
Genç kızların üniversite kapılarından geri çevrilmesi, din eğitimi için yaş sınırlaması getirilmesi gibi adımlar, hep laiklik adına veyahut irtica ile mücadele için atılıyor.
Bu gerçek meydanda iken, hükûmetin veyahut Parlamento''nun bağımsız iradesinden söz edilebilir mi? Mevcut hükûmet dahi, bazı telkin ve tavsiyelerle kurulmadı mı? Parlamento muhafazakar bir çoğunluğu yansıtırken, Bakanlar Kurulu farklı bir yapıda oluşturulmadı mı?
Geçtiğimiz gün (Çarşamba günü) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kanununda gerçekleştirilmek istenen değişiklik dolayısıyla, Meclis''te bir konuşma yaptım. Baktım, Sabah gazetesi haberi, "Ilıcak gene gerdi" başlığı ile vermiş. Milliyet, "Meclis''te kavga" başlığını kullanmış. Oysa, konuşmamla ne ortamı gerdim, ne de Parlamento''da kavga çıktı.
Ayrıca Meclis kürsüsü, serbestçe düşüncelerinizi söylemeniz için var. Bu düşünceler her zaman hoşa gitmeyebilir de.
Benim sözlerim, meşhur hikayedeki gibi, "Kral çıplak!" anlamına geliyordu.
Kral, terziler arasında müsabaka açmış. En güzel kıyafeti diktiklerini iddia eden iki dolandırıcı terzi, hayali bir kıyafeti, Kral''a takdim etmişler, işlemelerini, süslerini anlatıp durmuşlar. Sonra da ballandıra ballandıra tarif ettikleri bu kıyafeti, sözüm ona, Kral''a giydirmişler. Terziler, ancak akıllı ve dürüst olanların bu kıyafeti görebileceğini söylemiş. Akıllı ve dürüst görünmek için, başta Kral olmak üzere, herkes kıyafeti öve öve bitirememiş. Bu yüzden Kral, mevcut olmayan bir elbise ile, don paça sokağa çıkmış. Hiç kimse, gerçeği söylemeye cesaret edemiyormuş. Alkışlar ve büyük tezahürat arasında, bir çocuk sesi duyulmuş: "Kral çıplak!"
İşte bendeniz de, malûmu ilân ettim: "Kral çıplak" dedim.
Bir fikir vermek için konuşmamdan bir bölümü okurlarıma sunuyorum:
"Anayasa''nın 138''inci maddesinde ''Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez'' deniliyor; ama, buna rağmen, brifingler tertip edilmiştir. O brifinglerde yargı mensuplarıyla askerler birbirlerini alkışlamışlardır. Ayakta alkışlamışlardır; sormak istiyorum: Anayasayı ne güzel çiğnedik diye mi birbirlerini alkışlamışlardır? Adaletin üstüne gölge düşürdük diye mi birbirlerini alkışlamışlardır?
Bugün, milletin egemenliğine ortak olan organlar üzerinde hâlâ telkinler ve tavsiyeler maalesef bulunmaktadır. Hatta, hükûmetin bile üzerinde telkinler ve baskılar vardır şüphesini taşıyoruz. Çünkü, bu 312''nci madde değişikliği ne zaman gündeme gelse ve Sayın Adalet Bakanı''na bu teklif sunulsa, kendisi, her zaman, bir olumsuz konjonktürden bahsetmektedir. Nedir bu olumsuz konjonktür? Eğer bir vesayet söz konusuysa, gelin bize, biz sizi desteklemeye hazırız diyoruz; kurtulun bu vesayetten, milletin iradesini hakim kılalım.
(Mustafa Güven Karahan - Balıkesir: Allah size muhtaç etmesin)
Allah bize muhtaç etmesin; siz vesayet altında olmaya devam edin efendim.
Bugün olmasa bile, daha güzel yarınlarda, biz Fazilet Partisi iktidarı olarak, bu milleti er geç devreye sokacağız. Millet, demokrasinin dolgu malzemesi değildir, bunun anlaşılması lazım. Millet, iradenin gerçek sahibidir."
