Yazarlar Kudüs kararlarının etkileri ve yansımaları

Kudüs kararlarının etkileri ve yansımaları

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Kudüs meselesi; son yüz yıldır, İngiliz işgaline uğramasından itibaren bölgemizin birinci derecede sorunu olmuştur. Kudüs’ün 1948’de bölünmesi, 1967’de Doğu Kudüs’ün de İsrail tarafından Batı Şeria ile birlikte işgali, 1969’da Mescid-i Aksa’nın yakılması, sorunu daha da katmerleştirmiştir. Donald Trump’ın son kararı ise Kudüs meselesini dünya gündeminin zirvesine taşımıştır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Müfit Yüksel : Kudüs kararlarının etkileri ve yansımaları
Haber Merkezi 02 Aralık 2017, Cumartesi Yeni Şafak
Kudüs kararlarının etkileri ve yansımaları yazısının sesli anlatımı ve tüm Müfit Yüksel yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

İslam İşbirliği Teşkilâtı Konferansı, aldığı kararla Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bazı ülkeler üst düzeylerde iştirak etmese de Kudüs konusunda net bir ortak tavır/duruş sergiledi. Yanısıra, İngiltere, Fransa ve İtalya başta olmak üzere Avrupa ve Avrupa Birliği ülkeleri de Trump’ın bu kararının BM’nin konuya ilişkin kararlarına aykırı olduğunu ve tanımayacaklarını açıkça deklare ettiler.

Ancak bunun yanısıra; Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Bahreyn’in İsrail ve Evangelistlerin kampında yer alan bir tutum sergilemeleri sözkonusudur. Mısır’ın Enver Sedat idaresi döneminde, 1977’den itibaren İsrail’e yanaşması, Suudi Arabistan’ın 1982’deki 'Fehd Planı' ndan beri böyle bir politikaya yönelmesi bilinmeyen bir husus değildir.

Sadece Kudüs değil, Hicâz/Haremeyn’in konumu/statüsü de öteden beri zihinlerimizi meşgul ve rahatsız eden bir husus... Nitekim yıllardır bu konuda biz de onlarca makale kaleme alıp yayınladık. Haremeyn-i Şerîfeyn'i elinde tutan Suudi Arabistan’ın Haremeyn’in ismet ve sıyanetini/hürmetini muhafaza etmediği de açık. Neredeyse tüm İslâm-tarih eserlerinin bir bir ortadan kaldırılıp, betona dönüştürülmesi, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin görünüm olarak neredeyse Manhattan, Chicago ve Detroit’e dönüştürülmüş olması da kahredici bir gerçek. Haremeyn’de hal böyle iken, İsrail işgali altındaki Kudüs’te -kazı yapılan birkaç alan dışında- neredeyse tüm tarihi yapıların muhafaza edilmiş olması da çok ciddi bir çelişki arzediyor.

Heleki, Suudi Arabistan’ın yeni Veliahd Prens ile birlikte parçalanma riskinin iyice zirveye tırmandığı şu dönemde Haremeyn’in/Hicâz’ın gelecekteki konumu/statüsü çok daha fazla önem arzetmektedir.

İsrail; işgal altında tuttuğu Kudüs’ü tümü ile başkent haline getirip, Harem-i Şerif’e yönelik projelerini gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. İsrail’in Kudüs’ün statüsü ve mukaddes mekanlara yönelik Siyonizm’e dayalı niyet ve projeleri ve bu yöndeki adımları uzun vadede de olsa bir bir gerçekleşmektedir. Bunun karşısında da bölgede dengeleyici veya bu adımları durduracak potansiyeli barındıran güçler, yüz yıldır birer birer tasfiye ediliyor. Bölgenin iki önemli gücü olan İran’ın sekteryan yapısı, Türkiye’nin de ülkeyi güneyine yani Orta Doğu’ya on yıllarca yabancılaştıran, bağını kesen resmî ideolojinin etkisinin çok uzun sürmesi; Arap Baharı/Hazanı’nın sadece İsrail’in çıkarlarına hizmet eden -özellikle Suriye özelindeki- yıkıcı etkisi; Kürt meselesinin geldiği nokta, Kürt kimliğini rehin alan/gaspeden PYD/Siyonizm koridoru karşı manevra kabiliyetini bir hayli azaltmaktadır. Buna rağmen İslam İşbirliği Teşkilâtı'ndan çıkan karar önemli bir adım ve Türkiye’nin başarısı’dır. Yine, karar sürecine Rusya ve Venezüella gibi farklı ülkelerin dahil olması da aynı şekilde önem arzetmektedir.

Bu sürece Hindistan, Brezilya gibi baska ülkelerin de dahil edilmesi daha da güç kazandıracaktır. Sürece, Arnavutluk ve Bosna-Hersek’in yanısıra, Kosova ve Makedonya gibi Balkan ülkelerinin de dahil edilmesi hem bu Balkan ülkeleri hem de Türkiye için yararlı olacaktır. Kosova ve Makedonya’nın da İslâm İşbirliği Teşkilatı'na bir şekilde dahil edilmesi de aynı şekilde gerekli bir adımdır.

Yine de bu kararın tek başına bırakılmayıp, Trump’ın kararına ve İsrail’in hamlesine karşı bir direnç hattı oluşturup, caydırıcı niteliğe bürünmesi için çaba sarf edilmesi elzemdir. Bunun içinde İslâm İşbirliği Teşkilâtı Konferansı'nın aldığı bu kararın Avrupa ve Avrupa Birliği ülkelerinin Kudüs’ün ‘İsrail’in başkenti’ olarak tanınmasına karşı tutumu ile biraraya getirilerek güçlendirilmesi gereklidir. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa ve Avrupa Birliği ülkelerinin müzaheretine sahip olunması, kararı güçlendireceği gibi caydırıcı niteliğe bürünecek şekilde bir direnç hattı oluşturabilecektir.

Tüm bunların yanısıra, Donald Trump ve Evangelist Neoconlar'ın Siyonizm’i arkalayan politika ve kararlarına kaşı bir tutum içindeki lobi ve güç dengelerinin de desteği Türkiye ve diğer İslâm ülkelerinin Filistin davası konusunda elini daha da güçlendirecektir.

Not: Hatay/Antakya’dan herkese selamlar.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.