüntülerini dünyaya geçen ilk gazeteci olarak ismini duyurdu. Daha sonra keskin bir dönüş yaparak diplomasi ve AB haberleri üzerinde yoğunlaştı. 2000 yılında Kanal 7’nin Brüksel temsilciliğini üstlendi. 1999 Helsinki zirvesinden 17 Aralık Brüksel zirvesine kadar uzanan süreçte AB - Türkiye ilişkilerini de ilgilendiren bir çok zirveyi yerinde takip etti. Son 7 yılda Orta Asya’ dan Amerika’nın batı yakasına kadar uzanan coğrafyayı gezerek bulunduğu ülkelerden haber ve dosya çalışmalarına imza attı. Kanal 7 Ankara temsilciliğine atanmadan önceki son çalışması Amerika’daki Ermeni Diasporası başlıklı dosya oldu. 2005 yılında Kanal 7’nin en genç yöneticisi olarak Ankara temsilciliğine atandı.

11 yıldır Kanal 7’nin Ankara Temsilciliğini yapan Acet, Kanal 7 ve Ülke tv de haftalık siyasi programlar yapmaya devam etmektedir.

İyi derecede İngilizce bilen Mehmet Acet evli ve iki çocuk babasıdır.

Mehmet Acet
Dün televizyon kanallarından birinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u
‘bıyıkları’
yüzünden işten kovduğuna dair bir altyazı gördüm.

Gerçek ya da tek sebep bu olmayabilir.



Ancak Trump’ın işten attığı Bolton’un
‘pos bıyıklarına’
takık olduğu bilgisi yeni değil.

Aralık 2016’da Beyaz Saray ekibini belirlerken Bolton’un ismi Dışişleri Bakanı olarak geçiyordu.

O günlerde, Independent Gazetesi’nde ilginç bir haber çıktı.

Gazeteye isim vermeden konuşan Trump’ın yakın çevresinden bir isim, Bolton’un isminin elenme gerekçesini şöyle açıklıyordu:

“Donald bu tip bıyıkları pek sevmez. Kendisine gerçekten yakın olan kişilerin hiçbirinde bu tarz bıyık veya sakal görebileceğinizi düşünmüyorum.”
Aralık 2016 şartlarında herkes, Trump’ın adaylık döneminde sergilediği
‘megalomanlığına’
tanıklık etmişti ama aynı tutumun
‘taç giydikten’
sonra devam edip etmeyeceğini de merak ediyordu.
Onun
‘hayatı tespih yapıp sallama’
tutumu Beyaz Saray koltuğuna geçtikten sonra da devam etti.
İş dünyasından kalma
‘önce dış görünüş’
prensibi ise hiç değişmedi.
“LOOK AT THESE GUYS/ŞU ADAMLARA BAKIN”
‘Dış görünüş’
meselesinin bizim buralara dokunan bir kısmı da var.

Şimdi oraya geçelim.

Haziran sonunda Osaka’da Türk ve Amerikan heyetleri arasında yapılan görüşme öncesi Trump’ın söze nasıl başladığını hatırlıyorsunuz değil mi?

İki heyet karşılıklı yerlerini alıp kameralara açıklamalar yapılırken Trump, Türk heyetini elleriyle göstererek
“Look at these guys/Şu adamlara bakın
” dedikten sonra Erdoğan’a eşlik eden heyettekileri Holywood yıldızlarına benzetmişti.

Ama acaba özel olarak kastettiği biri var mıydı?

Ertesi gün Osaka’da otel lobisinde beklerken Erdoğan’ın heyetinde yer alan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın yanımızdan geçmekte olduğunu gördüm.

Aklıma Trump’ın takdim biçimi geldi.

Fidan’a,
“Trump’ın o sözleriyle sizi kastettiği söyleniyor”
diye espri yaptım.
Yanımızda bulunan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da gülümseyerek
“Öyle diyorlar evet”
diyerek sözlerimi onayladı.
Fidan da gülümsedi, sonra,
“Görüşmelere yetişeceğiz”
diyerek hızlı adımlarla ilerledi.
Sonradan öğrendik ki Trump, daha önce yapılan bir başka görüşme sırasında Hakan Fidan’ın
‘karizmasına’
dönük övgü dolu sözler sarf etmiş.

Ama Holywood benzetmesiyle belki de sadece onu değil, bütün heyeti kastetmiştir, bilemiyoruz.

Karizma deyince, ikili ve heyetler arası görüşmelerin hepsinde Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın şahsına karşı son derece saygılı bir üslupla yaklaştığına dair bir bilgi de aktarmış olalım.