Konuşmamın bir bölümünde, yargı üyelerinin maddi olarak da teminat altına alınma gereğini, geçim sıkıntısına düşmemelerinin önemini, vurguladım. Hürriyet gazetesinde yayınlanan tablodan yararlanarak bir mukayese yaptım: "Sayın Bakanımız Hikmet Sami Türk''e, devlette maaş sıralamasını gösteren bir liste sunulmuş. Bu listeye göre, Anayasa Mahkemesi Başkanı bile, 31''inci sırada yer alıyor. Yargıtay üyeleri 76''ncı sırada bulunuyorlar. 1979''da Korgeneral seviyesinde maaş alan yüksek hakim ve savcılarımız geçen 20 yıl içinde, Korgeneral''e göre % 20 daha geriye gitmiştir. Bir kıdemli Başçavuş, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay üyelerinden, Yargıtay ve Danıştay Daire başkanlarından daha yüksek maaş almaktadır. Elbette biz başçavuşun maaşı geri gitsin istemiyoruz. Memleketimize hizmet eden, memleketimizin temel taşlarını oluşturan bütün bu kişilerin (askerlerimizin, polisimizin, hakim ve savcılarımızın, öğretmenlerimizin) maaşı yükselsin. Güzelde, iyide birleşmeyi arzu ediyoruz."
Konuşmamın sonunda, Yargıtay Başkanı Sami Selçuk''un "Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne" adını taşıyan kitabında okuduğum bir olayı anlattım:
"Tarihin bir döneminde Galyalılar Roma''yı kuşatır. Galyalı komutan Brennus, belli bir miktarda altın verildiği takdirde bu kuşatmayı kaldıracağını, söyler. Fakat tartıda hile yapar. Romalılar, itiraz eder. Bunun üzerine muzaffer komutan Brennus, kınından kılıcını çıkarır ve terazinin öbür kefesine koyar, kılıcının ağırlığı ile adalet terazisini bozar. Biz Fazilet Partisi olarak, Brennusların kılıçlarını kınlarında tuttuğu, hukukun üstün olduğu bir ülke talep ediyoruz. Dört yıldızlı irade değil, milletin iradesinin geçerli olmasını arzu ediyoruz. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)"
28 Şubat''tan beri, ortada bir vesayet hali olduğu belli. Nitekim, vatandaşlarımızın din eğitimini düzenleyen, yaz Kur''an kurslarının kurulmasına ilişkin kanun tasarısının görüşmeleri sırasında, DYP''li Ayvaz Gökdemir ve FP''li Mehmet Çiçek de bu gerçeğe dikkatleri çekti.
Ayvaz Gökdemir, MHP''lilerin, Milli Eğitim Komisyonu''nda önce yaz Kur''an kursunda yaş tahdidinin kaldırılması istikâmetinde görüş bildirdiklerini, sonra da fikir değiştirdiklerini söyledi: " Milli Eğitim Komisyonu''nda konu tartışılırken, son derece saygıdeğer mütalâada bulunan, mütalâaları bizim mütalâamızı gereksiz hale getiren; fakat, sonra, birtakım siyasi esintilerle kendi mütalâaları istikâmetinde el kaldıramayan arkadaşları, milletin vekili oldukları, milletin huzurunda oldukları, Allah''ın huzurunda oldukları yolunda ve asla iradelerinin bir vesayet altında olmadığını göstermenin imtihanında oldukları hususunda uyararak sözlerimi bitirmek istiyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)"
Bilhassa, "4 yıldızlı irade" kelimesine tepki gösteren DSP''lilere bir tavsiyede bulunmak istiyorum: "Kral çıplak" diyenlere kızacaklarına Kral''ın çıplak gezmesini engellemeğe çalışsınlar.
----------------------------------------------------
9''uncu İdare Mahkemesi: "Bandrol ücretinin gecikme faiziyle birlikte asıl borçlu durumunda olan Akşam gazetesinden alınması gerektiğini, ancak bu alacak tahsil edilemediği takdirde, müteselsil borçlu olan Mehmet Ali Ilıcak''ın üzerine gidilebileceğini" belirtmiştir.
Görüldüğü gibi, birinci derecede ödeme mükellefiyeti bile bulunmayan Mehmet Ali Ilıcak''ın henüz Akşam gazetesi ile TRT arasındaki ihtilaf sona ermeden suçlu olarak mütalâa edilmesine imkân yoktur.
Mehmet Ali Ilıcak, asker kaçağı da değil. Yurt dışında çalıştığı için, ABD''de bulunuyor. Bu suç mu?
Ecevit''in yakışıksız ve mesnetsiz iddiaların sahibi milletvekilinin hafifçe kulağını çekmesi gerekiyor diye düşünüyoruz. Bu zat eğri otursa bile doğru söz sarfetmeğe gayret etsin.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.