|
Kemal Bey’e soruyorum…

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu 300 milyar dolar temiz para temin ettiğinizi söylüyorsunuz.

“Buldum, getirttim” diyorsunuz.

Peki, nerede bu para?

Kim veriyor bu kadar yüklü miktarda parayı size?

En önemlisi ne karşılığında veriyor?

Kimin parasıdır bu ‘temiz’ dediğiniz para?

Size hibe mi ediyorlar?

Yatırım amaçlı mı geliyor bu para?

Yatırım amaçlı gelecekse hangi yatırımlar için?

Kemal Bey bu paranın sahipleri kim?

Niçin bu paranın sahipleri çıkıp açıklama yapmıyorlar?

“Biz Kemal Bey iktidara gelirse bu parayı Türkiye’ye vereceğiz” demiyorlar.

Merak ediyorum.

Bu parayı herhalde kara kaşınıza kara gözünüze ve dahi endamınıza hayran oldukları için vermeyecekler.

Paralarına para katmak için vereceklerine hiç kuşku yok.

O zaman cevap verin Kemal Bey: Hangi koşullarda bu parayı verecekler? Siz bu para sahiplerine ne söz verdiniz?

Ha aklıma gelmişken şunu da sorayım: Bu para ne vakit ve ne şekilde verilecek? Toptan mı, parça parça mı, kaç yıl içerisinde, proje bazlı mı, yatırımlar için ise hangi yatırımlar için?

Bu soruların henüz hiçbir cevabı yok.

Paranın sahiplerini gizli tutmak ve bu paranın ne karşılığında alınacağını açıklamamak olacak şey mi Kemal Bey?

Lütfen şeffaflık vaadinizi bu aşamada yerine getiriniz de bilelim neyin ne olduğunu.

PKK VE FETÖ DESTEĞİ SİZİ RAHATSIZ ETMİYOR MU?

PKK sizi desteklediğini açıkladı.

FETÖ de sizi desteklediğini açıkladı.

Soruyorum: Her iki örgütün aleni bir biçimde çıkıp sizi desteklediğini açıklaması ve sahada da bu desteklerini görünür kılması, sizi rahatsız etmiyor mu Kemal Bey?

Devam edeyim izninizle.

Bu iki örgütün var gücüyle sizi destekliyor olmasının sebebi nedir?

O iki örgüt demokrasi istedikleri için mi sizi destekliyorlar yoksa sizin kazanmanız halinde kendilerine güçlü bir alan açılacağına inandıkları için mi?

Soruyorum: Ne vadettiniz de bu iki örgüt canhıraş biçimde sizi destekliyor?

PKK’ya silah bıraktıracağınızı söylüyorsunuz. “Kürt sorunu”nu çözeceğinizi söylüyorsunuz. Ne âlâ! Keşke yapabilseniz. Kim karşı çıkarsa namert olsun. Lakin bunu nasıl yapacağınızı ve neyin karşılığında yapacağınızı bilmeye milletin hakkı yok mu?

Soruyorum: PKK silahlarını seçilmeniz halinde koşulsuz bırakma sözü mü verdi size? “Erdoğan gitsin yeter ki, biz koşulsuz silahlarımızı bırakırız” mı dedi size Kemal Bey?

Yoksa silahlarını bırakmaları karşılığında siz birtakım taahhütlerde mi bulundunuz? Sözgelimi, genel af gibi. Sözgelimi, Suriye’nin kuzeyindeki ABD destekli devletçiği tanımak gibi. Sözgelimi, PKK varlığının bulunduğu sınır ötesine hiç bir şekilde askeri operasyon yapmamak gibi.

Bu sözleri verdiğinizi iddia etmiyorum. Çünkü aleni bir biçimde çıkıp bunu henüz demediniz. Demedikleriniz üzerinden gizli niyet okuyuculuğu yaparak size haksızlıkta bulunmaktan şahsen imtina ederim bilesiniz.

Ama merak ettiğim için soruyorum: PKK’nın size duyduğu bu sevginin kaynağı ne? Sizi bu kadar canhıraş desteklemelerinin esbab-ı mucibesi ne? Dahası, sizin bu destekten hiç bir şekilde rahatsızlık duymamanızın sebebi ne?