Kameralara poz verirken Merkel’in tokalaşmak için uzattığı eli havada bırakan, Beyaz Saray’da ağırladığı Japonya Başbakanı Abe Japonca konuşurken kulaklık takmayarak,
“Ne dediğin umurumda değil”
mesajı veren, Avustralya Başbakanının yüzüne telefonu kapatan, Grönland’ı satmadılar diye Danimarka gezisini iptal edip Danimarkalılara 600 bin avroluk boşuna masraf çıkartan bir ABD Başkanı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı’na karşı tam tersinden son derece özenli bir dille hitap etmesi kıymetli bir şey olmalı.
Geçen sene ikili ilişkilerde ağır hasar bırakan Brunson krizinin devam ettiği dönemlerde yapılan görüşmeler sırasında da, Trump’ın Erdoğan’a karşı
‘saygıda kusur etmediği’
yönünde bir kulis bilgisi aktarabilirim.
“ERDOĞAN OLİGARKLARI
NASIL YENDİ ONU ANLAT”
Bu tutumun arkasında
‘dış görünüşe’
ya da
‘karizmaya’
verilen önem ya da duyulan saygı olduğunu düşünebiliriz.

Ama bundan daha önemli, daha dikkate değer bir şey daha var.

Trump’ın daha başkanlık için aday olduğu dönemlerden itibaren siyasi bir pozisyonu olmamasına rağmen Erdoğan ve ekibinin
‘arka plan’
diplomasisine katkı yapan bir isme sorduğu bir soru.

ABD Başkanı’nın sorduğu soru şu:

“Söyler misin Erdoğan ülkesindeki ‘oligarkları’ nasıl yenilgiye uğrattı?”

Oligark derken kastedilenin ne olduğunu anlayabiliyoruz.

Zamanında iş dünyasından siyasete yapılan
‘patronaj’
müdahaleleri, vesayet odaklarının sınırlamaları vs.
Üç seneye yaklaşan görev döneminden yansıyanlardan anlıyoruz ki, Trump da kendi ülkesindeki
‘yerleşik düzenin kodamanlarından’
rahatsız.

Bu konuda bir şeyler yapmak istiyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın bu işi nasıl yapabildiğini anlamaya çalışıyor.

Suriye meselesinde bunu görmedik mi?

Trump, orada asker bulundurmanın anlamsız bir şey olduğunu düşünüp, Suriye’den çekilme kararı almıştı.

Sonrasında ne olup bittiğini de biliyoruz.

Kurulu düzenin iradesi ağır bastı, Trump geri adım atmak zorunda kaldı.

Ama demek ki, Washington’da kendi kavgasını yürütme iradesini korumaya devam ediyor.

Osaka’daki görüşme sırasında Trump’ın muhtemel Türkiye gezisi konuşulurken, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un bu ziyaret üzerinde çalışması gündeme gelmişti.

Trump, Bolton’un adı geçince,
“Ona çok güvenmeyin. Bıraksanız bütün dünyaya savaş ilan etmemiz gerekecek”
diyerek bir başka ülkeden insanların önünde en yakınındaki adamını mahcup etmekten çekinmemişti.

Hürmüz Boğazı’ndaki kriz sırasında İran’ın vurulması yönünde görüş beyan eden Bolton’la o sırada da ters düşmüştü.

Sonuçta, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini yürüten üçüncü adamını da
‘paçavraya çevirerek’
kapı dışı etmesinin asıl gerekçesi, uygulanan politikalarda ters düşmeleri olmalı.
Ama yine de şu
‘pos bıyık’
meselesini hafife almamak lazım.
Bolton arada bir Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi,
“Mike! Nasıl buldun konuşmamı”
diye sorduğunda,
“Çok iyi konuştunuz Sayın Başkan. Eksik hiçbir şey bırakmadınız”
deseydi belki o koltukta biraz daha uzun süre kalabilirdi.
#Donald Trump
#Recep Tayyip Erdoğan
#Mike Pompeo
#ABD
#Türkiye
#İran
3 yıl önce
default-profile-img
“Söyler misin, Erdoğan ülkesindeki ‘oligarkları’ nasıl yenilgiye uğrattı?”
“Erdoğan’sız seçim” senaryosu!
Kılıfa sokulan süngerin ince işleri
Çerkeszade bir muhacir alim Cevdet Said
Beş bin Kur’ân-ı Kerim yakan piskopos
Cumhuriyetçi Parti Trump’tan kaçıyor mu?