Yazarlar Asgarî ücret fıkrası ve kahramanlar

Asgarî ücret fıkrası ve kahramanlar

Mehmet Şeker
Mehmet Şeker Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Sene sonu yaklaşırken, asgarî ücret tartışmaları başlar, bitene kadar devam eder.

İşçi ve işveren temsilcilerinin yaptığı görüşmeler sonuçlanır, ücret miktarı açıklanır.

Yine de konu hemen kapanmaz, bir süre daha gündemde kalır.

Kimileri askerî ücretle karıştırsa da ne olduğu herkesin malûmu…

Bir de meşhur fıkramız vardır.

İş başvurusunda bulunan kişiye görüşme sırasında ne kadar ücret istediğini sorarlar.

“Boğaz tokluğuna çalışırım” deyince, karşısındaki yetkili şöyle cevap verir:

“Maalesef asgarî ücretten fazla veremiyoruz.”

*

Fakirlik sınırı ve açlık sınırı diye açıklanan miktarlar olmasa, bu sözlerin pek kıymeti kalmazdı.

Var ve resmî kaynaklar tespit ediyor o sınırları her sene.

Geçen yılki Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, ülkemizde asgarî ücretle çalışanların sayısı 6 milyon 390 bin kişi.

Aileler de hesap edildiğinde, geniş bir kesimi ilgilendirdiği açık.

Büyük kısmının çoluk çocuğu var.

Bir de üç beş kişi çalıştırıp asgarî ücrete dayalı maaş ödeyen küçük işletmeler var.

Bu itibarla asgarî ücret, yalnızca asgarî ücretle çalışanları ilgilendirmiyor.

BABA OLMAK

Gönül Dağı’nda bu hafta “baba olmak” üzerinde duruldu.

Maddî sıkıntılar da işlendi ama esas ele alınan, konunun manevî tarafıydı.

Bazen filmlerde dizilerde öyle hadiseler görürüz ki abarttıklarını düşünür, “Bu kadar da olmaz” deriz.

Hâlbuki gerçek hayatta karşımıza çıkanlar, bütün abartmaların üstündedir.

“Asgarî ücretli bir baba olmak” diye başlık açsak ve etrafımıza o açıdan baksak, neler görürüz!

Kayanın içinden ağaç çıkması ve yetişip meyve vermesi ne ki!

Ondan daha zor, hatta imkânsız görünenler çıkar karşımıza.

RİYAD TEZCAN

Mardin’den bir kahraman…

Ana dili Arapça’dır ve tek kelime Türkçe bilmez. Okulda öğrenir.

17 yaşından sonra gözleri görmez olur.

Liseyi ve üniversiteyi bitirir. 22 senedir Psikolojik Danışma ve Rehberlik öğretmeni olarak başarıyla çalışmaktadır.

İki çocuklu, eşi ölmüş bir kadınla evlenir, bir çocukları daha dünyaya gelir.

Riyad Tezcan’ın gözleri dünyayı görmez ama o çocuklarının mürüvvetini görmüştür.

Küçük yaşta tanıştığı sazla bütünleşir, besteler yapar. Seksen civarında esere imza atar.

Beklenen Serap adlı eseri Eşref Ziya, Mardin Dağlarında adlı eseri Erkan Oğur tarafından seslendirilir.

Mardin’de Görme Engelliler Özel Eğitim Sınıfını açar ve ilk öğretmeni olur.

Hikâye uzun. Sadece birkaç noktadan bahsedebiliyoruz.

Ayrıntısı Riyad Tezcan’ın “Siyahtaki Beyaz” adlı kitabında.

*

Oradan birkaç cümleye dikkat çekmek isterim.

“Yılın öğretmeni seçildiğimde beni sahneye davet edip duygularımı ifade etmemi istemişlerdi. Keşke demiştim, keşke bu ödülü babama verseydiniz. Çünkü o olmasaydı, ben burada olamazdım.

Beni iyi bir insan olarak yetiştiren, okutan, bana iş bulmak için gecesini gündüzüne katan, beni sevdiğim insanla evlendiren ve sıkıntılı zamanlarımda maddî – manevî hep yanımda olan babama teşekkürlerimi ve minnet duygularımı arz ediyorum.”

*

Şöyle devam ediyor Riyad Tezcan:

“Evlendiğimizde Merve sekiz, Sefa altı yaşındaydı. İlk babalık dersini Sefa’dan aldım. O iki yaşındayken kaybetmişti babasını. ‘Bana oğlum diye hitap eder misin’ dedi. Kabul edince ‘Şimdi diğer odaya gideceğim, sen de beni oğlum gel diye çağır.’

‘Oğlum yanıma gel’ diye çağırdım.

‘Geliyorum baba’ diyerek koştu ve sarıldı.”

O küçük çocuk büyüyüp evlenir ve çocuğuna üvey babasının adını verir.

Sevgi neydi?

Sevgi emekti.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.