Şimdi cevap verin lütfen bu sorulara. Ayrıca PKK’ya neyin karşılığında silah bıraktıracağınızı da açıklayınız ki bu bahiste size haksızlık anlamına gelecek yorumlarda bulunmasın hiç kimse.

Cevaplarınızı merakla bekliyoruz.

KUTUPLAŞTIRMAYA DAİR

Geçen Cuma günkü yazım siyasetin o kırıcı ve kıyıcı dilinin terkedilmesi, onun yerine daha kucaklayıcı ve kuşatıcı bir dilin esas alınması gerektiğine dairdi aslında. Ama nedense malum yandaş medyada o yazım içeriğinden bağımsız bir biçimde “kutuplaştırıcı-çatıştırıcı” bir bağlama oturtuldu.

Ben 15 Temmuz’da asker kılıklı aparatları aracılığıyla deviremedikleri Erdoğan’ı ABD’nin başını çektiği malum Batı blokunun sandık marifetiyle devirmek istediğini söylüyorum. O malum yandaş medya, “Ne yani, muhalefetin başka bir işi olabilir mi? Tabii ki Erdoğan’ı devirmek isteyeceklerdir” diyerek konuyu saptırma yoluna gidiyorlar. Daha doğrusu o Batı blokuyla örtüşen kendi pozisyonlarını örtbas etmek için çarpıtma yoluna gidiyorlar. Benim dediğimi, ABD’nin şimdiki Başkanı kendisi söyledi zaten. Türkiye’deki tüm muhalif unsurları tek cephede birleştirerek Erdoğan’ı ne pahasına olursa olsun devirmeye çalışacaklarını açıkça ilan etmedi mi?

Elbette iktidardaki Erdoğan’ı sandık yoluyla alaşağı etmek muhalefetin birincil görevidir. Bunda bir sakınca görenin demokratlığından kuşku duyulur. Lakin Erdoğan’ı devirmeyi emperyalist çıkarları için birincil görevleri sayan Batı bloku ile amaç birliği içinde olan muhalefet olgusuna dikkat çekmem, ABD Başkanı’nın sözünü ettiği proje bağlamında elbette gereklidir. ABD ve Batı bloku ile tam uyumlu bir düzen kuracaklarını açıklayan bir muhalefet blokunun durduğu yere göndermede bulunmam, katılmasanız da, sadece siyasal bir analizden ibarettir.

Diyeceğim o ki, vatandaşlar düzeyindeki kutuplaştırıcı ve çatıştırıcı her dile karşıyım. Vatandaşlarımızın siyasal tercihleri dolayısıyla suçlanmasına da şiddetle karşıyım.

Biz bir seçime gidiyoruz. Harbe değil. Vatandaşları birbirine karşı düşmanlaştıran her söylem bu ülkeye ve millete zarar verir.

Başkalarının kem dili bizim için ölçü olamaz. Biz sözün en güzelini en güzel biçimde söylemekle yükümlüyüz. Başkalarının yanlışı, bizim yanlışımız için zinhar emsal teşkil edemez. Etmemeli.

Kendini başkalarının diline ve davranışına göre konumlayanların farklılık iddiası yitip gider.

Türkiye hepimizin. Hiç birimizin bir diğerine imtiyazı yok. Kaybedenin dahi kazandığı hissine sahip olacağı kuşatıcı ve kendinden bilici özgürlükçü bir anlayışa hepimizin ihtiyacı var.

Birbiriyle hesaplaşan ve birbirini düşmanlaştıran kötücül öteki siyaseti yerine, biz farklılıklarımızla Türkiye’yiz ve biz birlikte Türkiye’yiz diyen bir siyasetin ikamesi için çalışmalıyız diyenlerdenim.

Değilse kazananın bile kaybedeceği bir Türkiye oluştururuz ki bu hepimize son tahlilde kaybettirir, biline.

#Kemal Kılıçdaroğlu
#FETÖ
#PKK
#ABD
#Mehmet Metiner
1 عام قبل
Kemal Bey’e soruyorum…
Hz. Âdem kaç yıl önce yaşadı?
Köprü
Yenildiler
Jeopolitik buhran
Ortadoğu’da bölgesel savaşın yeni aşaması