
Altın fiyatları yükseldikçe hanehalkı kendini daha varlıklı hissediyor. Evdeki ziynet, kasadaki altın ya da bankadaki altın hesabı değer kazandıkça bireysel servet algısı güçleniyor. Ancak servet hissi ile kalıcı refah arasındaki ilişki sanıldığı kadar doğrudan değil. Altının fiyat artışı bireyin bilançosunu büyütürken, ekonominin üretim kapasitesini, yatırım hacmini ve verimliliğini aynı ölçüde artırmıyor. Bu nedenle altın kaynaklı servet artışı, çoğu zaman refah artışından ziyade bir algı genişlemesi yaratıyor.
Sorun, altının değer kazanmasında değil; bu değerin ekonomide dolaşıma girememesinde yatıyor.
Bu noktada temel ayrım netleşir: Altın tasarruf yaratır; fakat sermaye yaratmaz. Bunun nedeni yalnızca altının sistem dışında tutulması değildir. Asıl mesele, altının Türkiye’de bir getiri ya da yatırım aracı olarak değil, bir “bekleme varlığı” olarak konumlanmış olmasıdır.
Hane halkı altını değerlendirmek için değil, gelecek veya belirsizlik dönemlerinde kullanma ihtimali için tutmaktadır. Bu nedenle altın, finansal sisteme girse bile -ki bu çok kısıtlı, kredi talebini artıran, risk iştahını yükselten ya da yatırım kararlarını tetikleyen bir rol üstlenmez. Yani Altın yatırımı teşvik etmiyor!
Farklı bir ifadeyle; Türkiye’de altın, bir yatırım aracından ziyade, hane halkının parasal belirsizliklere karşı Merkez Bankası dışında oluşturduğu kişisel bir rezerv mekanizmasıdır. Bu haliyle “Altın” âtıl bir kaynak olarak verimsizliğin servet halidir.
Bu çerçeve netleştiğinde, altının makroekonomide yarattığı çelişki daha açık görülür. Altın, bireyi psikolojik olarak zenginleştirirken, ülkeyi dış denge açısından zorlayabilmektedir.
Çünkü Türkiye için altın büyük ölçüde ithal edilen bir yatırım aracıdır. Fiyatlar yükseldikçe, altın talebinin parasal karşılığı artar ve bu artış doğrudan ithalat faturasına yansır.
Böylece altın değer kazandıkça, cari denge üzerindeki baskı da büyür.
Servet etkisinin getirdiği tali cari etki de küçümsenemez: Türkiye’de 2025 yılında artan Altın fiyatlarının servet etkisini rekor otomotiv satışlarından da okumak mümkündür. Kredi imkanının olmadığı bir ekonomide nakit otomobil satışları ile rekora koşmanın altında yatan birkaç sebebin en önemlisi altın varlıkların değer kazanmasıdır.
Altın fiyatları Türkiye’de teknik bir yatırım göstergesinden çok, kur ve enflasyonun gayriresmî göstergesi gibi algılanır. “Altın yükseliyorsa TL değer kaybediyordur” düşüncesi, fiyatlama davranışlarını etkiler.
Bu algı güçlendikçe, enflasyon beklentileri yapışkan hâle gelir; ücretlerden mal ve hizmet fiyatlamasına kadar geniş bir alanda referans noktası oluşturur. Böylece altın fiyatlarındaki yükseliş, yalnızca mevcut enflasyonu değil, geleceğe dair beklentileri de besleyerek para politikasının etkinliğini zayıflatır.
Sonuç olarak altın, Türkiye’de ve dünyada güvenli bir liman olma işlevini sürdürmektedir. Ancak güvenli liman olmak, kalkınmanın itici gücü olmak anlamına gelmez.
2025 yılında altın fiyatlarındaki küresel artış, Türkiye’de hane halkı servetini nominal olarak büyütmüş; fakat bu artış üretim, yatırım ve verimlilik kanallarına sermaye olarak yansımamıştır.
Altın bekleme varlığı olarak tutulduğu sürece, bu servet artışı refah üretmekten ziyade bir refah yanılsaması yaratmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.